Batı nasıl bakıyor: Terör, seçim, siyaset...

Batı ülkeleri çok net olarak, PKK'nın terör eylemlerini ve çatışmayı sürdürerek "çok ciddi hata" yaptığını düşünüyor.

Washington, Londra, Berlin, Brüksel, ve İstanbul’da katıldığım toplantılarda dinlediğim Batılı karar vericiler, düşünce kuruluşu yöneticileri ve gazetecilerden topladığım notlardan aşağıdaki ortak noktaları çıkarıyorum.

Batının son dönemde yaşadığımız kaos durumuna bakışını anlama açısından yararlı ve üzerinde düşünmemiz gereken noktalar:

Bir: Batı, çok net olarak, PKK’nın terör eylemlerini ve çatışmayı sürdürerek “çok ciddi hata” yaptığını düşünüyor. 

Terör ve çatışmayı kim başlattı sorusundan çok daha önemli görülen, PKK’nın terör ve çatışmayı yükselterek sürdürme kararının büyük bir hata olması. PKK’nın hemen ateşkes ilan etmesi, ve terör ve çatışmayı bitirmesi isteniyor.  

PKK’nın, hem HDP’nin seçim başarısından ve Türkiye partisi olma söyleminden “rahatsız” olarak, hem de, Suriye, Irak, ve IŞİD ekseninde yaşananları “yanlış okuyarak” hata yaptığı düşünülüyor.

Bu şu anlama da geliyor: Başta Washington olmak üzere, Batı, hükümeti, devleti, ve Cumhurbaşkanı'nı, PKK’nın beklediği derecede eleştirmeyecektir; aksine bugüne kadar sürdürdüğü “PKK ateşkes ilan etsin ve çatışmalar hemen bitsin” isteğini tekrarlayacaktır.

İki: Batı, HDP’nin (ve Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın), Cumhurbaşkanı, siyasi partiler, devlet aktörleri ve bazı medya organları tarafından, 7 Haziran seçim gecesi başlayarak ve artan biçimde devam eden “meşrusuzlaştırılması”nı (delegitimization) ve dışlanmasını da, ciddi bir hata ve sorun olarak görülüyor.

HDP’nin meşrusuzlaştırılmasının ve dışlanmasının aksine, siyasete katılımının teşvik edilmesinin, meşru bir siyasi rakip olarak görülmesinin, ve, bu parti ile ilişkileri geliştirmenin önemi vurgulanıyor. Batı’ya göre yapılması gereken, PKK-HDP ayrımı ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP’li millet vekilleriyle konuşulması.

Batı, HDP ve Selahattin Demirtaş’ın önemi ve gerekliliğini güçlü bir şekilde dile getirecektir.

Üç: Batı, 1 Kasım seçimlerinin yapılacağını düşünüyor. Batı için önemli olan, seçimlerin yapılıp yapılmayacağı değil; aksine, seçimlerin adil ve özgür olması, ve, normal ve güvenli bir ortamda seçmenlerin korku duymadan sandıklarına gidip oy verebilmeleri.

Batının, “seçimleri ne kadar adil ve özgür olduğu” sorusu üzerinde odaklanacaktır, ve gözü hükümetin bu bağlamdaki performansı üzerinde olacaktır.

Esas görev ve sorumluluk hükümete ve devlete düşmektedir. Seçim güvenliği kadar, seçimlerin adil ve özgür olması da çok önemlidir.

7 Haziran seçim sonuçları gibi, 1 Kasım seçim sonuçlarının da, siyasi aktörler ve toplum tarafından “meşru sonuçlar” olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Dört: Batı, çözüm sürecine hızla dönülmesini faydalı ve önemli görüyor. Bu sürecin, milli ve Türkiye’nin kendi işi olduğu söyleniyor. Çözüm sürecinin nasıl işleyeceği, hangi mekanizmaların işleyeceği “Türkiye’nin kararı”dır deniliyor. Bununla birlikte, sürecin önemi ve gerekliliği vurgulanıyor.

Beş: Batı, PKK ile PYD arasına net bir çizgi koyuyor, ve, IŞİD ve Suriye sorunları nedeniyle, Türkiye’nin PYD’e müdahale etmemesini istiyor. IŞİD’e karşı savaşta PYD’nin rolü Batı için çok önemli.

Tüm bu noktalar bize bugün içine düştüğümüz kaos durumundan çıkıp çıkamayacağımız ile ilgili önemli ipuçları veriyor:

Bir: PKK üzerindeki ateşkes baskısı Batı’dan da güçlü gelmekte ve artmaktadır. Batı, AK Parti’ye, ya da Erdoğan’a karşı sert bir eleştiri getirmeyecektir. Aksine, Batı, PKK’nın ateşkes ilan etmesini ve Türkiye’de çatışmasızlık durumuna dönülmesini beklemektedir.

Bu nokta, ve yukarıda sıraladığım maddeler bize şu saptamayı yapmayı olanaklı kılmaktadır: PKK kısa bir süre içinde ateşkes ilan edebilir ya da eylemlerini durdurabilir.

İki: Eğer PKK eylemlerini durdurursa ve seçimlere çatışmanın durduğu bir ortamda gidilirse, hükümetin ve devletin üzerine düşen en büyük sorumluluk, 1 Kasım seçimlerinin “adil ve özgür” olmasını sağlamak olacaktır. Batı’nın bu noktada eleştirileri sert olabilir.  

Üç: Bu bağlamda da, Türkiye’nin farklı yerlerinde,  özellikle Kürt vatandaşlarımız üzerinde yaratılan “korku hissi”nin kaldırılması gerekmektedir.

Dört: 1 Kasım seçimlerine giderken ve seçim sonrası ortamda, PKK-HDP ayrımı yapmak, ve HDP’yi sisteme çekecek içerseyici ve kapsayıcı bir dilin ve hareket tarzının oluşturulması, barış ve istikrar için kritik öneme sahiptir.