3. Ankara Katliamı: Sınırdaki Suriye krizi içerideki kutuplaşmayla kesişince...

Nereden bilebilirim, 25 dakika sonra, burada, Kızılay'da, büyük bir katliam yaşatılacak, etraftaki masum insanların, gençlerin canlarına kıyılacak, büyük bir vicdansızlık, hunharlık, kötülük sergilenecek.

13 Mart Pazar günü.

Saatime bakıyorum: 18:20.

Beni havaalanına götüren taksi, Kızılay’da, Güven Park’a yakın, otobüs duraklarının orada yavaşlıyor. 

Etrafıma bakınıyorum, hava kararmış, Kızılay tenhalaşıyor, kaldırımda insanlar yürüyor, otobüs duraklarında bekliyorlar...

ODTÜ’de öğrenci olduğum günlerde sıklıkla gittiğimiz, takıldığımız yerdir, Kızılay...

Hala, Ankara’ya geldiğimde, ara ara gelirim buralara, kitapçılara giderim, oturup bir kahve içerim, gençleri, ağırlıklı üniversite öğrencilerini seyrederim.

Geçmişe, öğrencilik yıllarına özlem gibi bir şey...

Nereden bilebilirim, 25 dakika sonra, burada, Kızılay’da, büyük bir katliam yaşatılacak, etraftaki masum insanların, gençlerin canlarına kıyılacak, büyük bir vicdansızlık, hunharlık, kötülük sergilenecek.

Havaalanına gelip, içeriye girdiğim an, salondaki ekranlar son dakika haberini veriyor: “Ankara’da patlama oldu, ölü ve yararlılar var.”

13 Mart, Pazar, saat: 18:45: Ankara’da, bir kere daha terör saldırısı var, 3. katliam yaşanıyor.

Yaklaşık 25 dakika önce, oradaydım, o insanların 37’si bu vicdansız, amasız lanetlenecek terör saldırısında canlarını kaybediyorlar, 125 yaralı var.

Terör, gencecik insanlara, öğrencilere, evlerine giden insanlara, oğlunun maçını seyretmeye Ankara’ya gelen babaya, daha doğmamış anne karnındaki bebeğe kıyıyor hunharca.

Yine canlı bomba, yine bombaya dönüştürülmüş araba, yine Ankara’ya, Türkiye’nin başkentine, devletin merkezine saldırı.

İçim daralıyor, gözlerime yaş doluyor, nefes almada zorlanıyorum.

Havaalanında, sonra uçakta, herkes suskun, yüzlerde korku ve endişe var.

Nasıl olmasın ki; 5 ayda Ankara’da 3. büyük terör saldırısı, 3. katliam.

Saldırılar, bir Ulus’ta, Gar’da, son ikisi, Kızılay’da, altını çizelim, devletin merkezinde yapılıyor.

İlki IŞİD, son ikisi, PKK. İstanbul, Sultan Ahmet terör saldırısı, IŞİD.

Daha öncesi, IŞID’in yaptığı, Reyhanlı, Suruç, Diyarbakır katliamları var.

Temmuz 2015’den bugüne, 10'a yakın büyük saldırı; son 5 ayda, 3 katliam Ankara’da, 1 katliam İstanbul’da gerçekleştiriliyor, bu iki örgüt tarafından.

Adını koyalım, “Türkiye saldırı altında”: Bir taraftan masum insanları, diğer taraftan devleti, aynı anda, hedef alan bir saldırı altında tüm ülke.

Bu durum, 1990’lara benzemiyor; “yöntemi”, “aktörleri”, “amaçları” ve “mekansallığı”yla, vurgulayalım, “yeni” bir “terör” ile karşı karşıyayız.

Bugünün yeni ve özgün niteliğini vurgulayan Metin Gürcan, yeni terör üzerine ufuk açıcı ve öğretici yorumlar ve çözümlemeler yapıyor.

2. Ankara Katliamı gibi, 3. Ankara Katliamı üzerine yazdıkları muhakkak okunmalı. 

Metin Gürcan’dan, bu son terör saldırılarının olabileceği üzerine yorumlarını geçen yaz dinlemiştim, farklı toplantılarda ve sohbetlerde. Gürcan’ın tahminleri, maalesef doğru çıkıyor.

15 Mart’da, Radikal’de çıkan Metin Gürcan’ın “8 soruda Ankara saldırısı ne anlama geliyor?” yazısını okurlarıma tavsiye ederim. (http://www.radikal.com.tr/turkiye/8-soruda-ankara-saldirisi-ne-anlama-geliyor-1529337)

Gürcan’a katılıyorum: “Yeni bir terör” durumu ve saldırısıyla karşı karşıyayız.

Yeni olanı, dünden, 90’lardan farklı olanı ne yaratıyor?

Bir; gerek, “ölümcül, en fazla insanı öldürmeye dönük saldırı yapmak”, gerekse de, son iki Ankara saldırısının ortak özelliği olan “bombaya dönüştürülmüş araç ile intihar saldırıları” yöntemini kullanmak.

İki; tüm bu saldırıların, “Suriye krizi odaklı” olması. Gerek IŞİD saldırıları, gerekse de PKK saldırıları, Suriye odaklı saldırılar. PKK saldırılarında, Gürcan’ın vurguladığı gibi, daha somut, “Rojava ilhamlı, Rojava’da eğitilmiş, etno-milliyetçi duyguları yüksek gençlerin” kullanıldığını dikkate almalıyız.

Dahası, son dönemde yayımlanan “İmralı Notları”ndan öğreniyoruz ki, Suriye sorunu/krizi, çözüm sürecinin sekteye uğramasının ve buz dolabına kaldırılmasının da temel nedeni;

Üç; Ankara’yı hedef almak, devletin merkezine saldırmayı içeriyor; bu anlamda, devletin merkezinde saldırı yapma gücüne, yani, Türkiye’ye saldırı yapma gücüne sahibiz mesajı veriliyor;

Dört; PKK’nın sivil, masum insanlara da, bombaya dönüştürülmüş araçlarla saldırması, IŞİD yöntemini kullanması, IŞİD’den öğrenmesi, terör saldırılarında yeni yöntemler arayışında olduğunu da gösteriyor; ve,

Beş; son dönemde terör saldırılarının artması ve Ankara tercihi, aynı zamanda bizi şu önemli, noktaya götürüyor: Terör, bir taraftan, çok ciddi noktaya ulaşan, özellikle siyasal partiler ve yönetim alanında yaşanan “kutuplaşma sorunu”ndan, diğer taraftan da,“yönetim alanındaki boşluklar”dan besleniyor.

Kutuplaşma sorunu, teröre karşı siyasi birlikte olma iradesindeki zaafı yaratırken, Ankara’da, özellikle güvenlik alanında son dönemlerde yaşanan boşluklar, örneğin Emniyet Genel Müdürünün 2. ve 3. Ankara katliamlarında hala atanmamış olması, terör örgütlerinin besleneceği ortamı yaratıyor.

Bugün, hem PKK terör eylemlerinin, hem de Kürt sorununun, zamansallığı ve mekansallığı, yerel ve ulusal değil; ağırlıklı olarak, “bölgesel ve küresel”.

Türkiye, çok aktörlü ve çok boyutlu, bölgesel-küresel bağlam tarafından şekillenen, ve, masum insanları ve devleti aynı anda hedef alan büyük bir saldırı altında.

Ne salt güvenlikçi politikalar, ne de, kutuplaşma ve yönetim boşluğu yaşayan siyaset, bu çok boyutlu ve aktörlü saldırıya yanıt verebilir.

Masum insanlar, bizler, teröre, şiddete, saldırıya karşı kendimizi koruyamayız.

Görev ve sorumluluk, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, devlete, hükümete ve siyasi partilere düşüyor: “iktidar ve güç”ten önce, zaman, “Türkiye için, Türkiye insanı için, farklılık gözetmeden, iyi olanı yapmak”... Birlik olmak, adil olmak, kucaklayıcı olmak, teröre karşı ama’sız etkin mücadele verme zamanı.