Endişeli Türkiyeliler

Türkiye orta sınıflaştıkça, dönüşüm süreci sadece merkezde değil, Anadolu'nun her tarafında yaşanmaya başlandıkça, endişeli ama demokrat ve eşitliğe inanan kesimler her kimlik içinde yaygınlaşmaya başladılar. Artık çoğulcu bir yapı içinde, "endişeli Türkiyeliler"den bahsedebiliyoruz.

Türkiye’nin hızlı dönüşümü üzerine yapılan sosyolojik ve siyasi çözümlemeler ve araştırmalar iki konuda ortaklaşıyor:

Bir, Türkiye, başta siyasi partiler arası ilişkiler olmak üzere, ciddi bir “kutuplaşma sorunu” yaşıyor. Dönüşen Türkiye, çoğullaşan bir Türkiye ama çoğullaşma siyasi alanda kutuplaşmış bir Türkiye manzarasını ortaya çıkartıyor;

İki, dönüşen Türkiye, aynı zamanda, bireysellliğin ya da eşit vatandaşlığın değil, aksine, kültürel kimliklerin ve kimlik siyasetinin çok güçlendiği bir Türkiye. 

Seçmen kimlik temelinde ayrışıyor ve oy veriyor; 1990’ların aksine partiler arası geçişkenlikler giderek minimize oluyor; ve, partilerin kemikleşmiş oylarını ürettikleri politikalar değil, fakat kimlik ve ideoloji ekseni belirliyor. Muhafazakarlık, laikler, Türk ve Kürt etnik milliyetçiliği siyasi alanı ve seçmen davranışını şekillendiriyor.

Dönüşen Türkiye, demokrasisi ne de birlikte yaşama kültürü güçlenmiş bir Türkiye değil; aksine, kutuplaşmış ve kimlikçi bir Türkiye.

Her kimlik, sadece kendine güveniyor, özcü ve cemaatçi bir yapıya sahip. Türkiye’de farklı kimlikler ve gruplar arası “güven” giderek azalıyor.

Böyle olduğu için de, dönüşen Türkiye, bugüne kadar, kutuplaşmış, güvensiz, kimlikçi bir yapıyı ortaya çıkarttı.

Müzakere, diyalog, birbirini dinleme, farklı olana empati gösterme, Türkiye’nin dönüşüm ve değişim sürecinde ortaya çıkamadılar.

Bu anlamda, bugün buzdolabına konan ve çatışmadan siyasete geçişi içeren çözüm süreci çok önemli bir deneyimdi.

Çözüm süreci, sadece PKK’nın silah bırakması amacını taşımıyordu; daha da önemlisi, müzakere, konuşma, ve birbirini dinleme yoluyla siyasi alanda sorunların çözümünü amaçlıyordu. Dahası, bu amaç, eşit vatandaşlığın güçlendirilmesi yoluyla da, kutuplaşma ve kimlikçiliğin gerisinde bir alanda demokrasimizin pekiştirilmesi ve kurumsallaştırılması içeriyordu.

Benim de içinde çalıştığım ve toplumun farklı kesimlerinden gelen ve siyasi ve ideolojik olarak farklılık içeren Akil İnsanlar Grubu da, çözüm sürecine, toplantılar ve farklı etkinlikler düzenleyerek toplumun bir araya gelip konuşmasını ve müzakere etmesini sağlayarak katkı vermeyi amaçlıyordu.

Akil İnsanlar, kutuplaşmaya ve kimlikçiliğe karşı birlikte çalışmayı; çatışmaya karşı siyaset ve müzakerenin önemini sergiliyorlardı. En azından, benim deneyimim böyle oldu.

Akil İnsanlar Grubu, var olan gidişattan “endişe” duyan, farklı kimlik ve görüşlerini belli bir süre ikinci plana atıp “birlikte olma ve çalışma kararı veren”, böylece, elini taşın altına koyan Türkiyeliler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıydı.

Akil İnsanlar arasında, muhafazakarlar, laikler, milliyetçiler, kimlikçiler, cemaatçiler de vardı. Ama, bu kimlikler ikinci plana konuldu, ve, birlikte çalışma için ortak olan ilkeler etrafında buluşuldu.

Akil İnsanlar deneyimi, bir anlamda, “endişeli Türkiyeliler” ortak çalışması deneyimiydi.

Daha önce, tek tek kimliklere atıfla, endişeli modernler; endişeli muhafazakarlar; endişeli Kürtler, vb. kavramları tartışmıştık.

Her kimliğin ya da grubun, özcü, cemaatçi, aynıcı bir nitelik var. Kimlik siyasetinde bu nitelik daha güçlü olarak ön plana çıkıyor.

Fakat, her kimlik içinde, bir de, ülkenin genel gidişatından ya da kendi kimlik alanı içindeki gelişmlerden memnun olmayan, bu anlamda “endişeli”; fakat, sorunların çözümünü de, demokraside, eşitlikte, birlikte yaşamada ve toplumsal güven de gören bir kimlik alanı var.

Türkiye orta sınıflaştıkça, dönüşüm süreci sadece merkezde değil, Anadolu'nun her tarafında yaşanmaya başlandıkça, endişeli ama demokrat ve eşitliğe inanan kesimler her kimlik içinde yaygınlaşmaya başladılar.

Artık tek tek değil, çoğulcu bir yapı içinde, “endişeli Türkiyeliler”den ya da “endişeli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları”ndan bahsedebiliyoruz.

Her gün terör ve çatışma yoluyla şehitlerin ve ölen insanların sayılarının arttığı; ekonominin hızla krize doğru savrulduğu; sınırlarımızdaki devletlerin çöktüğü; IŞİD’e karşı savaşın yaygınlaştığı; erken seçim kumarının oynandığı; “fiili durumlar”ın siyaseti şekillendirdiği bir noktada, endişeli Türkiyelilerin bir araya gelmesi, ortak çalışması, bu gidişata “dur” demesi gerekiyor.   

Her birimiz ve hepimiz ne kadar endişeli Türkiyeli olarak davranırsak, Türkiye’yi bu çıkmazdan ve fiili durumlardan o kadar hızlı ve güçlü çıkartabiliriz.