Ankara katliamından Paris katliamına: Dünya savaşına mı gidiyoruz?

Riskler ve belirsizlik, geleceğe güvensizlik, sorunları çözememe durumu, lidersizlik, dolayısıyla dünya düzeninde yaşanan çıkmaz ve kriz, önümüzdeki dönemi savaş ve şiddete savuracak gözüküyor.

IŞİD saldırıyor.

Sivillere saldırıyor; her saldırısında en fazla sivili öldürmek istiyor; ölümcüllük derecesi çok yüksek terör eylemleri yapıyor; saldırdığı ülkelerde korku toplumu ve kutuplaşma yaratarak kendini besleyecek zemini yaratmak niyetinde.

Bu yönüyle IŞİD Al Kaida’ya benziyor.  11 Eylül terörüyle başlayıp bugünde devam eden, hedef olarak sivil ve masum insanların seçildiği yeni bir terör türüyle karşı karşıyayız.

Son hedef, Paris oldu. 132 masum insan hunharca katledildi. Nasıl Ankara katliamı Türkiye’nin 11 Eylülüyse, Paris katliamı da, hüç şüphe yok, Fransa’nın 11 Eylülünü yarattı. 

Ama, IŞİD, Al Kaida’dan farklılaşıyor. Suriye ve Irak’da odaklanmış bir “İslam Devleti” kurmak da istiyor. 

ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesiyle tepe noktasına çıkan Batı’nın sömürgecilik-emperyalizm ekseninde yaptığı büyük hatalar zinciri ve yarattığı insan trajedisi; Batı içi gelişen “İslamfobisi ve ırkçılık”; ve, başta Suriye ve Irak olmak üzere, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde yaygınlaşan “çökmüş devlet sorunu”, hep birlikte IŞİD’in İslam Devleti kurma iddiasını güçlendiriyor.

IŞİD, hem masum sivilleri hunharca öldüren bir terör örgütü, hem de, arkasına aldığı insanlarla İslam Devleti kurmak isteyen bir hareket.

IŞİD, hem Batı medeniyetine karşı Cihad ilan eden, hem de, İslam medeniyeti içi hegemonya kurma mücadesi yapan bir örgüt/hareket.

Bu ikili hareket tarzında, IŞİD, hem Müslüman olmayanları, hem de kendi İslam yorumuna ve kimliğine sahip olmayan Müslümanları öldürüyor, onlara saldırıyor.

Bu anlamda, ISİD’e karşı savaş kazanılması hiç de kolay olmayan bir savaş.

Doğru: Paris katliamı, IŞİD’e karşı savaşı, önümüzdeki günlerin ve 2016’ın “ana gündem maddesi”, tek odak noktası yaptı.

Paris katliamıyla, artık, Suriye krizine, “çökmüş devlet sorunu-Mülteci krizi-IŞİD’e karşı savaş üçgeni” temelinde bakılması gerekliliği ortaya çıktı. 

G20 Zirvesi’nden de, Türkiye’nin tezi olan, Suriye-Mülteci-IŞİD sorunlarının ayrılamaz ve bağlantılı yapısının kabulü ve bu üç boyutlu sorunla eş zamanlı mücadele kararı çıktı.

Paris katliamından bir gün sonra yapılan Viyana toplantısından, tam ayrıntılarını bilmesek de, Suriye’de 6 aylık geçiş dönemini başlatacak ve Esad’ın katılmayacağı seçimleri yapacak bir “geçiş hükümeti” kurulması kararı çıktı, bu karar G20’de de kabul edilmiş gözüküyor.

IŞİD’e karşı hava saldırılarının hızlanacağını ve koalisyon güçlerinin daha etkin olması için başta Fransa olmak üzere çabaların artacağını biliyoruz.

Başkan Obama, Amerika’nın IŞİD’e karşı savaşa asker yollamayacağını ve “güvenli ve uçuşa kapalı bölge” kurulmasını anlamlı bulmadığını, G20 Zirvesi sonrası yaptığı basın toplantısında açıkladı. 

Amerika, özel kuvvetler temelinde askeri hamlelerini devam ettirecek gözüküyor. Bu noktada, hem Amerika hem de Rusya’nın, Suriye’de PYD ve Irak’da Peşmerge kuvvetlerine özel önem verdiğini vurgulayalım.

Mülteci krizi noktasındaysa, sadece G20 Zirvesi değil, Avrupa’da, Berlin, Kopenhag ve Londra’da katıldığım toplantılar temelinde de söyleyebilirim ki; Avrupa paralize olmuş, çözüm üretme kapasitesini yitirmiş, çoğu Avrupa ülkesi ırkçılık ve İslamfobisi tarafından rehin alınmış durumda.  Paris katliamı, bu durumun daha da ağırlaşmasını yaratacak gözüküyor.

Bu nedenlerle, IŞİD’e karşı savaşın başarılı olacağını ve Suriye’de çökmüş devlet sorununu çözecek “Esadsız çözüm süreci”nin gelişeceğini beklemek bugün için iyimserlik olur.

Tam tersine, Paris katliamı, 11 Eylül sonrası dönem gibi, savaşın, işgalin, insan trajedisinin, kutuplaşmanın, ırkçılığın, İslamfobisinin daha da arttığı bir süreci yaratabilir.

Endişeli olmamız gereken çok zor günler bizi bekliyor.

Özellikle Türkiye olarak bizlerin.

Paris katliamıyla “IŞİD’e karşı savaş” önümüzdeki dönemin ana gündem maddesi olurken, Türkiye’de, bu dönemin “baş ve kilit aktörlerinden birisi” olacak. 

Türkiye’den beklentiler çok artacak; Suriye-Mülteci-IŞİD sorunları ekseninde Türkiye’nin aktif rol oynaması beklenecek; yük ve sorumluluk Türkiye’nin omuzlarına yüklenmek istenecek.

Paralize olmuş, içine kapanmış, İslamkorkusu-ırkçılık arasında sıkışmış Avrupa devletleri, kilit aktör olarak Türkiye’ye odaklanacaklar.

Riskler ve belirsizlik, geleceğe güvensizlik, sorunları çözememe durumu, lidersizlik, dolayısıyla dünya düzeninde yaşanan çıkmaz ve kriz, önümüzdeki dönemi savaş ve şiddete savuracak gözüküyor.

Bugün Meclis açılıyor. Ankara katliamını yaşamış, terör ve çatışma durumunun arttığı, kutuplaşmış bir Türkiye, aynı zamanda, Paris katliamıyla, IŞİD’e karşı savaş içinde baş ve kilit aktörlerden biri durumunda.

1 Kasım’da seçmen “güven ve istikrar” dedi. Yeni Meclis’in bu talebi yerine getirmek için tüm partileriyle birlikte çalışmasını umuyoruz...