Tek kimliğim benim / Biricik sevgilim!

Pek kederliyim. Güiza?dan bile çok.Yok, sebebi tebdil-i kıyafetiyle de olsa, ilk anda tanıdığım Sandro M. değil,takım arkadaşları da değil.

Pek kederliyim. Güiza’dan bile çok.Yok, sebebi tebdil-i kıyafetiyle de olsa, ilk anda tanıdığım Sandro M. değil,takım arkadaşları da değil.
Lig TV’nin dakikalarca ‘Hacetepe’ (Hacet’i pek nazik bulmadılar sanırım, iki ‘t’ye epey
zorlanarak geçtiler!) olarak sunduğu takımın, yıllar önceki tezahüratı çok sevimliydi!
Tren gelir hoş gelir melodisine, Hacettepe hoş tepe/ ley ley limi limi ley/ odaları boştepe / mini mini ley ley gibi bir şeydi. Hoş ve boş kafiyesi, müthiş bir yaratıcılık örneğiydi kuşkusuz, anlamın ne önemi var! Türkiya’nin Fiorentinası renkleriyle bozkırda bir vaha gibiydiler.(Tamamen uydurdum, aslen hatırladığım tek şey o tezahürattı, zaten bozkırda vaha olmaz, kara iklimi çok kötü bir şey değildir(di).) Neyse işte, Oftaş sendromundan, Fenerbahçe’nin narin psikolojisi kurtulsun diye kılık değiştirmişler ama, başta da söylediğim gibi, gerçi bu defa sırtını göremedim- Sandro M. yazılınca, benim canım Sandrom gibi oluyor, bu kadar yakınlaşınca da rakip gibi görünmüyor, of of.
Zaten haklarında konuşmamaya kararlıyız beyefendilerin turkuaz  seçimi şaşırtıyor.
Ah, aklıma geldi, hep hatırlatacaktım:
1. haftanın turkuazlı beyefendisi, Güiza’ya yapılan penaltıyı vermemişti. Üçüncü haftanınki de oldukça berbattı. Berbatov! Sahi, Berbatov ve Kaka Türkiye’ye gelse telaffuz sorunu yaşamiyciz. O halde, bu bağlamda itiraf edeyim, yazıldığı gibi okunan yabancı hakkımı kullanıyorum: Altın tasta üzüm var / Fabregas’da gözüm var. Maldonado kalsın Fabregas gelsin.
Helak ediyorum kendimi, maksat memleket sporuna faideler sunmak. Bir faideli yorum da Milli Takım için lütfedeyim. Fatih Terim kalacaksa, Adana 5 Ocak, Kamil Ocak, Mimar Yahya Baş, Avni Aker, neyseler, hepsi olur ama Şükrü Saracoğlu hayır! Bkz.İsviçre / Belçika. Çünkü hakemler de insandır, imparatorlar da. Hatıralar sarabilir dört bir yanlarını. En unutmak istedikleri geceler orada olabilir. Bu da sinir katsayısının tavan değerlerine erişmesine yol açabilir.
Burdan, bir diğer gerçeğe al da at pası veriyorum: Herkes insandır, futbolcular çelikten robot. Onlar, yeterince sevinirse kart görür, hepimizin onda biri kadar söylenirse gene kart görür.Anladım artık, onlar insan kategorisine ancak yorumcu olduklarında alınırlar.
Bu yazının asli meselesi, neden kederli olduğumu anlatmaktı, gene unuttum!!!
Şundan: Bir kısım diyemiyorum, her kısım medyada, ön sayfalar ya da aralarda yer alan
Deniz Feneri haberlerinden şikâyetçiyim. Çünkü,artık tembellik mi desem, yerim dardan mı desem,tam adı yazılmıyor çoğu zaman, Fener aşağı, Fener yukarı!!!
Canım sıkılıyor. Sevdiceğimin adı, o derneğe yakın durdurulmasın istiyorum.
Fazla bir hassasiyet gibi görünebilir, haklısınız. Çünkü biri deniz feneriymiş, biricik sevgilim Kara Deryaların Fener’i.
Okyanus kıyısından bakacağım yarın akşam, yakın plan.
Atlas Okyanusu’na karşı oturmuşum, tarifsiz sevinçler içindeyim bildirmek istiyorum. Sevilla’dan da bildirmiştim. Tadı damağımda.