Dünya savaşa gidiyor, muhalefet kurultay istiyor

Türkiye'nin ne yapması ve nasıl hareket etmesi gerektiği sorusu sadece AK Parti'ye bırakılmaması gereken bir soru. Peki, ya muhalefet? Muhalefet bu gelişmeler olurken ne yapıyor?

Paris katliamı ve mülteci kriziyle Avrupa paralize olmuş durumda.

Fransa olağanüstü durum yaşıyor.

Belçika kuşatma altında.

Britanya’nın ana gündemi, IŞİD’e karşı savaş.

Amerika, IŞİD saldırıları olursa ne yaparız sorusunu sürekli konuşuyor.

Rusya, Suriye’yi, sivil ve masum insanları da içine alan bomba yağmuruna tutmuş durumda.

IŞİD, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’yı içine alan geniş bir alanda saldırılarına devam ediyor; etki alanını genişletmeye çalışıyor.  

IŞİD, yaptığı terör eylemleriyle, Batı’da daha fazla İslamfobisi istiyor; Müslüman toplumun daha fazla ötekileştirilmesi ve dışlanması onun işine yarıyor; Ortadoğu’da devlet kurmak istiyor; Afrika’ya doğru yayılmak stratesini yaşama geçiriyor.

Dün, Türkiye hava sahasını ihlal eden Rus ordusuna ait Su-24 tipi savaş uçağı düşürüldü. Bu olay, Türkiye ve dünya gündeminin ana maddesi oldu. Rusya Başkanı Putin, Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı. NATO da acil olarak toplandı.

Savaş seslerinin yükseldiği gelişmeler yaşanırken, büyük bir insan trajedisi, mülteci krizi de derinleşiyor. Türkiye, 2.3 milyon, Ürdün ve Lübnan, 2 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor. Mülteci sayısı hızla artacak gözüküyor. Avrupa’ya mülteci akımı var. 

Avrupa, mülteci krizinde ne yapacağını bilemez durumda; aslında mültecilere kapılarını kapatmak istiyor; başta Macaristan olmak üzere bazı AB tam üyesi ülkeler mülteci istemediklerini açık açık söylüyorlar; aşırı sağ ve ırkçılık Avrupa’da merkez partilerini ve makul söylemi rehin almış durumda; terör-savaş-göç ekseninde sıkışan Avrupa, ne yapacağını bilmeyen, çözüm üretemeyen bir durumda.

Aslında, Avrupa’nın paralize olma durumu, Batı ağırlıklı olmak üzere küresel ölçekte yaşanıyor.

Batı ve uluslararası toplum, ne 2001’de yaşanan 11/Eylül terörüne, ne 2008’de başlayan küresel ekonomik krize, ne de, küresel düzeyde yaşanan iklim değişikliği, yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, gıda vb. sorunlara yanıt verebiliyor, çözüm üretebiliyor.

Uluslararası sistem çözüm üretemeyen, içinde kapanan, içine doğru şıkışmış bir “çıkmaz” durumunu yaşıyor.

IŞİD, bir yönüyle, sistemin içine girdiği çıkmazı da simgeleyen bir meydan okumayı ortaya çıkardı. Belki de, bardağı taşıran damla oldu.

IŞİD ile başlayan bölgesel krizin küresel sistemin krizine, savaş ortamının da dünya savaşına evrilme riskiyle karşı karşıyayız.

Endişeli olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz, ve, Türkiye, tüm bu gelişmelerin odak noktasında.

Türkiye ne yapacak?

Tartışmamız gereken temel soru, bu yanıtı çok zor soru.

Yeni kurulan AK Parti Hükümeti, Başbakan Sn. Davutoğlu ve özellikle Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, bu soruya yanıtın ana aktörleri. Bu, doğru.

Fakat, Türkiye’nin ne yapması ve nasıl hareket etmesi gerektiği sorusu sadece AK Parti’ye bırakılmaması gereken bir soru.

Peki, ya muhalefet? Muhalefet bu gelişmeler olurken ne yapıyor?

CHP ve MHP, liderlik ve kurultay tartışmalarına rehin alınmışken, HDP de hala PKK tarafından rehin alınmış durumda.

CHP ve MHP’de “ben liderliğe adayım” diyenleri dinliyorum, üzülmek ile kızmak arasında gidip geliyorum.

Ne Türkiye, ne bölge, ne de dünya ile ilgili bir şey söyleyen lider adayları, tekrar tekrar partilerinde lider değişikliği ve olağan üstü kurultay yapma gerekliliğinden bahsediyorlar.

Üzücü. 

Muhalefetin kendisi kendini zayıf muhalefet yapıyor.

Tam da, Türkiye’nin etkin ve yapıcı muhalefete gerek duyduğu bir dönemde…