Zalım Nyon!

Sıfatı ?i? harfiyle söylersek, ?a?yı da uzatmak gerekiyor, zaalim derken de ses yumuşuyor, şiddetli duyguları taşıyamıyor.

Sıfatı ‘i’ harfiyle söylersek, ‘a’yı da uzatmak gerekiyor, zaalim derken de ses yumuşuyor, şiddetli duyguları taşıyamıyor.
Oysa kısaca ‘zalım’ demek, muhatabına hak ettiği kederli sitemi iletiyor.
Zalımsın sen Nyon! Hayatımıza bu kadar girdin diye kendini çok önemli sanma.
Göl kenarındasın diye kurumlanma.
Durduk yerde sana niye sinirlendim diye sorma. Bilmiyorum. Belki de her sene her sene, milyonlarca insanın sevincini ya da kederini belirleyen eşleşmelere ev sahibi olduğun için.
Takım elbiseli kravatlı beyefendilerin, ülkenin karakterine uyan kuru ve soğuk sesleriyle sonuçlardan haberdar edildiğimiz kura günlerinde önemlisin o kadar!!! Toplar dönüyor, kışkırtıcı bir efektle. Sonra bir gülümseme kırıntısı olmadan anons ediliyor, sevdiceğin kime düşmüş ya da çıkmış! Ortada bir kabahat var sanki. İşin yoksa, kulüp temsilcilerine dört-beş saniye kadar dönen kameradan medet um, nasıl karşıladılar, yüzlere çöken ifade nedir, sevinç? Tereddüt? Güven?
Fenerbahçe-MTK Budapeşte galibine, Inter Bakü-Partizan! Karışık coğrafyanın, taraftarının kafası karışık takımını daha şanslı buluyor otoriteler. Bu nasıl Partizan’dır? Ciao Bella söylemeyen Partizan olur mu? O kötü adamın kocaman fotoğrafı tribünde ne arar? Bana sensiz cihanda can ne lazım Colin Kazım? Colin Kazım’ı taa şu kadarken tanırdım deme hakkım olur mu, mesela Erman Toroğlu gibi ‘çıplak gözle’ izlediğim ilk maçının, Köln’de oynanan Türkiye-Brezilya dostluk/hazırlık/gel kardeşim eğlenelim karşılaşması olduğu
tarihi gerçeğini açıklasam? Kıvrak bir çocuk, ne de değişik ismi var, bildiğimiz gurbetçi kalıplarına uymuyor cümleleriyle hayatımıza hoş geldiğini hatırlatsam? Akabinde, annesi,
kız arkadaşı, Che t-shirt’ü, I-pod’uyla sarı-lacivert mukaveleden, geçtiğimiz Çarşamba akşamki resitaline uzanan ah o demler!
Peki bir incir çekirdeği var mıdır bu yazıda? Yoktur.
Canım editörüm Uğur Vardan’la pek kasıldığımız ‘resmi sitelerce yalanlanmayan, didişilmeyen tek gazete’ olmanın dayanılmaz hafifliği (ya da ağırlığı) sebep midir? Değildir.
Kavuşmalar da kulvarlara ayrılır. Hazırlık maçları, ön elemeler, süper lig olarak. Hiçbir şey sonuncusunun yerini tutamaz. O kavuşmaya da, maalesef daha pek çok hafta vardır.
Aynı gün ‘Alonso kesin reddetti’, ‘Alonso Fener’e çok yakın’ aralıklarında gide gele,
‘Colin Kazım burada olmaktan mutsuz, bir an önce gidecek’ satırlarına vah vah diyip,
küçük puntolarla verilen sözleşmenin 2011’e kadar (2008/2009/2010/2011) olduğunu hatırlayınca... Artık kimseye kızamaz olunca...
Gene de en kötü spor haberlerinin, en kasıtlı yorumların, ön sayfada yer alan küçücük kızların göçük altında kalmasına sebep olan hainlerin yanında ne kadar masum kaldığını görünce...
Arka sayfalarda olan bitenler başımızın üstüne.
Hiç değilse tek dertleri tiraj.
Ya da, başka hayat alanları olmadığı için azıcık fiyaka, güç gösterisi.
Olsun varsın.
Hayırlı sabırlar!