'Büyü bozuluyor', çünkü, seçim aritmetiği, 'başkanlık sistemi zor' diyor

Büyü, "Çözüm sürecinde müzakere-seçimde rekabet denklemi"nin, AK Parti lehine kurulmasıydı. Bugün, bu denklemin, AK Parti'nin aleyhine evrilmeye başladığını görüyoruz. Erdoğan'ı rahatsız eden ana neden de bu; seçim aritmetiği, MHP ve HDP lehine dönüyor.

Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi, AK Parti’de yaşananları, iki yazısıyla (23-24 Mart) doğru teşhis etti: “Büyü bozuluyor” ve “Farkında mısınız bilmem ama seçimlere 75 gün kaldı. Kimse bu millet 7 Haziran’da sandığa bizim tek başımıza iktidarımızı tescil etmek üzere gidecek diye bakmasın. Bu milletin sağı solu belli olmaz”.

Newroz alanındayız.

Kalabalık çoşkulu. Abdullah Öcalan’ın mektubunu bekliyor.

Diyarbakır’a bir gün evvel sabahtan gelmiştim.

Konuştuklarımın hepsi, Öcalan’ın, “çatışmanın, geri dönülmez olarak biteceği” mesajını içeren olumlu bir mesaj vereceğini, ve, bu konuda, olası 15 Nisan tarihli bir kongre çağrısı yapacağını söylüyordu.

Öyle de oldu.

Öcalan’ın mesajı olumluydu. Newroz alanında, çatışma döneminin bittiğini kutlanıyordu. Kongre çağrısı da olmuştu, ama tarihsiz.

Çoğumuzun kafasında, çözüm sürecini başlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İzleme Komitesi ve Dolmabahçe Deklerasyonu’na dönük olumsuz açıklamaları vardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, rahatsızdı ve rahatsızlığını halkla paylaşıyordu.

Erdoğan, ilk önce, sürecin kilit ismi Hakan Fidan’ın siyasete yönlenmesinden çok rahatsız olmuştu. Bu rahatsızlık, Fidan’ın, MİT Müsteşarlığı makamına geri dönmesiyle sonuçlanmıştı. Sonra, Erdoğan, “Kürt sorunu yok, Kürt kardeşlerimin belli sorunları var” demişti. Bu da, bir rahatsızlık ifadesiydi.

Bunu, Erdoğan’ın, “İzleme Komitesi'nden, isimlerden haberim yok. Ne yapacak bu insanlar” diyen rahatsızlığını izlemişti. Son olarak da, “On maddelik Dolmabahçe Ortak Deklerasyonu'ndan çok rahatsız olduğunu”, uçağındaki gazetecilere söylemişti.

Kısacası, Erdoğan, çözüm sürecinde atılacak adımlardan rahatsızdı.

Diyarbakır’da, bu rahatsızlıktan rahatsızdı: çatışma döneminin geri dönülmez olarak bittiği noktasında uzlaşılıyor, ama, çözüm sürecinde de, sürdürebilir barışın alt yapısınını hazırlayacak gerekli adımların atılması isteniyoryordu. Erdoğan’ın rahatsızlığı, bu adımların atılmayacağı olarak okunuyordu.

Newroz günü, ilk önce Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü, Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın rahatsızlıklarını halkla paylaşılmasını eleştiren ve hükümetin sürecin ileri gitmesi için gerekli adımların atılmasında, örneğin İzleme Komitesi noktasında, kararlı olduğunu” ifade eden açıklamaları geldi.

Erdoğan, muhtarlar toplantısında, Arınç’a, “Cumhurun Başkanı olarak rahatsızlıklarımı ifade etme hakkım var” diyerek yanıt verdi.

Sonra, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Arınç’ı “Paralel yapının adamı....artık Hükümet Sözcülüğü yapamaz.... İstifa etmeli ya da, görevden alınmalı” diyerek eleştirdi.

En son, Arınç’ın, Gökçek’e yönelttiği çok sert eleştirileri dinledik.

Selvi’nin söylediği gibi, “Büyü bozuldu”.

Neydi büyü? Halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı ile Başbakanın, iki güçlü liderin, iki güçlü icra makamının, organik ve uyumlu bir yönetim anlayışında Türkiye’yi yönetecekleri.

Yukarıda sıraladığım AK Parti içi ve etrafında oluşan tüm bu gelişmeler, organik ve uyumlu yönetimin, “büyü”nün, bozulduğunu gösteriyor.

“Büyü” doğru bir niteleme, çünkü, Başkanlık Sistemine dönük Yeni Anayasa yapımı gerçekleşmeden, iki güçlü icracı liderin, “uyumlu ve organik yönetimi”ninden bahsetmek, böyle bir yönetim için var olan kurumsal ve yasal bir altyapısı olmadığı sürece, sadece bir “varsayım” ya da “dilek” olabilir. Bugün, bu varsayımın geçerliliğiyle ilgili şüphelerin arttığını, büyünün bozulma eğiliminde olduğunu görüyoruz.

Peki niye?

Bu noktada da, Selvi, doğru teşhisi koyuyor: Büyünün bozulması, AK Parti için seçim aritmetiğinin bozulmasından kaynaklanıyor. Daha net söylersek: seçimlerde, Başkanlık Sitemine geçişi sağlayacak başarı mümkün gözükmüyor; hatta, AK Parti, çoğunluk hükümeti kursa bile, bu, 2011 seçimlerindeki oy oranı ve milletvekili sayısında olmayacak gibi.

HDP ve, özellikle, MHP, oy oranlarını arttırma eğilimindeler. Unutmayalım, seçimlerde, HDP ve MHP, AK Parti’nin esas rakipleri, CHP değil. HDP, Güneydoğu ve Doğu Anadolu, ve, Batı’da, özellikle İstanbul gibi büyük metropollerde, MHP’de, Orta, Orta Batı, Kuzey, ve Doğu Anadolu’da, AK Parti’nin rakipleri.

Büyü, “Çözüm sürecinde müzakere-seçimde rekabet denklemi”nin, AK Parti lehine kurulmasıydı.

Bugün, bu denklemin, AK Parti’nin aleyhine evrilmeye başladığını görüyoruz. Erdoğan’ı rahatsız eden ana neden de bu; seçim aritmetiği, MHP ve HDP lehine dönüyor.

Büyünün bozulduğu en önemli işareti, Merkez Bankası- Erdoğan gerilimiydi. Başkan Erdem Başçı’nın, Erdoğan tarafından, faizlerin yeterince indirilmemesi temelinde sıklıkla eleştirilmesi ekonomide olumsuz sonuçlar yarattı. Bu eleştiriler yapılırken, dolar, beklentilerin de üstünde, ciddi anlamda TL’ye karşı değer kazandı, ekonomide istikrarsızlık algısı, yurt içinde ve dışında yükseldi. “Ekonomide ne oluyor” sorusu sorulmaya başlandı.

Ekonomik istikrar yaratma iddiası, AK Parti’nin seçimleri bugüne kadar kazanmasının en önemli nedeniydi. Seçimlere giderken, 'ekonomide istikrarsızlık mı var' algısının yükselişi, şüphesiz ki, AK Parti’nin seçim performansını olumsuz etkileyecektir.

Bunun hemen arkasından gelen, Çözüm Süreci tartışmaları, ki, tümüyle, AK Parti içinde ve etrafında yapılıyor, seçim performansında olumsuza gidişi arttıracaktır.

AK Parti’nin seçimleri, çoğunluk hükümeti kuracak oy oranında kazanma şansı hala güçlü, ama, bu oranın başkanlık sistemine geçişi sağlayacak güçte olma olasılığı giderek zayıflıyor.

Bozulan büyünün belki de ana nedeni; seçim için, başkanlık sistemi iddiasının ekonomik istikrar iddiasının çok önüne geçmesi.

Peki, AK Parti, şimdi ne yapacak? Büyü, tümüyle bozuldu mu? Göreceğiz.

Ama, son yaşananlarla, seçimlerin, giderek daha kritik ve çok denklemli bir nitelik kazandığıysa, çok açık...