Başkanlık sistemi ve çözüm süreci birlikte gidebilir mi?

Hem başkanlık sistemi iddiası, hem çözüm süreci birlikte zor gidiyor; başkanlık sistemi iddiası, seçimlere giderken belirsizlik riskini yükseltiyor.

Seçimlere yaklaşıyoruz. Yaklaştıkça, partiler birbirlerine karşı söylemlerini sertleştiriyorlar.

Bu seçim, son yılların en kritik seçimi olacak. Bundan şüphe yok.

Partiler, özellikle, AK Parti ve HDP için çıta çok yüksek. Fakat, bu partilerin çıtaya yaklaştıkları üzerine bir veriye bugün için sahip değiliz.

“Belirsizlik” derecesi çok yüksek bir seçim ortamı yaşıyoruz.

Sağlıklı yorum yapmak için, üç yere bakabiliriz: (i) 2002’den bugüne partilerin seçimlerde aldığı oy oranları; (ii) güvenilir kamu oyu araştırmaları sonuçları; (iii) liderlerin konuşmalarının içerik analizi.

Bu üç yere bakarken, acaba elimizde “tekrarlanarak oluşan eğilimler” var mı sorusunu sorabiliriz?

Böyle bir bakış bize, seçimlere giderken belirsizlik derecesinin niye eskiye nazaran çok yüksek olduğunu gösterir.

AK Parti, çoğunluk hükümeti kurabilecek 276 milletvekili sayısının biraz üzerinde seyrediyor, ve, başkanlık sistemi iddiası seçimlere giderken giderek zayıflıyor.

HDP’nin baraj sorunu hala devam ediyor. HDP oyları, barajın biraz üstünde ve altında gidip geliyor.

HDP’nin, barajı geçip geçmemesi hala bu seçimlerin en “kritik noktası”nı oluşturuyor.

AK Parti ve HDP’nin yaşadığı belirsizlik, seçimlerdeki belirsizlik derecesini arttırıyor.

CHP, MHP, HDP, seçim bildirgelerinde başkanlık sistemine karşı olduklarını net olarak açıkladılar.

Bu, şu durumu ortaya çıkartıyor: HDP’nin barajı geçmesi en fazla AK Parti’yi etkileyecek, ve, kendisinin ve Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi iddiasını bitme noktasına getirecek; HDP’nin barajın altında kalması durumundaysa, AK Parti’nin elinde, HDP oylarından gelen 55-60 civarında artı milletvekili olacak, ki, bu durum, sadece güçlü çoğunluk hükümeti kurma değil, daha önemlisi, başkanlık sistemi iddiasının sürmesi olanağını doğuracak.

Böyle olduğu için, AK Parti’nin ve Sn. Erdoğan’ın asıl rakibi HDP, ve de, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nin başarılı ismi, Eş Başkan Demirtaş oluyor.

Liderlerin, özellikle Erdoğan ve Davutoğlu’nun, seçim konuşmalarının içerik analizini yaptığımız zaman, AK Parti’nin HDP ve CHP eleştirisinin giderek sertleştiğini, MHP eleştirisininse giderek yumuşadığını görüyoruz. Halbuki, 12 Haziran 2011, 30 Mart ve 10 Ağustos 2014 seçimlerinde, durum farklıydı; AK Parti’nin CHP ve MHP eleştirisi sertken, HDP ve Demirtaş eleştirisi yumuşaktı.

MHP eleştirisinin yumuşaması yanında, elimizde aynı zamanda, en az seçimlere kadar çözüm sürecinin dondurulması verisi de var.

Peki, AK Parti, eski seçimlerden farklı olarak, niye bu seçimlerde yumuşak bir MHP eleştirisini tercih ediyor? Çözüm süreci niye donduruldu?

Şunu söylemek hatalı olmayacaktır: AK Parti, bu seçimlere eski rahatlığında gitmiyor. Seçimlerin belirisizlik derecesinin yüksekliği AK Parti’yi rahatsız ediyor.

AK Parti Türkiye’yi yönetmeye devam edecek; bu olasılık hala güçlü. Fakat, hangi güçte, bugün için belli değil.

Bu nedenle, AK Parti için, HDP’nin barajın altında kalması seçim stratejisinin esas noktası oluyor. AK Parti'nin HDP eleştirisi çok sert. Buna karşın, HDP’nin barajı geçme olasılığına bağlı olarak, AK Parti, MHP’yi tam olarak karşısına almak istemiyor.

Tüm bu söylediklerimiz aslında şunu bize söylüyor: Hem başkanlık sistemi iddiası, hem çözüm süreci birlikte zor gidiyor; başkanlık sistemi iddiası, seçimlere giderken belirsizlik riskini yükseltiyor.

Çözüm sürecininse istikrar getirdiğini biliyoruz.

Süreç, çatışmadan siyasete geçişi sağladı; acıları bitirdi; Türkiye toplumu tarafından kabul gördü; Kürt sorununun ve çatışmanın uzun yıllar odak noktası olan Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaşamın normalleşmesi sürecini yarattı; ve, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi için önemli bir olanağı ortaya çıkarttı.

30 Mart ve 10 Ağustos seçimlerinde, çözüm sürecine toplumsal desteğin yüksek olduğu bir kere daha ortaya çıktı.

Siyasete ve “çatışma sonrası döneme” geçiş, Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde ekonomik canlanmayı yarattı. Batı sermayesinin bölgeye ilgisi arttı.

Ege ve İç Anadolu’dan küçük ve orta işletmeler Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da yatırım olanaklarını aramaya başladılar. Bölgeye ziyaretler düzenlendi, ortak yatırım olanakları araştırıldı.

Farklı kimlikler arasında “genel güven” inşası olasılığı çözüm süreciyle ortaya çıktı. Toplum sürecin Türkiye için iyi ve yararlı olduğu noktasında birleşti.

HDP’nin Meclis'e girmesi, istikrar ivmesini hızlandıracaktır.

Peki, benzer değerlendirmeyi başkanlık sistemi için söyleyebiliyor muyuz?