Yarın olsun, yarın olsun!

Fenerbahçe bu sezon tercihini ?disiplin?den yana kullandı. Hem de bir Alman?ı getirmeden. Malum, ?Dede? bir İspanyol. O güzelim yemekleriyle, şarkılarıyla gelen disiplinin Akdenizli yorumu fena olmayabilir
Yarın olsun, yarın olsun!

?Dede?nin, disipliniyle takımdaki ?yaramazları? da yola getirmesi bekleniyor. FOTOĞRAF: ALİ HAYDAR YURTSEVEN / AA

Yıllarca Palmeiras, Cruzeiro, en möhöm kupa ‘Libertadores’e akıttığımız dikkatler, şimdi Getafe’lerle mi meşgul olacak? Öyle görünüyor.  Yarı resmi Fener Gazetesi ‘Marca’ sabrımızı mı taşıracak, yoksa referans mertebesine mi erişecek? Bir süre sonra QSM (Quality Spanish Media) tartışmaları arşa mı yükselecek?
Sorular sorular! Avusturya’daki kamptan akılda kalan: Disiplin. Benim neslim çok sevmez. Öğrencilik yıllarımızdan pek sevimsiz çağrışımları vardır. Yaramaz çocuklar disipline verilir, disiplin kurulu asık suratlı korkunç bir şeydir, disiplin cezası alınır falan.
Kanaryam da ‘disipline verilmiş’ gibi görünüyor, altı çizilerek beynimize sunulan yorumlara bakarsak. Eğer işin içinde bir Alman, bir Zemangil olsaydı ürkerdim ben de. Oysa, daha çok ‘ateş’le tanırız İspanyolları. İnsan bir İtalyan’ı, bir İspanyol’u sevme mi hiç?
O güzelim yemekleriyle, şarkılarıyla gelen disiplinin Akdenizli yorumu fena olmayabilir. ‘Yeni’ pozitif ayrımcılığı tadında (!) bırakarak, her temmuz sıcağının vazgeçilmez sorununa, kalp yaralayarak gidenlere son bir cümle ve parantezi kapa: Son yıllar için bir Fenerbahçeli’nin üzüntüsünü hak eden iki veda vardır. Biri Pierre, biri Zico. “Şu dünyada bir nesneye yanar içim, istemeden gidenlere” durumundan. İkisi de kendisi ayrılmış gibi görünse de, hatta öyle olsa da içten içten biliriz, gönüllü terk değildir onlarınki, Tuncay ya da Marco gibi. Vaktiyle Zico’ya korkarım tercüme edilen yorumlar ve atfedilen sıfatların yerini, bugünlerde sevgi ve saygılarla süslü farklıları aldı. Ortak özellikleri ‘stajyer dediler!’ olan. Böyle günlerde kuşkuya düşüyorum, aceba ben mi dedim, demek kimse dememiş ki, dediler yazılıyor. Dolayısıyla, bu sezon bir ‘çetele’ tutmaya karar vermiş bulunuyorum. Çetele, çete’den mi geliyor bunu da bir araştırmak lazım!!!
Bu arada, iki delikanlı yüzümüze gülüyor: Harun ve Kerem. Aydın Belediyespor’dan alınmışlar ve şu anda hayatlarını kazandıkları işleriyle görüntülenmişler. İsimlere bakılırsa daha çok basket oynasınlar diye niyetlenmiş anne babaları! Kısmet işte. İkisinin resmini çıkarmışlar yan yana. Büyüyüp duran, özkaynaklarını güçlendiren, bunun bir bölümünü izleme konforunu artırmaya ayıran, bütün bu hoşluklar içinde ya sıcaklık kaybedilirse, ya o bir zümreye değil herkese ait olan Fenerbahçe kimlik değiştirirse ürpermelerini aynı anda yaşatan aidiyette, iç ısıtan (yok, temmuzda serinleten demeli.) görüntüler. İkinci fotoğrafları, doksan altıncı fotoğrafları da olsun, iki de küçük çocuk almış olalım hevesi olmasın, futbol ömürleri uzun olsun, bugünlerini hatırlayalım, gülümseyelim, hikayelerini anlatsınlar, sevinelim. Tutkunu olunan spor kulüplerinin, aslen sevindirmek, arada da sadakati sınama fırsatı veren hüzünlerden bir demet sunmak için var olduklarını hatırlayalım. Söylenme mevsimindeyiz ya: Gelir dağılımı adil, sağlam bir demokrasi geleneği olan, sağlık ve eğitim sistemleri parmak ısırtan, siyasetinden televizyonlarına kalite delisi olmuş, ormanları talan edilmeyen, her tarafından ferahlık fışkıran canım memleketimde, yani iş mi bu Fenerbahçe’nin durumu!!!
Elbette, kim korkmaz aslen sevilme nedeninden uzaklaşmasından, kuruluşundaki niyeti unutmasından, sıcak-açık-yakın-herkese ait kimliğini iletişim sakarlıklarıyla soldurmasından! Bu konu derin, zaman zaman döniciim. Bonservisi ve yıllık ücretinden pek sıkıca haberdar edildiğimiz yeni çocuklar ve büyüklerin maliyeti, sokakta, manavda, okulda kıkırdama vesilesi oluyor, pek kasılıyorlar ve Fenerleri uzaklaşıyor gibi gelmiyor onlara. Söylenenler, hep aynı hep aynı: Yazılanlara en çok kızanlar, sonra o cümleleri tekrar edenler.  Mır mır mır!
Son sözüm sizlere: Hay Allah Fenerbahçenizi versin e mi!
Yarın akşam verecek zaten. Görürüm yüzlerinizi, gözünüze dolanı, sevincinizi, çubuklu tünelin ucunda görününce.