Skor her şey değil(mi)dir!

Günah çıkarma günlerindeyiz. Yani pozisyonların dar açı / geniş açı, daha da dar / geniş, en dar / en geniş açılarla değerlendirildiği, diyelim dört </br>otoritenin pek hassas kararlara dört ayrı 'kesin' yorumlarıyla...

Günah çıkarma günlerindeyiz. Yani pozisyonların dar açı / geniş açı, daha da dar / geniş, en dar / en geniş açılarla değerlendirildiği, diyelim dört
otoritenin pek hassas kararlara dört ayrı 'kesin' yorumlarıyla, her pazartesi sabahına mutsuz ve şaşkın uyanan memleket evlatları yarattıkları bir dönemin sonuna (umarım) gelirken, alışkanlıklardan çok kolay uzaklaşılamayacağı da belli oldu. 'İnsanlar futboldan soğudu' kılıfıyla sorumluluktan uzaklaşmayı istemek anlaşılabilir. Doğru cümle 'soğuttuk' olsa da. Sezona Galatasaray'a övgülerle başladık. Fenerbahçe iyi başlamadı. Heyecan veren karakter oyuncularından Gençlerbirliği'nin yokluğuna, Kayseri ve Trabzon da eklenince, haftalık hafızalarla yaşatılan ahalinin geçici keyifleri, Oftaş ve İstanbul BB dolaylarına yöneldi bir ara. İddiası iddiasızlığında gizlenen Sivasspor da tepeye kuruldu, 'yüzen oyları' aldı, çok kalp kazandı. Fenerbahçe puanlarını yükseltti, tepede birbirine yakın 'Ne senle / ne sensiz yaşanır'lar klasik tabloyu oluşturdu.
Eee? İşte, neden neden uzaklaştılar ki günlerinde, dikkatleri skorlara bağlamamalı, ne güzellikler de oluyor değil mi, az onlardan da söz etmeli kalemleri, ekran yüzleri, sezon sonu değerlendirmesinde aslına 'rücu' etti: Ne haksız eleştirmişiz Beşiktaş'ı, sadece üç puan geride / ne gereksiz övmüşüz Fener'i şu kadarcık puan farkı için mi yaniler geri döndü. Yüz bin kere tövbe edip, gene sigara içildi. (Şaraba kıyamadım!) Yani varsa yoksa puan. Puanın var mı itibarın var, özet.
Öyleyse yaşasın Şanlı Urfa! Bir dahaki karşılaşmalara kadar. Televizyon aracılığıyla izlenen Kayserispor-Fenerbahçe uykudan öncesinde de en tatlı fasıl, fedakâr seslerin 'her yerde her zaman / en büyük Fener' komutuydu. Havayı bilmeyen, niye bu kadar sinirli tezahürat acaba diyebilirdi ama, muhtemelen heceler havada donmasındiye hızlandırılmıştı beste. Ali Bilgin ve Önder Turacı'nın toplanmış saçları, her an oyuna girecekmiş gibi ısınan Volkan Ballı'nın zıplamaları,Volkan Demirel'in teknik ve artistik puanlamada birinciliği, Gesi bağlarında dolanamıyorum ortak şarkısı ile geçti gitti. Zaten sırtında 'Toledo' yazan yaramaz, ekran başındakilerin bile konsantrasyonunu bozduysa, adının her söylenişinde 'Sevilla'yı akla getirdiyse, neylesin Zico! Sekiz yaşındaki Fenerli misafirimin Kayserispor'un golü ofsayttan verilmediğindeki 'eyvah, şimdi hep bunu konuşurlar' kaygısını, 'e Fener'in Antep'e attığı nizami gol iptal edilmişti, kimse konuşmadı" cevabıma, 'a, öyle mi hatırlamıyorum!' karşılığı da dikkat çekicidir efenim.
Reading'in kadrosunu ezbere sayan, Pendikspor'u pek iyi hatırlayan!!! birinden söz ediyorum. Ama ne yapsın, Lüleburgaz / İnegöl / Erzurum değil, Fener'in yenildiği Pendik jenerik oluyor. Durmadan o hatırlatılıyor! Cazibe merkezi sevdiğim, soğuk / sıcak oyununa Antalya'da devam ediyor şimdi. Portakal ağaçlı güzel şehre bakıp bakıp, Mart başı gideceği diğer portakal şehrinde yabancılık çekmemesi iyi olur. Hem de çok iyi olur. İsterse Roberto Carlos'a sorsun. Nöbetçi öğretmen o olsun. Resim öğretmeni de Alex.