Sevilla'dan bildiriyorum!

Hani Sevilla deplasman takımıydı? Neden şimdilerde sahasında harikalar yaratır tarifiyle yer aldı hayatımızda acaba? Ahalinin sebze çorbasına döndürülen aklından ne isteniyor?

Hani Sevilla deplasman takımıydı? Neden şimdilerde sahasında harikalar yaratır tarifiyle yer aldı hayatımızda acaba? Ahalinin sebze çorbasına döndürülen aklından ne isteniyor?
Genel eğilime uygun bu haşin girişten sonra itiraf ediyorum: Ben bu satırları yazarken, arka sayfalardaki "Ankaragücü'nden alınan bir puan kazançtır " mealindeki Zico yorumuna sığınıyorum
Oysa siz bu satırları okurken, çoktaaan Endülüs'e varmış bulunuyorum.
Kabul, biraz erkenden. Ancak bir temel eğitime adadım kendimi.
Edu'ya solum soğan / sağım sarmısak / solum soğan / sağım sarmısak öğreteceğim. Gerisini biliyor zaten. Oldukça hareketli bir haftanın ardından gene, toplasak hayatımızda on beş-yirmi cümle oldu. Ankaragücü oyuncularının, özellikle Kejo, Önder ve Colin Kazım'a gösterdikleri şefkat, zapt edilemeyen aşırı sevgi dokunuşları gözden kaçmadı.!!!
Serdar'a kavuşmak, onun "Nerde kalmıştık?" güveniyle sahnelenince pek güzel oldu. Elde kalan budur. Hiç hatırlamam bezgin ve isteksiz Kanarya'nın, şöyle bir son dakika golüyle puanlara kavuştuğunu. Çarşamba akşamı da, pek hasret çektiği dayatılan ya da varsayılan kupadan elenmişti. Fred Çakmaktaş çok sempatikti. Sarı lacivert forma da pek yakışmıştı. Ne çok severdik onu, Wilma'yı... Birinin de tam adını öğrendik; Cassio de Souza Soares Lincoln! Buyrun bir Souza daha! Ama de Souzalar'ın neresindenmiş, onu öğrenemedik. Üstelik ülkece Portekizceyi sökmeye çabaladığımız günlerde, kendisinin bir lisan bir insan anne baba nasihatine yabancı kalmasını yadırgadık doğrusu. Haluk Ulusoy'un taraftarı olduğu takımın maçına artık rahat rahat gitmesi onun adına pek sevindirici bir gelişmedir, buna da sevindik.
Saracoğlu'ndaki beraberlikten sonra, Galatasaray için Fener'e kök söktürdü - Fener'e adım attırmadı yorumlarına pek üzülmüştük, ezeli rekabet böyle öğretilmemişti, denk güçlere böyle denilmezdi, pek nazik değildi bu iltifatlar aslında, bunu fark ettirmek de bu sütuna kaldı ya, ben ona yanıyorum!!!!! Memleketimizin, tarif-kavram, neyse işte değiştirme hızına ve yeteneğine adım uydurmak çok kolay değil. Ama dalgınlığımızın pek güzel tarifinde olduğu gibi: Dün ne yediğimi sor, hatırlamıyorum. Her tarafa sirayet etmiş bulunuyor. Dün "Fikstüre bir derby gelip çatsa da şu yurtdışı faslını unutsak" diyen kimdi, bugün kim? Önde olan, bunu dün mü isteyen, bugün mü?
Her neyse ama eleştiriler de haklı yani...
Eh Fenerbahçe, tam 10 ay geçti bir kupayı kaldırmayalı... Yalan mı? Hatırlıyorum taa geçen Mayıs idi, İzmir idi. Bir buket her neyse daha, başarısız hakemlere, gereksiz cümleler ile haklının haklılığını yıpratan resmi sitelere sunuyorum... Sen bunlara aldırma bugünlük Alex de Souza.
Burası da Asbat değil Gökhanım, maalesef Bitez yalısı bile değil, Eindhoven varsay mesela... Koşunu tutturduğunda Hollandalı tribünlerden arşa yükselen hayranlık nidaları benim kulağımda hâlâ. Hepiniz topla oynamayı çok seversiniz, biliyoruz. Katı kurallar manzumesi değil ki futbol, bu sevginin bir anlamı olmalı. Elbette, rakibin de çok iyi biliyor bunu. Yoksa en iyi takım denmezdi ki onlara... Top hazretlerinin hanginizi daha çok seveceği belirleyecek, kimin sevineceğini. Ben seni sevdiğimi her seferinde dünyalara bildirdum Fenerbahçe, kusura bakma, bugün mazeretim var, uzatırsam gene aman sakatlık olmasın tatsızlık olmasın sıradan cümlelerini tekrarlayacağım...
Önce Zico'ya sığınıyorum, sonra Edip Cansever'e 'gıyabında' teşekkür ediyorum: Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere / Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden / Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen / Sevdayı / Ve köpüklendir / Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın / Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten / Öğrenmez ama öğretir mutluluğu / Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi / Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına / benzemeli / Var eden kendini birincisinden / Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.