CHP'de hiç bitmeyen iktidar kavgaları

Türkiye'nin siyasi ve sosyolojik kutuplaşmış yapısı, ve kimlik siyasetinin çok güçlü olması, CHP'ye çok fazla bir genişleme alanı yarartmıyor. Bu nedenle, CHP'nin sorunu zor çözülecek; "vizyon, strateji, zihniyet, ve örgütsel olarak ciddi yeniden yapılanma" gerektiren bir sorun.

1 Kasım seçimleri, AK Parti’nin seçim zaferi sonuçlanırken, muhalefet partilerini de ciddi olarak sarstı.

Tüm muhalefet partileri seçimlerden başarısızlıkla çıktı.

AK Parti, güçlü çoğunluk hükümeti kuracağı; siyasi alanda hakim parti konumunu sürdüreceği; Yeni anayasa yapım sürecini başlatacağı; ve yeni Türkiye kavramını kullanacağı bir konuma geldi.

Türkiye siyaseti, “güçlü hükümet-zayıf muhalefet dönemi”ne geri döndü.

MHP, 1 Kasım seçimlerinin en başarısız partisi oldu.

MHP, sadece kaybettiği oylar ve milletvekili sayısı temelinde değil, daha önemlisi, özellikle AK Parti ile coğrafi ve sosyolojik benzerlikler gösterdiği Orta ve İç Anadolu’da, bu partiye bundan sonraki seçimler için oy tabanı yarattığı için de, seçimde ciddi bir yenilgi yaşamış oldu.  

Çanlar MHP için çalıyor.  MHP, uzun bir iç muhasebe dönemine girecek gözüküyor.

Öte yandan, hem Kürt sorununun Türkiye’nin temel meselesi olmaya devam etmesi, hem de Suriye ve Irak’daki IŞİD’e karşı savaş nedeniyle, HDP, muhalefet içinde en fazla dikkatle izlenecek parti konumunda. 

“Türkiye Partisi” olma olasılığını bu seçimde kaybederek büyük bir şansı kaçıran HDP, hem Güney ve Doğu Anadolu’nun “bölgesel hakim partisi”, hem de Meclis'in “üçüncü büyük partisi”.  Bu iki özellik, HDP’nin siyasal alandaki “kilit aktör” konumunun devam etmesi anlamına geliyor.  

HDP, içeride ve dışarıda, dikkatle izlenecek. AK Parti’nin en dikkatle izleyeceği parti, HDP olacak. HDP’nin de Türkiye siyasetindeki önemi giderek artacak. Bunu tahmin edebiliriz.

Peki ya CHP? CHP ne yapacak? AK Parti’nin seçim zaferinden sonra CHP’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

CHP’nin durumu MHP ve HDP’den farklı. 

CHP, ne MHP gibi büyük bir seçim yenilgisi yaşadı, ne MHP-AK Parti arası geçişkenlikler türü bir sorunla CHP karşı karşıya, ne de, HDP’nin kilit aktör konumu türü bir konuma sahip.

İlçe ölçeğinde yapılan 1 Kasım analizleri gösteriyor ki, CHP, % 25 bandına yapışmış, diğer partilerle büyük rekabet yaşamayan, biraz da kendi kendine kalmış bir parti.  Türkiye’nin kimlik-temelli seçmen davranışında ve sosyolojik olarak kutuplaşmış yapısında, CHP’nin manevra alanı daralıyor, oy potansiyeli belli alanlara sıkışıyor.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde, başta Sn. Kılıçdaroğlu ve  CHP olumlu ve yapıcı davrandı, ekonomi ve sosyal adalet alanında diğer partilerinde kabul etmek zorunda kaldıkları önemli öneriler getirdi.  Gerek Suruç, gerekse de Ankara Katliamı sonrasında, Kılıçdaroğlu önemli bir performans sergiledi.

Ama, yine de, CHP, seçim başarısı yaşamadı.

Türkiye’nin siyasi ve sosyolojik kutuplaşmış yapısı, ve kimlik siyasetinin çok güçlü olması, CHP’ye çok fazla bir genişleme alanı yarartmıyor.

Bu nedenle, CHP’nin sorunu zor çözülecek; “vizyon, strateji, zihniyet, ve örgütsel olarak ciddi yeniden yapılanma” gerektiren bir sorun.

AK Parti’nin en azından 2019’ a kadar sürecek güçlü hükümet-hakim parti konumu içinde, CHP’nin, eğer istiyorsa, kendini radikal bir dönüşüm ve yeniden yapılama sürecine sokmak için zamanı var.

Artı, CHP, özellikle yeni anayasa yapım sürecinde ve çözüm sürecinin yeniden canlandırılmasında etkin ve yapıcı bir konum ve yaklaşım içinde olmalı.  “Önce Türkiye” sloganı, bugün bunu gerektiriyor.

CHP, parti içi iktidar kavgalarına yeniden savrulmamalı.

Daha 1 Kasım seçim sonuçlarının ne anlama geldiği yeterince kavranmamışken, yeni hükümet bile kurulmamışken, hemen olağanüstü kurultay istemek, liderlik yarışına girmek, CHP’yi istikrasızlığa ve küçük iktidar kavgalara savurmaktan başak bir sonuç getirmez.

2019’a dört yıl varken, “Sn. Kılıçdaroğlu benim cumhurbaşkanı adayım” demek kusura bakılmasın ama gayri ciddi olmaktır.

Kılıçdaroğlu ve CHP’nin bir an olsun Silivri’de yalnız bırakmadığı ve milletvekili yaptığı birisinin, seçimden hemen sonra Kılıçdaroğlu’nu eleştirmesi “vefasızlık”tır.

Ya da, “parti içi seçim yenilgisi yaşadıktan sonra bulunan ilk fırsatta hiç bir hazırlık yapmadan bir kere daha liderlik yarışını deneyeyim” demek de anlaşılır bir şey değildir. 

Böyle bir gayri ciddiliği ve vefasızlığı AK Parti’de görebilir misiniz? Bu bile, AK Parti’nin niye Türkiye siyasetinde hakim parti konumuna geldiğinin nedenlerinden biridir.

1 Kasım, arka arakaya yapılan seçimler dönemini ve ortaya çıkan “yönetim boşluğu sorunu”nu bitirdi; “yönetim dönemi”ni başlattı.

Vurgulayalım; yeni anayasa, başkanlık sistemi, çözüm süreci, IŞİD’e karşı savaş, mülteci krizi, vb. kritik tartışmalar, süreçler, ve sorunlarla dolu “çok katmanlı ve karmaşık bir yönetim dönemi” bizi bekliyor.

Önce Türkiye, CHP’nin eleştirel ama yapıcı siyasetine gerek duyuyor.

Zaman gayri ciddilik ve vefasızlık zamanı değil; aksine, yaratıcı ve vizyoner fikirlerle CHP’yi yeni Türkiye’nin kilit aktörlerinden biri olmaya hazırlama  zamanı...