Caydırıcılık mı, savaş mı? Rusya/Esad mı, PYD/YPG mi?

Türkiye'nin caydırıcı hamlelerinin adresi ya da odağı, PYD-YPG olmamalıdır.

Sonunda korkulan oldu: Suriye krizinde Türkiye, retoriğin ötesinde, gerçekleşebilme olasılığı olan bir noktaya, “savaşın eşiği”ne geldi.

Türkiye, fırtına obüsleriyle, Azez'e giren PYD- YPG güçlerini vurmaya başladı; Minig hava üssü de vurulan hedeflerin içindeydi.

Rusya, sivillere, kadın, çocuk demeden saldırıyor; hastahane, okul gibi yerleri bile bombalıyor; Suriye’de, savaş suçu işliyor. Halep ve İdbil’deki Rus saldırılarında, hastaneler yıkıldı, en az elli sivil hayatını kaybetti.

Rusya’nın saldırılarıyla ve İran’ın desteğiyle, Esad yönetimini güçlenirken, PYD-YPG güçleri de yayılmacı bir tarzda hareket ediyorlar.

Tüm bu gelişmelere karşı, Türkiye, haklı olarak, fırtına obüsleriyle PYD-YPG güçlerini vurmaya başladı. Başbakan Davutoğlu, Ukranya’da, “YPG'lilerin Azez'i ve hava üssünü terk etmemeleri halinde topçu ateşinin durmayacağını” açıkladı

Hürriyet’ten Deniz Zeyrek, niye Türkiye’nin böyle bir karar alıp uygulamaya sokmasının gerekçelerini üç madde de açıklıyor(16/Şubat):

“1- PYD ve Esad güçleri, Azez’e doğru ilerleyerek Türkiye’ye doğru yeni bir göç dalgası yaratmak istiyor. Çünkü Azez ile Kilis arasındaki 8 kilometrelik bölgede 10 mülteci kampı var ve Azez PYD’nin ya da Esad’ın eline geçerse bu kamplarda kalan insanlar Türkiye’ye akın edebilir;

2- Operasyon IŞİD’le mücadele kapsamında değil. Çünkü PYD’nin saldırdığı bölgelerde IŞİD yok. PYD, IŞİD ile savaşan ve doğuya doğru ilerlemesi istenen muhalif güçlere saldırıyor. Minig havaalanı, PYD’den önce muhaliflerin elindeydi.

3- PYD toprak alma amacını da güdüyor. Daha önce Tel Abyad’da yapılanın Azez etrafında yapılması hedefleniyor. Tel Abyad PYD’nin kontrolüne geçtiğinde 24 bin kişi Türkiye’ye göç etmişti. 4 bin Kürt döndü ama 20 bin Arap Türkiye’de kaldı. Bu da Tel Abyad’ın demografik (nüfus) yapısını değiştirdi.”

Bu gerekçeler önemli ve Türkiye’nin hamlesini meşrulaştırıcı niteliktedirler.

Bununla birlikte, bu tür durumlarda, “strateji” ve “üslup”, en az, amaç ve uygulama kadar önemlidir.

Türkiye, haklılığını ve yaptığı askeri hamlenin meşruluğunu bölgesel ve küresel ölçekte sağlamak için nasıl bir “vizyon” ve “üslup”la konuşmalı?

Bir; Türkiye, yaptığı bu askeri hamlelerin asıl amacının, savaş ya da Suriye’ye karadan ve havadan müdahale değil; aksine, “caydırıcılık” olduğunu vurgulamalıdır. Türkiye, Suriye'ye karadan ya da havadan müdahaleye sıcak bakmamaktadır;

İki; caydırıcı hamlelerin sonucunda Türkiye’nin istediği, Suriye sınırda, Türkiye’ye mülteci akımını ve güvenlik risklerini engelleyecek “güvenli bölgeler”in ve “uçuşa yasak hava sahası”nın oluşturulmasıdır;

Üç; Türkiye, caydırıcı hamlelerinde, sadece Suudi Arabistan ve Katar ile değil, mümkün olduğu kadar fazla ülke ile diyalog ve işbirliğinde olmalıdır. Batı’dan, özellikle Almanya ve Fransa’dan Türkiye’ye gelen destek bu bağlamda önemlidir;

Dört; Türkiye, IŞİD’e karşı savaşta, konumu, rolü, ve söylemindeki netliği sürdürmelidir. Netlik, PYD-YPG’ye karşı yapılan hamlelerin, Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaştaki konumunun önüne geçiyor algısı engelleyecektir;

Beş; bu nedenle de, Türkiye’nin caydırıcı hamlelerinin adresi ya da odağı, PYD-YPG olmamalıdır. PYD-YPG, Rusya ve Esad desteği olmadan bugünkü gücüne ve hareket tarzına sahip olamazdı. Türkiye’nin caydırıcılığı, Rusya ve Esad rejimine karşı olmalıdır;.

Rusya ve Esad’ın hamleleri, Suriye sorununu ve mülteci krizini çözümsüzlüğe ve çıkmaza sokucu niteliktedir. Rusya, Mülteci krizini kendi jeopolitik çıkarları için kullanmaktadır. Rusya’nın mülteci sorunu yoktur. Esad ve rejimi, Suriye’nin bu hale gelmesinin ana sorumlu aktörüdür. 

Altı; Türkiye, yaptığı caydırıcı hamleler ile Suriye sorunun çözümünü ilişkilendirmeli; çözümden yana olduğunu ve çözüm sürecinde aktif rol oynayacağını vurgulamalıdır. Bu süreçte, Türkiye-Kürtler (Türkiye, Irak ve Suriye Kürtleri) işbirliği ve birlikte hareketinin yaratılması, diğer değişle, çözüm sürecinin bölgesel-güvenlik boyutunun yeniden canlandırılması, çok yararlı bir gelişme olacaktır.

http://www.radikal.com.tr/151227315122733

YORUMLAR
(3 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

AZEZ'DE KİM VAR - user1152111

Başta Davutoğlu olmak üzere AKP ye yakın olan herkesin dilinde Azez'i düşürmeyiz sözleri geziyor. Azez'de işit yok denilip duruyor. peki sormak isterim Azez de kim var? El nusramı, ahrer şam mı? tabi bunlar eski içişleri bakanının değimiyle mücahit gruplar. Önce ismini koymak gerek suriyedeki savaşta türkiyeyi rahatsız eden tek konu kürtlerin ilerleyişi. işit sınır komşumuz olduğu zaman kimsenin umrunda olmadı nezamanki kürtler kontrolü ele aldı ozaman iktidar ve yandaşları başladılar. Kobani düştü düşecek diye meyadanlarda bağıranlar bu gün Azez'in düşmesine izin vermeyiz diyor sonrada kürt kardeşim diyeceksin öylemi? yemezler.

Ana sorumlu aktör dışarıda değil içeride! - muratcelik123

Bölgede sünni - islamcı bir kuşak oluşturabilmek için cihatçıları silahlandırıp Suriye'ye gönderen Erdoğan'ın yegane amacı Suriye'de müslüman kardeşleri iktidara getirmekti. Ama Erdoğan'ın stratejik öngörüsüzlüğü Davutoğlu'nun sığ tarihsel perspektifiyle birleşince ortaya mevcut tablo çıktı. Yani sayın yazar Suriye'nin bu hale gelmesinin ana sorumlu aktörünü boşuna yurtdışında aramayın zira kendisi Ankara'daki "sarayında" ikamet ediyor. İsterseniz adresini verebilirim...

OLUR MU BÖYLE OLUR MU ..................VURUR MU? - m.rozbilen

Olur mu Fuat hocam, Kürtlerle işbirliği yapmak da ne demek? Değil etrafımızda, mesela Arjantindeki hatta uzayda varsa bir gezegende yaşayan bir KÜRT bizim için tehdittir. Devlet aklından öğrendiğimiz budur. Unutmayalım bu, Kürtlere oynadığımız son oyundur. Birbirimizin yüzüne bakamaz duruma geldik. Artık bu saatten sonra barış çok zor.