Ankara Katliamı (II): Niye bugün ve ne yapılmalı?

Diyarbakır terörü, 7 Haziran seçimleri hemen öncesi; Suruç katliamı, erken/tekrar seçim kararından hemen sonra; Ankara Katliamı, 1 Kasım seçimleri öncesi. Madrid ve Londra saldırıları da seçim dönemi hemen öncesi ve sonrasıydı.

Dünkü yazımda, “10 Ekim Ankara Katliamı'nın Türkiye’nin 11 Eylülü'nü yaratacak çapta ve ciddiyette bir terör saldırısı” olduğunu yazmıştım.

Ankara Katliamı'nın, PKK ya da benzer terör örgütlerinin eylemlerinden farklılık ve 11 Eylül-sonrası dönemde yaşadığımız terör saldırılarıyla benzerlik gösteren noktaların altını çizmiştim.

Reyhanlı-Diyarbakır-Suruç-Ankara ekseninde yaşanan “seri terör saldırıları” arasındaki benzerlikleri de katınca, bugün için IŞİD’e ya da IŞİD türü bir örgüte gözler çevriliyor. Bu da, Suriye sorununu ön plana çıkartıyor.

Ekleyelim: Haziran-Ekim 2015 arasındaki kısa zamanda, Diyarbakır-Suruç-Ankara saldırıları ve katliamları arka arkaya geldi.

Ve soralım: Peki niye bugün?

Bir: Diyarbakır terörü, 7 Haziran seçimleri hemen öncesi; Suruç katliamı, erken/tekrar seçim kararından hemen sonra; Ankara Katliamı, 1 Kasım seçimleri öncesi. Madrid ve Londra saldırıları da, seçim dönemi hemen öncesi ve sonrasıydı. Terör, seçim dönemlerini, ve bu dönemde ortaya çıkan “yönetim boşluğunu” seviyor. Türkiye, erken/tekrar seçim kararı alındığından beri, “Yönetim Boşluğu” derinleşmiş bir dönemden geçiyor.

İki: Bu dönemde ortaya çıkan, “Fiili olarak uygulanan başkanlık sistemi ve Anayasal varlığa sahip ama çalışmayan parlamenter sistem durumu”, yönetim boşluğu sorununu daha da derinleştiriyor.

Üç: Ve dahası, Suruç’la başlayıp, Ankara Katliamı'yla tepe noktasına ulaşmış dönemde yaşanan PKK terörü ve PKK ile savaş, yönetim boşluğu yaşayan Türkiye’yi terör ve provokasyonlara iyice kırılgan hale getiriyor.

Dört: 17/25 Aralık opersyonları ve bu süreçte ortaya çıkan ve ağırlıklı olarak güvenlik ve yargı alanlarına yaşanan AK Parti hükümeti-Cemaat arasındaki kavga, devletin güvenlik ile ilgili kapasitesini ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Yönetim boşluğu yaşayan Türkiye, güvenlik alanıyla ilgili de ciddi sorunlar yaşıyor.

Beş: bu dönemde hükümet, ABD’ye “İncirlik Üssü”nü açıyor, ve IŞİD’e karşı savaşan koalisyon güçleri içinde önemli bir yere geliyor.

Altı: Sınırımızda iç savaşa ve çatışmalara sahne olan Suriye ve Irak devletleri, devlet olma, yani sınırları içinde olan olayları ve sınırlarını kontrol etme kapasitelerini tümüyle yitirmiş durumdalar.  Diğer bir değişle, Suriye ve Irak artık “çökmüş devlet” konumundalar.

Yedi: IŞİD, bu anlamda, sürekli güç ve alan hakimiyeti kazanan, hem terör örgütü, hem de “devlet olma iddiasında” olan bir hareket. IŞİD, devlet sorunu yaşayan bölgenin hem en önemli sorunu, hem de etkili aktörü.

Sekiz: IŞİD’e karşı mücadele de, özellikle Suriye’deki ve Irak’daki Kürtler güç kazanıyorlar, bölgesel aktör konumlarını güçlendiriyorlar, ve Batı’nın en iyi müttefiki durumuna geliyorlar.

Dokuz: Suriye’de yaşanan çökmüş devlet ve IŞİD sorunlarıyla oluşan Mülteci Krizi ve insan trajedisi, sınır güvenliği ve insan hareketliliğin kontrolünde sorunlar yaratıyor.

Tüm bu noktaları bir araya getirdiğimiz zaman şu gerçeği görüyoruz:

Ankara Katliamı, Türkiye’nin, içerisinde, ciddi “yönetim boşluğu” sorunu yaşadığı, hükümetsiz kaldığı, ve provokasyonlara kırılgan ve zayıf olduğu; sınırlarında da, devletlerin çöktüğü ve yeni devletlerin ortaya çıkma olasılığının güçlendiği bir dönemde yapılıyor.

Bu niteliğiyle, gerek yarattığı ölümcüllük ve toplumsal travma, gerekse de sınırlarımızda yaşanan ciddi güç değişimleri içinde, Ankara Katliamı, hiç şüphe yok, Türkiye siyasi tarihinin en büyük ve ciddi saldırısıdır.

Yönetim boşluğu yaşayan Türkiye, toplumsal birlikteliğimizden alansal bütünlüğümüze ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya. Endişeli ve kaygılı olmanın gerekli olduğu bir tarihsel andayız.

Peki, ne yapılmalı, nasıl yanıt verilmeli?

Bir: Bu saldırının en başta gelen hedeflerinden ve amaçlarından birinin “1 Kasım seçimleri”ni baltalamak, engellemek, öncesi korku ortamı yaratmak olduğu çok açıktır. 

1 Kasım seçimleri muhakkak yapılmalı; muhakkak güvenli, adil ve özgür bir ortamda yapılmalı.

Hükümet süratle kurulmalı ve yönetim boşluğu sorunu bitirilmelidir.

Devletin ve siyasetin bu noktada, 1 Kasım seçimlerinin yapılması için siyasi ve ahlaki sorumluluğu vardır. 

Tarhan Erdem beyin köşesinde vurguladığı çağrıyı tekrarlayayım: “İnadına seçim”.

İki: Devlet ve siyaset, 10 Ekim Ankara Katliamı'yla ilgili siyasi ve ahlaki sorumluluğunu üstlenerek, (a) katliamı yapan faillerin ve arkasındakilerin bulunması, (b) güvenlik ve istihbarat zafiyetine yol açan kamu görevlileriyle ilgili soruşturmaların başlatılması, ve (c) siyasi aktörlerin de, kendi çıkarlarının önüne insanımızı ve Türkiye’nin iyiliğini koyması noktalarında birlikte hareket etmeleri gerekmektedir.

Bu ikisi bugün için ne yapılmalı sorusuna doğru yanıtın olmazsa olmazlarıdır.

Peki toplum olarak ne yapmalıyız?

Bu soruya Cumartesi bu konuda yazdığım üçüncü yazıda yanıt arayacağım.