Zico, Pierre, biz!

Euro 2008 maçlarının iki kanalda yayınlanması, yorumcu ve anlatıcılara göre seçme imkanı sunmasıyla da pek hoş oldu.

Euro 2008 maçlarının iki kanalda yayınlanması, yorumcu ve anlatıcılara göre seçme imkanı sunmasıyla da pek hoş oldu. Soğuk ve tepeden mi konuşuyor biri, geç ötekine, öteki de mi aynı, değiştir. Televizyon kumandasının ‘elimizde’ olması elimizdeki tek durum olduğundan belki, kıpırdatıyor insanı.
Radikal Cumartesi’de, Kıvanç Koçak’ın ‘Bizim mahallenin çocukları sahada’ başlığıyla içimizden geçenlere tercüman olan müthiş yazısını keşke çok kişi okumuş olsa. Milli Takım tutulur mu tutulmaz mı ‘sorunsalı’na cevap ararken, bir bölümünde şöyle diyor mesela:
“Öyle ya da böyle, ne kadar kaçmaya çalışsak da, sahada ter akıtanlar, onların aileleri, onların hayranları, yanımızdaki yakınımızdaki insanlar; ertesi gün maçla ilgili iyi- kötü birçok şeyi paylaşabileceğimiz insanlar; iş arkadaşın, eşin, dostun, sokakta saat sorduğun, aynı manavdan erik aldığın insanlar. Bu kadar iç içe olduklarının sevincine ya da üzüntüsüne ne kadar kayıtsız kalabilir ki insan?
Biraz da bu yüzden belki işte Milli Takım denilen şey, ‘birilerine rağmen’ tutuluyor.”
Kıvanç’a benzer duygularla izliyorum ben de. Daha çok Lig tv’den. Rıdvan Dilmen orda, Melih Gümüşbıçak daha tanıdık maç sesi. Bir yorumcuları daha var, malum. Her cümlesine “We played...” diye başlayan. “Biz” diyor, her mikrofon uzatılışında. Yakından tanıyanlar, zorlamayla, hava olsun diye böyle konuşmadığını bilirler. Vay Hooijdonk beyefendi olarak da aşinayızdır o sese, Aziz Pierre olarak da anarız.
Nasıl biz olunuyor, Pierre bizse biz de biraz Pierre’miyiz... Derin mevzular!
Kupa şerefine, her radyoda, her kanalda mebzul miktarda içinden Türkiye geçen besteler çalınıyor. Reklamlarda. Ben mi karıştırdım, görmeyeli ‘ana’ sponsorlar mı çoğalmış, eskiden tek olurdu. Bence hala en güzeli, dünya kupasından kalma, Tarkan’ın “bilirsin zırdeliyiz biz” diyeni. En güvenilen kadın Seda Sayan’ın, unvanını Gülben Ergen’e kaptırdığı araştırma günlerine, yakışmıyor mu? Sıradışı olmalarının pek çok alanda ayıplandığı normal insanların, kendilerine çılgın- deli denmesine bayılmaları da, bir hasret durumu galiba.
Neyseler, Çek maçı gerçekten bir uzun metraj filme konu olacak kadar güzeldi. Tekrarını izlemek daha da neşe dolduruyor insanı.Keşke Cech Chelsea maçında da kalede olsaydı da, bir elinden kaçırma mutluluğu daha yaşatsaydı! Nefes alma günlerinde, aklın bunlara da takılıyor.
Nerdesin Zico? Şu anlarda ne yapıyorsun? Seninle ‘biz olmak’ daha güzeldi, Pierre’le olmak kadar.
Suya yazı yazmadığını, sabırsız genç neslin bile senden vazgeçmek istemediğini, içler ürpererek bir netlik beklendiğini biliyor musun?
B planı varmış Fenerbahçe’nin.
İçindeki isim kimdir, şimdilik sır.
Sana benzeyen biri gelse keşke.
“Karşı karşı dururken / yüzüne hasret kaldık” mutlaka söylenecek ama, bari benzerin olsa.Yakışacak biri.
“Vamos bien” dedirtmeye devam edecek biri.