Düşünce özgürlüğü-siyasal İslam kıskacında Türkiye

Türkiye, son yıllarda giderek artan bir şekilde ve küresel ölçekte, "düşünce-ifade özgürlüğü yaşanan bir ülke", ve, "siyasal İslam'a kayan bir ülke" olarak algılanıyor. Türkiye, bu terör eylemiyle, düşünce özgürlüğü-siyasal İslam kıskacına yakalanıp, çok olumsuz bir sürece savrulabilir.

7 Ocak 2015: bu gün tarihe, terörün yarattığı kara bir gün olarak geçti.

Katliam, Paris’te, kara mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapıldı; 12 insan, sanatçı ve polis hunharca öldürüldü. Yapılan, terördü, katliamdı, insanların hunharca öldürülmesiydi; “insanlığa karşı suç”tu; demokrasiye, düşünce ve ifade özgürlüğüne, yaşama hakkına karşı saldırıydı.

Bilinçli, örgütlenmiş, ve yaşama geçirilmiş bir terör eylemi...

Bu noktada, teröre dair kabul edilen şu saptamayı hemen yapmalıyız: Terör eyleminin nedeni ve etkisi, eylemin ürettiği vahşette değil, yarattığı sonuçta aranmalıdır.

7 Ocak terörünün de esas etkisi yaratacağı sonuçlarda aranmalı.

Bu sonuçların, başta Avrupa ve müslüman dünya olmak üzere, Batı ve Türkiye için çok olumsuz olacağını söylemeliyiz.

7 Ocak terör eylemi, düşünce ve ifade özgürlüğüne ve yaşama hakkına karşı yapıldı. Bu bağlamda da, “kalem-kalaşnikof karşıtlığı”nı içeren karikatürler, terörün amacını açık sergiliyorlardı. Aynı zamanda da, terör eylemi, Ortadoğu’da IŞİD sorununun, Avrupa ve Kuzey Amerika’da İslam düşmanlığı (Islamaphobia) eğiliminin güçlendiği bir zamanda yapıldı.

Terör eylemini yapan örgüt, yaratacağı etkiyi, ister, IŞİD, El Kaide, benzer bir radikal İslamcı bir örgüt olsun, ya da derin devlet tipi bir örgüt olsun, düşünce-ifade özgürlüğü ile İslam düşmanlığının kesiştiği bir noktada görüyor.

Bu anlamda da, altı noktanın altını çizmemiz gerekiyor:

Birincisi, IŞİD ile alevlenen, medeniyetler çatışması, İslam-demokrasi, İslam-özgürlük, İslam-modernite karşıtlığı, dolayısıyla, “siyasi İslam'ın iflası” tartışması, 7 Ocak terörüyle iyice derinleşecek ve küresel ölçeğe taşınacaktır. Bu, Batı-Doğu, Batı-İslam karşıtlığı temelindeki kutuplaşmanın, İslam ve Müslüman dünya aleyhine sertleşmesi anlamına gelmektedir.

İkincisi, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte, siyasetin, “dost-düşman ayrımı”, “kimliksel kutuplaşma”, “İslam korkusu” temelinde yapılması güçlenecektir. Bu tür siyaset anlayışından, Avrupa’da ve Batı’da, aşırı sağ, yabancı düşmanlığı ve kültürel ırkçılık; Müslüman dünyada da, köktenci ve Batı karşıtı akımlar ve aktörler yararlanacaklardır. Bu, merkez siyasetin iyice çökmesi, merkez-dışı aşırı uçların daha da güçlenmesi demektir.

Üçüncüsü, Avrupa ve Batı’da, Müslümanlara karşı baskı, dışlama, ve sessizleştirme türü eğilimler, gerek hukuk, gerekse de kültürel alan ve günlük yaşamda artacaktır.

Dördüncüsü, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Arap Baharı üzerine tartışmalarda, ISİD ile başlayan, “siyasal İslamın iflası” tartışması çok daha güçlenecek; bu tartışmaların odak noktası, tümüyle, “düzen ve güvenlik sağlama”, “(laik) devlet inşası”, ve “ekonomik kalkınma” noktalarına kitlenecektir.

Beşincisi, 7 Ocak terör eylemi, eğer yukarıda sıraladığımız sonuçları yaratma noktasında etkili görülürse, bu tür terör eylemlerinin Batı’da devam edebileceğini de öngörebiliriz. 7 Ocak, bazı yorumcuların vurguladığı gibi, maalesef, bir “başlangıç” olabilir.

Altıncısı, Batı-Doğu arasında bir köprü, medeniyetler arası bir ittifak noktası, AB aday ülkesi, ve, Batı ve Avrupa’ya en yakın, Batı içinde ama farklı bir ülke olan Türkiye, 7 Ocak teröründen çok olumsuz etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir.

Türkiye, son yıllarda giderek artan bir şekilde ve küresel ölçekte, “düşünce-ifade özgürlüğü yaşanan bir ülke”, ve, “siyasal İslam'a kayan bir ülke” olarak algılanıyor. Türkiye, bu terör eylemiyle, düşünce özgürlüğü-siyasal İslam kıskacına yakalanıp, çok olumsuz bir sürece savrulabilir.

Zaten durma noktasında olan Türkiye-AB tam üyelik süreci, bu terör eylemiyle, düşünce özgürlüğü-İslam korkusu birleşimi sonucunda tümüyle durabilir.

2002-2007 döneminden farklı olarak, Türkiye, bugünden itibaren, Avrupa ve Batı içinde, medeniyetler çatışmasına ve İslam korkusuna bir çözüm değil; aksine, bu sorunların içine atılabilir.

Türkiye’yi, Cumhurbaşkanını, Başbakanı, AK Parti hükümetini çok zor günler bekliyor. Türkiye’nin, 7 Ocak terörüne karşı duruşu, konumu, ve yapacakları sadece kendisini için değil, bölgesel ve küresel ölçekte de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak bitirelim.

7 Ocak terörünü kınıyorum: JE SUIS CHARLIE (Ben de Charliyim)