Barış elçileri katledilirken, savaş riski artarken oynanan "tavuk oyunu"

Erdoğan ve Putin, siyaset bilimi içinde kullandığımız "Oyun Kuramı" içinde yer alan "Tavuk Oyunu"nu oynuyorlar. Bu oyun, iki arabanın uçuruma hızla giderken kimin önce ya da sonra arabadan atlayacağı ya da arabanın direksiyonunu kıracağı üzerine kurulu.

Tahir Elçi’nin hunharca katledilmesi olayının vahimliğinin farkında mıyız?

Gerçekten farkında mıyız?

Başta Sur ilçesi olmak üzere, Diyarbakır’da, son dönemde giderek artan bir çatışma ortamı var.

İnsanlar ölüyorlar, halk korku ve endişe içinde.

Silah, çatışma ve operasyon kara bulutları kentin üzerine çökmüş durumda.

Çatışma ve silahlardan tarihi eserler de nasibini alıyor.

Bu sürece “hayır” diyen; korkan ve endişeli insanlar için, kenti için, can siperane çalışan bir insan hakları savunucusu vardı. Adı, Tahir Elçi, Diyarbakır Barosu Başkanı. 

O korku dolu insanları ve kenti için gece gündüz demeden çalışırken, son bir aydır, mahkemelerce, gazetelerde ve sosyal medya tarafından linç ediliyor. 

Tutuklanmadan son anda kurtuluyordu; medyada ve sosyal medyada hakkında sürekli hakaret edici ve aşağılayıcı yazılar ve manşetler yayınlanıyordu.

Ama o yılmıyordu, insanı için, kenti için çalışmaya devam ediyordu.

En son, Sur’da, ayakları kurşunlanan tarihi Kurşunlu Camii önünde yaptığı basın açıklamasında şunları söylüyordu: “Bu tarihi bölgede, bir çok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz”.

Altını çizelim, “… Silah, çatışma, operasyon istemiyoruz.

Bu cümleyi kurduktan beş, on dakika sonra, silah, çatışma, operasyon içinde öldürüldü.

Silah, çatışma, operasyon istemiyoruz diyen Tahir Elçi’yi, aynı mekanda, kısa süre içinde, silah, çatışma, operasyon içinde öldürdüler.

Ne büyük bir tezat, ne büyük bir ironi, ne kabul edilemez vahim bir durum.

“Vahim” olmayı en tepe noktasına taşıyan hunharca bir cinayet.

Tahir Elçi’yi öldüren, ister suikast, ister katletme, ister kaza kurşunu, ne olursa olsun, bu noktanın altını çizmeliyiz.

Türkiye’de, barış için, demokrasi için, ötekiler için hayatını kaybetme riskini alarak çalışan, konuşan, ve, vicdanı, adaleti, ahlaki benliği temsil eden barış elçileri, insan hakları savunucuları öldürülmüşlerdir, hapislere atılmışlardır.

Tahir Elçi de, barış elçilerinden, vicdanlı koca yüreklerden biriydi; ve öldürüldü.

Silah, Çatışma, operasyon istemiyoruz dedikten beş on dakika sonra öldürüldü.

Gözlerimiz önünde, sanki film izliyormuşuz gibi öldürüldü.

O endişeli yüzü bir kaç saniye sonra Hrant gibi yere serildi.

Hunharca katledildi.

Hanna Arendt’in “Kötülüğün Banalliği”ni en üst noktasına taşıran, filim gibi seyrettiğimiz bir cinayetle.

Tahir Elçi cinayetiyle, Türkiye’nin üzerindeki karar bulutlar daha da karardı.

Savaş tamtamlarının çalındığı, savaş oyunlarının risk seviyesinin daha da arttığı bir ortamda, Barış elçisi Tahir Elçi katledildi.  Niye katledildiğini, bundan sonra gelişen olaylara bakarak anlayacağız. Ama, korkum, bu olayların savaş ve çatışma ortamını daha da arttıracağı düşüncem nedeniyle.

Tahir Elçi’nin hunharca katledildiği an, aynı zamanda, Türkiye-Rusya ilişkilerinde büyük bir krizin yaşadığı an.

Rus savaş uçağının düşürülmesiyle başlayan sorun, giderek yaptırımları ve özür dileme talebini içeren, daha da önemlisi, Rusya’nın Suriye’de yürüttüğü jeopolitik çıkar ve güce dayalı vekalet savaşının gidişatını belirleyecek bir krize dönüşüyor.

Bu ilişkinin iki ana aktörü, Erdoğan ve Putin, siyaset bilimi içinde kullandığımız “Oyun Kuramı” içinde  yer alan “Tavuk Oyunu”nu oynuyorlar.

Tavuk oyunu, iki arabanın uçuruma hızla giderken kimin önce ya da sonra arabadan atlayacağı ya da arabanın direksiyonunu kıracağı üzerine oynan bir oyun.

Dolayısıyla, kim ilk geri adımı atıp, inisiyatifi diğerine verecek? Putin mi, Erdoğan mı? Bu oyunu seyrediyoruz.

Türkiye, hem savaş uçağının düşürülmesi ve sonrası yaptığı hamleler, hem  de özür dilememe noktasında “haklı”. Bu noktanın altını çizmeliyiz.

Rusya, Suriye’de sadece kendi jeopolitik güç ve çıkarı için olan; Suriye sorununu bu bağlamda “vekalet savaşına” dönüştüren; “mülteci sorunu” hiç yaşamayan, ne mülteci alan, ne mültecilerin gitmek istediği bir ülke.  Rusya için, büyük insan trajedisi yaratan mülteci krizi, kendi çıkarı için kullanabileceği bir unsur.  Rusya, Suriye’de hegemonyasını kurmak istiyor; ama, Suriye’nin Rusya için yeni bir Afganistan olma olasılığı da var.

Bu nedenle, Erdoğan’ın oynadığı “tavuk oyunu” riskli olabilir, fakat, bu oyunda geri adım atılmamalı, Türkiye haklı konumundan geri dönmemeli.

Bunun için de yapılması gereken, Türkiye’nin içinde, barış ve istikrar durumunu tekrardan yaratmak; Çözüm Sürecine dönmek; Rusya krizinde Batı ve AB ile birlikte olma durumunu, Yeni Anayasa yapımına ve demokrasiye geri dönmeye taşımak.  

Son barış elçilerinden biri olan sevgili Tahir Elçi’nin, ölmeden beş-on dakika önce yaptığı açıklamayı akılda tutup, çatışma-silah-operasyon ortamını bitirerek, barışın kapısını aralamak...

O da bunu isterdi...