Serbest vuruş Fenerbahçe'nin...

Vuruş. Serbest. Daha on dokuz yaşında. Çok serbest vurdular yavruya. Vurdular.. Serbest kalmasınlar. Vurmasın Fenerbahçe, serbest atış kullansın.

Okulda da olurdu ya, çok iyi geçmiş sınavı tekrar tekrar hatırlamak hoş olurdu. Pazar gecesi de böyleydi. Dudaklara ilişen sebepli sebepsiz gülümsemeler, pazartesi gazetelerinin yüze gülme ihtimali, o bir türlü eksilmeyen heyecanıyla aşık halleri, radyoda Mesut Bahtiyar!!! Tekrarını izlemek, o sesleri duymak, sevinçlere gark olmak, sonunu bilsen de yerinde duramamak fani dünyada başa gelen pek kıymetli sevinçlerden. Bu defa öyle olmadı bana, spikerin durum tespitine takıldım kaldım:

“Serbest vuruş Fenerbahçe’nin!”
Vuruş. Serbest. Daha on dokuz yaşında. Çok serbest vurdular yavruya. Vurdular da vurdular. Serbest kalmasınlar. Bu tarif de değişsin, vurmasın Fenerbahçe, serbest atış kullansın. Çıkmıyor akıldan yoksa. Yeni yılda hüzünler, sonu gelecek hasretten olsun sadece. Caner çok mutlu olsun. Gökhan Gönül’ün canı hiç acımasın. Kimsenin acımasın elbet, ama o her evin pamuklara sarma ihtiyacı duydurtan yavrusu, vurmasınlar orasına burasına. Mert Günok ve Hasan Ali Kaldırım “Daha çok genciz, bekleriz yahu” desin, küsmesin. Bünyelerde arazlara neden olan, alışık olunmayan bu huzur ortamı sürsün de sürsün. İncelikler sarsın dört bir yanı. İhsan hanım’ın yanındaki koltuk, hep böyle şefkatle dolsun. Mehmet Topal, eşiyle yoksul çocukların yüzünü güldürmeye devam ettikçe kendi evlerine de sevinçler aksın. Topal, hiç sakatlanmasın, Efendi Mehmet, Mehmet Efendi!!! ‘Yabo dayı’ ve yeğeni Topuz, böyle akraba olunur örneklerine devam etsin. Kuyt’a komşu çukulata fabrikası açılsın. Balıkçı babadan öğrendiklerini unutmaz zaten, çocukları çok şeker yesin. Sow, Emenike kardeşler, Webo Abi’den feyz alsın, Webo Abi de onların beklenmedik çalımlarını hatmetsin, şov da seviyor ahali, doymazlar zaten. Baroni’ye her kızıldığında, Ali İsmail için takımda kaldığı varsayılsın. Egemen zaten o güzel soyadının hakkını vermeye devam ediyor, böyle kalsın. Entelektüel Bekir, takımın sözcüsü olsun. Serdar Kesimal ve Kadlec, yakışıklı kontenjanından aşama yapsın. Holmen’i anlamayan Erten Ersu’ya aşina değiliz denmesin, her şeyin bir zamanı var!!! Görecek günler var daha, öyle değil mi Emre? Volkan, baba olunca, yüzüne İhsan Hanım’a sarıldığı andaki melek ifade yerleşsin, çıkmasın. Alves ve Raul yazık gurbetteler, Selçuk Şahin onlara da destek olsun, sabır ve hoşgörü abidesi topu istediği yere atsın!!! Berkin uyansın. Berkin uyansın. Berkin uyansın. Salih Uçan dünya onu izlemeye başlamadan dünyayı izlesin. İyi insanların dilekleri hayat bulsun. Alper Potuk şahane futbolcudur olarak anılsın. Gidenlerin yolu açık olsun, Verdikleri küçücük sevinçler bile unutulmasın. Ersun Yanal’ın kalbi hiç yorulmasın, iyi dinlensin. Bir de Kırmızı Pazartesi’deki kapı açılsın. Sayın Marquez, acaba bu haliyle yeniden yazılabilir mi? Çok üzülüyorum. Diyeceksiniz ki, o kapı açılırsa roman olmaz ki... Olur olur, bizim dizilerden alışkınız, her şey rüyaymış mesela ha, olmaz mı? O kapıları açmayı öğreniyoruz buralarda. Tribünlerin şakımasıyla mesela! (Ne de olsa Kanarya!)

Mutlu yıllar iyi insanlar.