Ankara Katliamı (III): Toplum olarak ne hale geldik?

Sorun kurumlardan ve aktörlerden, dolayıyla demokrasi eksiğinden, devlete, siyasete, hukuka güvenin az hatta sıfırlanmasından kaynaklanıyor; sorun kültürel değil, kurumsal.

Şüphesiz ki Ankara Katliamı'na karşı siyasi ve ahlaki sorumluluğunu ilk başta devlet aktörleri, hükümet, ve siyasi partiler almalılar.

Onlar karar vericiler ve yönetim alanında yer alıyorlar.

Peki ama toplum? Toplum ne yapmalı, nasıl davranmalı?

Akademik çalışmalardan ve tarihsel örneklerden biliyoruz; büyük terör olayları ya da büyük felaketlerden sonra toplumun nasıl davranacağı çok önemli.

Toplum dediğimiz zaman ne anlıyoruz, onu hemen ortaya koyalım.

Toplum deyince, en az dört katmandan bahsediyoruz: (a) sivil toplum ve ekonomik aktörlerinden oluşan “örgütlü toplum”; (b) yazılı ve görsel “medya”; (c) bireysel olanın ikincil olduğu “kimlikler”; (d) bireyler, halk, sade vatandaşlar, ya da “sokaktaki insan”.

Bu katmanları birbirleriyle karıştırmamak lazım. Çünkü, yapılan araştırmalardan, etrafımızda olanlara kendimizin ve yakın çevremizin verdiği tepkilerden, ve arka arakaya oluşan olaylardan çıkarttığımız “ortak noktalardan ya da benzerliklerden” biliyoruz ki, bu katmanlar farklı davranabiliyorlar.

Ankara Katliamı'ndan sonra da farklı yaklaşımları ve farklı tepkileri gördük.

Sokaktaki insan, üzgün, korkuyor, endişeli, güvensiz, ve mutsuz.  11 Eylül terörü sonrası dönemde New York’da gözlemlediğim ruh haliyle, 1999 Marmara Depremi sonraı ruh halinin karşımı bir ruh hali içinde. Travma yaşıyor, ölen insanlara üzülüyor, içi acı dolu, “niye;nasıl bu hale geldik ” diye soruyor; ama, aynı zamanda, sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere gitmekten, metroya otobüse binmekten korkuyor.  Endişeli, güvensiz, diğer insanlara güvenmiyor.

Sokataki insan, bu ruh hali içinde, kışkırtmalara, provokasyonlara, manipülasyonlara kırılgan hale geliyor.

Vurgulayalım: bununla birlikte, siyasete, sivil topluma çok katılımcı olmasa da, seçimlerde her zaman doğru kararı veriyor, toplumsal olarak dayanışma, belli oranda hoş görü, misafirperverlik sergileyebiliyor. 

Fakat, kimliklere, medyaya ve örgütlü topluma geldiğimiz zaman, durum değişiyor.  Bu alan, devletle, iktidarla, güçle, siyasetle yakın bir alan.

Bugün konuştuğumuz, “kutuplaşma”,  “ötekileştirme”, “dışlama”, “ayrıştırma”, “nefret söylemi”, “damgalama” v.b. çok ciddi sorunların çıkmasında ve dokunmasında bu aktörler önemli ve olumsuz rol oynuyorlar.

Siyasi alanda gördüğümüz kutuplaşma ve uzlaşmama sorunlarını derinleştiren ve yaygınlaştıran bu aktörler.

Belli sivil toplum örgütleri ve alternatif medya organları buna karşı mücadele veriyorlar, çalışmalarını bu sorunun çözümüne odaklıyorlar ama çok güçlü değiller.

Yaşadığımız güvensizlik, ötekileştirme, her türlü cemaatleşme, ve tüm bu sorunları içeren kutuplaşma sorununu yaratan aktörler, sokaktaki insan ve sade vatandaş değil; devlet kurumları, siyasi partiler, medya, sivil (olmayan)  toplum örgütleri ve kimliklerin özcü söylem ve hareketleri.

Bu anlamda, Ankara Katliamı'nda beklentileri karşılamayan, sınıfta kalan, sokaktaki insanın gerisinde kalanlar da bu aktörler.

Medyadaki köşe yazarları, spikerler, milli maçtaki provakatörler, siyasi aktörler, yorumcular, sosyal medyayı bu temelde kullananlar.

Sokaktaki insanın, sade vatandaşın duyduğu acyı ve göz yaşlarını korkuya, güvensizliğe, ve endişeye dönüştüren de bu aktörler.

Siyaseti ve toplumu kutuplaştıran ve kutuplaşma sorunundan yarar sağladıkları için bu sorunun çözümünü değil derinleşmesini tercih eden ve öyle hareket eden de bu aktörler.

Toplum, önceki katliamlar gibi Ankara katliamı karşısında da iyi bir ders vermedi, vermiyor.

Ama, bu noktada, sokaktaki insanı ve sade vatandaşı net olarak ayırmalıyız.

Sorun kurumlardan ve aktörlerden, dolayıyla demokrasi eksiğinden, devlete, siyasete, hukuka güvenin az hatta sıfırlanmasından kaynaklanıyor; sorun kültürel değil, kurumsal.

Ankara katliamından gerekli dersleri çıkarmalıyız.

Kutuplaşan ve güvensiz Türkiye’nin bu tür saldırılara ve güç savaşlarına karşı kırılgan olduğunu unutmayalım.

Not: Sokaktaki insanın, vicdanlı ve adaletli bireyin, ötekine karşı sorumluluk duyanın duygularını, itirazlarını, haykırışını yeni bitirdiğim, sevgili Ece Üner’in ilk şiir kitabında okudum, duydum.  İyiki yazmışsın Ece, devamını bekliyoruz. Okumanızı tavsiye ederim. Ece Üner, Olduğu Gibi, Boyut, 2015.