Amerika'da Türkiye nasıl konuşuluyor?

Son yıllarda, Türkiye-Amerika ilişkilerinde soğukluk yaşanıyordu. Ama bu soğukluk, tam olarak, Erdoğan-Obama ilişkilerine yansımıyordu. Ama şimdi, Erdoğan'ın, Güney Amerika gezisi sonucunda gazetecilere açıkladığı gibi, Erdoğan-Obama ilişkileri de soğuk.

Bu haftayı, New York ve New Orleans'da yaptığım konuşmalar ve katıldığım toplantılarda, Amerika'da geçirdim.

New York, tarihinde yaşamadığı soğukları yaşıyor.

New Orleans'da, normale göre çok soğuk.

Türkiye'de kar fırtınaları; buralarda aşırı soğuklar.

İklim Değişikliği sorununun ciddiyetinin altını çizelim.

Bir umut; bu sorunun ciddiyeti, ABD karar vericileri tarafından da ciddiye alınıyor.

İklim Değişikliği Sorunu'yla ilgili, bu yıl sonu, Aralık'ta yapılacak, Paris İklim Konferansı'ndan olumlu sonuçların çıkması ihtimali artıyor. Doğa, Çin gibi, Amerika'yı da, adım atmaya zorluyor.

İklim Değişikliği Sorunu ile başlamamın nedeni, sadece, bu konuda duyduklarımı aktarmak değil; bu yolla, Türkiye-Amerika ilişkilerinin bugünkü niteliğini de net ortaya koymak.

Havanın soğukluğu, Türkiye-Amerika ilişkilerine, daha önemlisi, Erdoğan-Obama ilişkilerine yansımış: Çok Soğuk ve giderek daha da soğuyacak gibi.

Son yıllarda da, Türkiye-Amerika ilişkilerinde soğukluk yaşanıyordu. Ama, bu soğukluk, tam olarak, Erdoğan-Obama ilişkilerine yansımıyordu. Hatta, Obama'nın, burada, bu nedenle, ciddi eleştireler aldığı da oluyordu.

Ama, şimdi, Erdoğan'ın, Güney Amerika gezisi sonucunda gazetecilere açıkladığı gibi, Erdoğan-Obama ilişkileri de soğuk.

Ülkeler ve Başkanlar düzeylerinde, eş zamanlı çok soğuk rüzgar esiyor.

Dahası, ne Türkiye-Amerika, ne de, Erdoğan-Obama ilişkilerinin kolaylıkla düzelmesi de çok zor gözüküyor.

Üstelik de, bölgesel ve küresel çalkantı ve riskler, bu ilişkilerin iyi olmasını gerekli kılarken, bu soğukluk, giderek artan bir biçimde yaşanıyor.

Bölgenin ve Amerika'nın, Türkiye'ye, Türkiye'nin de, Amerika'nın burada doğru ve etkili adımları atmasına gereksinimi var.

İran'a güven hala yok; Mısır'da, darbe yönetimi var. Ürdün zayıf.

Türkiye'siz, bölgesel, Avrupa güvenliği, ve, küresel risklere etkili yanıt vermek kolay değil.

Amerika'nın, 18 Şubat Güvenlik Konferansı, IŞİD'in, sadece Orta Doğu'da değil, Libya'ya yayılmasının ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu.

Amerika'da, odak, Libya üzerinde. İkinci odak, Suriye. Ve, Fransa'da yaşanan terör ile gündemin merkezine oturan, Avrupa Güvenliği sorunu. IŞİD, tüm bu coğrafyaları birleştiriyor.

Irak'ta da sorun var, ama, burada, IŞİD'in kontrol altına alınıp zayıflatılmasının daha mümkün olduğu kabul ediliyor.

Ama, Libya ve Suriye öyle değil. Yemen'de, bu denkleme eklendiği zaman, IŞİD sorunun, ne kadar ciddi ve zor çözülebilecek bir sorun olduğunu görebiliyoruz.

Amerika'nın bu yerlerde tek başına yapabilecekleri çok sınırlı.

Beyaz Saray'ın yayımladığı, 2015 Ulusal Güvenlik Stratejisi, ki, Başkan Obama'nın dış politika ve ulusal güvenlik yaklaşımı ve söylemini oluşturuyor, iki önemli ama ne yazık ki içi doldurulmamış kavramı içeriyor: "Stratejik Sabır" ve "Akıllı Ulusal Güvenlik Stratejisi".

Bu kavramlar, retorik olarak kulağa hoş geliyor. Fakat, Stratejik Sabır, Amerika'nın, IŞİD odaklı yaygınlaşan bu büyük güvenlik sorunu temelinde, "kusura bakmayan, ben, tek başıma bir şey yapmayacağım, ya da, yapamam" demesi anlamına geliyor.

Konuştuğum bir Amerika ve Türkiye-Amerika ilişkileri uzmanı, bu saptamamı doğrulayan bir şekilde, "containtment" (engellemek, kuşatmak, belirli bir alanla sınırlı tutmak) kavramını kullanarak, Amerika'nın, artık Avrupa Güvenliğine odaklanacağını, Suriye'de çok bir şey yapamayacağını, ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika' da, en fazla, IŞİD tehlikesinin yaygınlaşmasını engellemeye çalışabileceğini söylüyor.

Suriye, Irak, Libya, Yemen gibi, "çökmüş devletler"de, IŞİD'in yaygınlaşmasını kuşatmak mümkün mü? Sorduğum bu soruya, doyurucu yanıtı kimseden alamıyorum.

Bu da, Türkiye-Amerika ve Erdoğan-Obama ilişkilerinin tekrardan ısınmasını gerekli kılıyor.

Niye bu ilişkiler bu kadar soğudu?

Bu soruya yanıt ise, Türkiye ve Amerika'nın, başta Suriye olmak üzere, bölgeye ve IŞİD sorununa bakıştaki giderek artan görüş farklılıkları olmakla birlikte, dış politika alanından çok, Türkiye'de demokrasi alanında yaşanan sorunlar, ve, Erdoğan ile ilişkilerle ilgili veriliyor.

Hem bana yöneltilen soruların, hem de, benim sorduğum sorulara verilen yanıtların odak noktası, Erdoğan.

Türkiye'den beklentiler çok; Türkiye'ye ilgi fazla, ama, tüm tartışma, Erdoğan odaklı yapılıyor.

Bu, sağlıklı, IŞİD sorununa etkili yanıt üretecek, IŞİD'in yarattığı insan acılarını durduracak, Türkiye'nin sorunlara çözümde aktif rol almasını sağlayacak bir tartışma tarzı değil.

Ama, olan bu, sadece, Erdoğan tartışması yapılıyor.

Dolayısıyla, şu noktadayız: IŞİD tehlikesinin, Avrupa ve Kuzey Afrika'ya hızla yayıldığı bir ortamda, Türkiye-Amerika ve Erdoğan-Obama ilişkileri soğuk.

Birisinin, bir adım atması gerekiyor. Maalesef, bu adımı beklemek de, bugün için, mümkün gözükmüyor.