Ali İsmail, Egemen Bağış, Hrant Dink...

Ali İsmail'in annesinin yüzü gözümüzün önündeyken; Egemen Bağış, kendisi dahil, dört bakanının yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili Yüce Divan'da yargılanıp, yargılanmayacaklarına ilişkin Meclis'te yapılan oylamada, yüzündeki gülümseme, kibir ve güvenle oyunu oy kutusuna atıyordu.

Daha 19 yaşındaydı. Çocuklarımızın yaşındaydı.

Karanlık bir sokakta sıkıştırıldı. Vicdansız, kalpsiz koca koca adamlar tarafından sopalarla, tekmelerle dövülmeye başladı.

Tekmeler sopalar kafasına, bedenine geliyor, her tarafı acıtıyordu. Kaçmaya çalıştı, bırakmadılar.

Vurmaya devam ettiler.

Sonunda, yoruldular, vurmayı, tekmelemeyi bıraktılar.

Bitkin yerde yatıyordu.

Acaba ölmüş müydü? Acaba, iş başarıyla tamamlanmış mıydı?

Geldi, son noktayı koymak için, Ali İsmail’in kafasına son tekmeyi attı...

Gururla oradan ayrıldı.

Bir grup olarak, 19 yaşında bir çocuğu döve döve öldürmüşlerdi.

Gezi’ye, gençliğe gerekli yanıtı vermişlerdi.

Daha 19 yaşında hayata veda etti.

Bu hafta, davasında karar açıklandı: uyuduğu yerde, bir tekmeyi de, Türkiye yargı sisteminden, onun hakimlerinden yedi.

Hakimlere göre, onu dövenler, sadece, yaralamak için dövmüşlerdi, kafasına tekme atarken öldürmek niyetleri yoktu, sadece bir ders vermek istemişlerdi...

Hakimler kararlarını açıkladılar: döve döve, hunharca öldürmeye 10 yıl hapis... hatta, son yılda denetimli serbestlik olabilir.

Türkiye’de, vicdan ve adalet bir kere daha durdu.

Adaletsizlik, vicdansızlık, hukuksuzluk, bir kere daha, Türkiye’yi rehin aldı, umutsuzluk girdabına itti.

Ali İsmail’in annesinin yüzündeki ve haykırışında acı, isyan, her şeyi anlatıyor, Türkiye’nin acılarla dolu tarih sayfalarındaki yerini alıyordu.

Soma, Ermenek, Gezi, Diyarbakır, Cizre; ölen işçiler, gençler, çocuklar; ağlayan annelerin acısını bir kere daha sergileyen Ali İsmail’in annesinin yüzü gözümüzün önündeyken; Egemen Bağış, kendisi dahil, dört bakanının yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili Yüce Divan’da yargılanıp, yargılanmayacaklarına ilişkin Meclis’te yapılan oylamada, yüzündeki gülümseme, kibir ve güvenle oyunu oy kutusuna atıyordu.

Bağış, kibirli yüzüyle, Meclis salonuna, işinize bakın, bana bir şey olmaz bakışı atarken, bu bakış hepimizeydi.

Bağış için, çikolata kutularındaki paralar yoluyla yapılmış yolsuzluk iddiaları vardı; bu tür iddiaların ne kadar ağır ve rahatsız edici olduğunu, başka ülkelerde insanları istifaya, intihara kadar sürüklediğinden biliyoruz. Bu, Bağış için geçerli değildi; o, gülümseyen yüzüyle bizlere bakarak, güvenle oyunu atıyordu. Bağış’ı, Türkiye bu kareyle, gülümseyen yüzüyle hatırlayacak.

Aynı günlerde, Ali İsmail’in annesin yüzündeki acı ve isyanı, ve, Egemen Bağış’ın yüzündeki kibri ve güveni gördük.

Aynı hafta, sekiz yıl önce, 19 Ocak’ta, arkasından kafasına sıkılan kurşunlarla hunharca ve sinsice öldürülen değerli insan, koca yürek Hrant Dink’in anma töreni için, Agos’a yürüdük.

Sekiz yıldır çözülemeyen bir dava. İktidar kavgalarında kullanılan bir ölüm.

Agos’un önünde, pencereden dışarıya bizlere el sallayan Rakel Dink’in yüzündeki ifade, bir kere daha, sevgili Fethiye Çetin’in, bu dava ile yazdığı muhteşem kitabın başlığını bana hatırlattı: Utanç duyuyorum!

Türkiye, Türkiye insanı, bunları haketmiyor, haketmiyoruz...