Şu Kanarya meselesi: Lacivert çizgi!

Büyüklenmenin sonu yok! Ayrıca, uyarla bakalım "Son dakika" gollerini boğaya, oluyor mu? Kanarya güzeldir. Biriciktir. Değiştirilemez!

Kutlamalar için bahaneler tükenmez topluluğunda, bir Bağdat Caddesi gecesi idi. O tarihteki bahane 100. yıl. Koca cadde, iki tarafında çubuklu kaynıyor, ortadan görkemli mi görkemli süsler püsler içinde dünya güzeli dansçılar geçiyor, görsel bir şölen parmak ısırtıyor, o sıradaki nöbetçi marş ‘Brazil’ alkışlar eşliğinde söyleniyor. Fakat coşkunun zirveye ulaştığı an, 100. yıl marşının kulaklara üflendiği an. Kendi kendime demiştim ki, bunca masrafa ne hacet, çaldır şu marşı, öğretmen öğrenci, omuzlardaki çocuklarla dedeleri, nişanlılar evliler, flört aşamasındaki yavrucağızlar, sınıf ayrımsız bir bütün olunuyor ki aman aman!!! Herkesin sol kolları havada, lay-lay-lay-laralay sarmış dört bir yanımı. İşte bu ahali, her sezon başı yeni formalara söylenir ama az soora dayanamadım şundan aldım, evet çok da bayılmadım ama almak lazım deplasman için, aslında yakından bakınca güzel güzel valla güzel bahaneleriyle aidiyetlerine seve seve, sorgusuz sualsiz harcarlar. Kombine sahipliği zamları, rakip kulüplerin bilet fiyatındaki istismarları, homurtu düzeyine varmayan sitemlerle geçer gider. Hatta fedakarlık dozu arttıkça bu da mı aşk değil demenin dayanılmaz hafifliğiyle uçarlar. Kanaryadır onlar. Cihat Arman’ın kazağı giydiği günden beri. Simgesi, kıymetli bir oyuncusundan mülhem kaç kulüp vardır ki dünyada? Sıradışı. Güç yarışını şekilde aramayan benzersiz bir özdeşlik. Ara ara rahat batar tabii. Hep iyi zamanlarda. Birkaç yıl önce de, kanarya pek minik kalıyor... Kadıköy’de boğa heykeli, boğa güçlü, boğa hırslı, boğa kızgın... benzeri canımı sıkan bir gündem şöyle bir yokladı geçti. Aslan ve Kartal ile bir arada proporsiyon olarak falan filan... Bugünlerde, üstelik maalesef oğlum dahil yeni neslin pek sıcak baktığı boğa faslı gene kafa karıştırıyor.

İstanbulspor unutulmuş olmalı, Istanbulls idiler yanlış hatırlamıyorsam. Ayrıca, benim gibi fıkra öğrenme engellisi birinin bile aklında kalan fıkrada olduğu gibi (Aslan, tavşana demiş ki, “Ormanlar kralı kim”, “Sensin aslanım...” Kaplana, kurda, bil cümle orman ahalisine aynı soruyu sorup, “Sensin aslanım” cavabını almış. Fil’e de sormuş. Hortumuyla aslanı bir ağaç altından tee uzaktakine fırlatınca, silkelenmiş, ufak sesiyle “Ne kızıyosun yahu, bilmiyosan bilmiyorum de!” demiş). Büyüklenmenin sonu yok! Ayrıca, uyarla bakalım “Son dakika” gollerini boğaya, oluyor mu?

Oysa, “Seni sevdim seveli / kanaryam / oldum gönül veremi... Bu durumların pek hisli bir şarkısı olarak mevcuttur. Sen aklıma geldikçe / kanaryam... diye devam eden şarkı, kan

damlar yüreğime / bal damlar yüreğime olarak, yemeklerden sonra bir kaşık alınabilir. Şereftir seni sevmek / sana kanaryam demek, cabası!!!

Seni çok sevdiğimi anlatıyor duruşum / Kanaryam güzel kuşum klasiği de, gene her duruma uyar.

Hüzünlü bakma öyle malum durumlarda, benim şarkımı söyle sevinçlerde. Gönlüm senin kafesin güzel sözler. Değiştir, değiştir, harca, harcat, yarış marış tamam da dokunulmazlar vardır. Büyüklük zaten, başka bir büyüklük değil midir?

Dario Moreno’nun kemikleri sızlamaz mı? Sana kızamam / seviyom seni candan / bakışların pek yaman / benim sarı kanaryam!

Çok istenirse, hakikatlı yar isen, boğa tişörtü yap Fenerium’a!!! Şaka bir yana, Kanarya güzeldir. Biriciktir. Değişmesinin konuşlması bile üzer. Lacivert çizgidir. Sarı Kanarya! Kanaryasın sen, bizim canımız.