AK Parti'de neler oluyor? 

Marx'ın, şu saptamasını her zaman akılda tutmamız faydalı olacaktır: "Aktörler tarihi yaparlar; ama, kendi seçtikleri koşullar altında değil". Şimdi iktidar partisindeki durumu anlamak için son bir, iki haftadaki gelişmeleri tek tek sıralayalım...

Siyasi gelişmeleri, anlık olaylara tek tek bakarak, ve aktörlere ve söylediklerine odaklanarak anlamak, sınırlı ve çoğu zaman yanıltıcı olabilir. 

Siyaseti anlamak, büyük resime bakmayı, dolayısıyla, bölgesel ve küresel gelişmeleri içeren tarihsel bağlamı hesaba katmayı gerekli kılar.

Marx’ın, şu saptamasını her zaman akılda tutmamız faydalı olacaktır: “Aktörler tarihi yaparlar; ama, kendi seçtikleri koşullar altında değil”.

Son bir, iki haftadaki gelişmeleri sıralayalım:

Bir: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Merkez Bankası’nı ve Başkanı’nı, faiz-enflasyon denkleminde eleştirileri;

İki: Başbakan Davutoğlu- Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan görüşmesi;

Üç: Doların sürekli TL’ye karşı değer kazanması, 2.64’e kadar yükselmesi;

Dört: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suudi Arabistan ziyareti, ve, sonrası, Mısır, Körfez ülkeleri ve Orta Doğu ile ilişkiler temelinde olumlu söylemi;

Beş: Başbakan Davutoğlu başkanlığında, ekonomiden sorumlu Bakanlardan, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in, ve üst düzey ekonomi bürokratlarının katılımlarıyla gerçekleşen, ve, küresel ölçekte önemli ekonomi kurumlarıyla toplantıları içeren New York ziyareti; Bu ziyaretin çok olumlu sonuçlar yaratmaması, ve doların çok yüksek seviyelerde kalması;

Altı: Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, siyasete ve AK parti’ye dönmesi haberi, ve Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan bu konuda olumlu açıklamalar;

Yedi: Hakan Fidan’ın, AK Parti aday adaylığından çekilmesi, ve aynı gün, Başbakan tarafından, MİT Müsteşarı görevine geri getirilmesi.

Bu yedi gelişme arasında ne ilişki var, ve, bu gelişmelerden ne tür sonuçlar çıkartabiliriz;

Birincisi; gerek Merkez Bankası, gerekse de, Hakan Fidan temelindeki gelişmelerden, sadece, Erdoğan, Davutoğlu, Başçı ve Fidan yara almamış, daha da önemlisi, ekonomi, güvenlik, ve yönetim alanlarında, karar vericiler arasında, güvensizlik ve kopukluk olduğu ortaya çıkmıştır.

İkincisi; IŞİD sorunundan, Musul’a askeri müdahaleye; küresel ekonomik krizden Türkiye’nin aktif dış politikasında ekonominin önemine kadar geniş bir yelpazede yaşanan bölgesel ve küresel ekonomik ve güvenlik risklerin yüksek olduğu bir zamanda, yukarıda yaşadığımız gelişmeler, Türkiye ekonomisini ve dış politikasını dış spekülasyonlara daha kırılgan bir konuma getirmiştir.

Üçüncüsü; Hakan Fidan, IRA terör sorununun çözümünün başındaki isim olan Jonathan Powell’ın, Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e (9/Mart) söylediği gibi,  “Çözüm sürecinin başarılı gitmesinde çok önemli bir rol oynamıştır”. Acaba, Fidan’ın MİT Müşteşarlığı'na geri dönüşü, bu nedenle alınmış bir karar mıdır?  Bununla birlikte, son bir ayda, MİT’in başından ayrılma, AK Parti’ye aday adayı olma, bundan çekilme, tekrardan MİT’in başına geri getirilme sürecinden yara alan Fidan, tekrardan bu süreçte başarı rol oynamaya devam edebilecek midir? Umarız, ama, garanti değil.

Dördüncüsü; ekonomi, güvenlik ve yönetimde yaşanan güvensizlik ve kopukluk, gerek AK Parti’nin seçimlerde beklediği oy oranında, gerekse de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bir tür Başkanlık arayışında”, o kadar da rahat olmadıklarını mı göstermektedir?  Seçimler-Başkanlık Sistemi stratejisi, bu olaylarla yara almış mıdır?

Beşincisi; hem, başta Amerika olmak üzere Batı ile ilişkilerde, hem de, Mısır darbesi ve 'Arap Baharı’nda, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Körfez ülkeleriyle yaşanan  güvensizlik ve kopukluk sorunları sürdüğü sürece, doları düşürmek, ekonomik büyümeyi sağlamak, dış politikada tekrar aktif konuma gelmek, ve, seçimlerde istenilen başarıyı elde etmek, AK Parti için mümkün müdür?  Bir tür başkanlık sistemi arayışları ve Batı ve Körfez ülkeleriyle yaşanan güvensizlik ve kopukluk sorunları arasında bağlantı var mıdır?

Altıncısı; acaba, gerek, Suudi Arabistan ziyareti, gerekse de,  Abdullah Gül’ün AK Parti’de siyasete dönme olasılığının olumlu bir tarzda konuşulmaya başlamasını, bir “niyet mi”, yoksa bir “gereklilik mi” olarak görmeliyiz? Eğer gereklilik ise, bu, Cumhurbaşkanı ve AK Parti’nin, Batı ve Körfez ülkeleri ile sorunlu ilişkileri iyileştirmek, ve, ekonomi alanında tekrardan canlanma sağlama  isteğinin bir göstergesi dir?

Yedincisi; tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak, Erdoğan’ın, bir tür Başkanlık arayışından geri adım atmasını bekleyebilir miyiz? Olabilir.

Seçimlere giderken, siyaset satrancında, önemli gelişmeler hızla yaşanıyor. Bu tür gelişmeleri ve sürprizleri yaşamaya devam edeceğiz. 

AK Parti ve HDP, çıtayı yükseldiler, ama, rahat değiller.

MHP, güçleniyor. Ekonomideki çalkantı, CHP’yi de potaya soktu.

Heyecanlı ve zor günler Türkiye’yi bekliyor...