AK Parti: Yeni anayasa, başkanlık, demokrasi, birlikte yaşama

Bu dönemde, büyük olasılıkla, başta MHP olmak üzere, muhalefet partileri kendi iç sorunları ve parti içi iktidar mücadeleleri tarafından rehin alınacaklar. Türkiye siyaseti, "güçlü hükümet-zayıf muhalefet dönemi"ne geri döndü.

Berlin’deyim.

Almanya’da Türkiye’ye ilgi çok yüksek.

Mülteci krizinden sonra, seçim sonuçları da bu ilginin temel kaynağı.

Mülteci kriziyle paralize olmuş Almanya’da ve Avrupa’da Türkiye’nin kilit aktör konumu giderek daha önem kazanıyor.

Türkiye’yi dikkatle izliyorlar.

AK Parti, kendi beklentilerinin en az 5 puan üstüne çıkarak büyük bir seçim zaferi kazanması, her iki seçmenden birinin oyunu alması, diğer taraftan da, başta MHP ve HDP olmak üzere, tüm muhalefet partilerinin başarısızlığı, sorulan ve yanıt bekleyen sorular.

Vurgulayalım; 1 Kasım seçimiyle birlikte:

AK Parti’nin, hem “güçlü çoğunluk hükümeti” olarak Türkiye’yi yöneteceği, hem de, “hakim parti” konumunu devam ettireceği, yani 2019 seçimlerini de kazanması olasılığının güçlü olduğu;

Yeni Türkiye” kavramının gerçeklik kazandığı ve sıklıkla kullanılacağı;

Yeni anayasa” yapım sürecinin hızla başlatılacağı; ve anayasa tartışmaları içinde,

Başkanlık sistemi” tartışmalarının odak noktası olacağı bir “2015-2019 dönemi” başladı.

Bu dönemde, büyük olasılıkla, başta MHP olmak üzere, muhalefet partileri kendi iç sorunları ve parti içi iktidar mücadeleleri tarafından rehin alınacaklar.

Türkiye siyaseti, “güçlü hükümet-zayıf muhalefet dönemi”ne geri döndü.

AK Parti’nin, Başbakan Sn. Davutoğlu’nun ve Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın, bundan sonra yaşanacak sürecin “ana ve belirleyici aktörü” ve yapılacak siyasi ve kamusal tartışmaların da “odak noktası” olduğu bir dönem başladı.

Böyle olunca da, yurtdışında (yurtiçinde de) yanıt bekleyen temel soru, yukarıdaki özellikleri taşıyan önümüzdeki yeni dönemde “AK Parti’nin nasıl davranacağı” oluyor.

Nasıl bir AK Parti yönetimi bekliyoruz diye soruluyor.

Bu soruyu Türkiye’de de soruyoruz.

Fakat bu soruya yanıt bugün net değil.

Uzun zamandır olağanüstü koşulların yaşandığı, iktidar kavgalarının yapıldığı, “darbe” kelimesinin sıklıkla kullanıldığı, terör ve şiddetin hepimizi endişelendirecek boyutlara geldiği, toplumun ciddi anlamda kutuplaştığı bir dönemi yaşadık.

1 Kasım seçimi bu dönemi bitirdi.

Artık, yeni bir dönem başlıyor, ve yeni bir sayfa açılacak.

Güçlü ve hakim AK Parti, hem Başbakan Davutoğlu, hem de Cumhurbaşkanı liderliğinde, Türkiye’yi, daha doğrusu, yeni Türkiye’yi yönetecek.

Peki bu yönetim nasıl bir yönetim olacak?

Toplumun farklılıklarını kucaklayan, denge ve denetlemeye açık, gücü paylaşan, dolayısıyla, “liderlik” temelinde mi, yoksa toplum ya da toplumun bazı kesimleri üzerinde “hakimiyet” temelinde mi bir yönetim bizi bekliyor.

Diğer bir değişle, 1 Kasım’dan itibaren, liderlik yoluyla etkili, adil ve demokratik “yönetim” dönemine mi, yoksa hakimiyet yoluyla “hükmetmek” dönemine mi girdik.

Tercih şüphesiz ki ilk başta AK Parti ve liderlerin. Ama, başta muhalefet partileri olmak üzere, ekonomik ve sivil toplum aktörlerin, medyanın, ve de, bizlerin, bu ülkenin vatandaşları olarak bir tercih yapmamız gerekiyor.

Liderlik mi, hakimiyet mi?

Yönetmek mi, hükmetmek mi?

Yapılacak tercih, parlamenter demokrasi mi, başkanlık sistemi mi tercihinden daha önemli ve daha belirleyici.

Yeni anayasa yapım süreci bu bağlamda çok önemli olacak.

Hemen başkanlık sistemi tartışmasına girmeden bu tercihi tartışmalıyız.