Erdoğan kendisine niye Kanuni'yi değil, Fatih'i örnek alıyor?

Mustafa Kemal ve Fatih Sultan Mehmet, bazı dönemlerde sert ve otoriter, adalet ve adil olmanın öncesinde ve daha belirleyici olarak, toplum yönetiminde, "yeni"yi inşa eden vizyoner ve kurucu bir liderdi.

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoağan, konuşmaları içinde sıklıkla, “Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal”e gönderme yaparken, “Fatih-Mustafa Kemal-Erdoğan” çizgisi olduğunu ima eder.

Fatih, Mustafa Kemal ve Erdoğan’ı bağlayan ortak nokta nedir?

Niye Fatih Sultan Mehmet? Niye son dönemlerde çok konuştuğumuz ve okuduğumuz Kanuni Sultan Süleyman değil?

Kanuni dönemi, iki kavramla tarihe geçti ve bugün konuşuluyor: “Yönetimde adalet” ve “cihan hükümdarlığı iddiası” (cihanın bugünkü kavramsallaştırılması küresel dünya)

Aslında, adalet ve cihan kavramları temelinde Kanuni, özellikle 2002-2010 döneminin AK Parti’sine daha uyuyor. AK Parti’nin iç ve dış politika anlayışlarında da, Kanuni dönemi gibi, adalet ve küresel adil yönetim, sıklıkla kullanılan kavramlar.

O zaman, niye Kanuni, Erdoğan tarafından dile getirilmezken, Fatih ismini kendisinden sıklıkla duyuyoruz.

Kanuni yerine Fatih tercihi ve “Fatih-Mustafa Kemal-Erdoğan bağlantısı” neyi ifade ediyor?

Bu soruya yanıtı, ilk defa, dostum, siyasal kuramcı Fatmagül Berktay’dan aldım.

Fatmagül, bir sohbetimizde, Fatih Sultan Mehmet üzerine çalıştığını ve Fatih ile Erdoğan arasındaki ortak noktanın, ikisinin de, adaletli, iyi, adil bir lider olmaktan daha önce ve farklı olarak, “kurucu lider” özelliğini taşıdıklarını söylemişti.

Fatih, İstanbul’u alarak, sadece bir imparatorluğu bitirmemiş, daha da önemlisi, tarihde “yeni” bir dönem, ya da “çağ”ı başlatmıştı. Osmanlı İmparatorluğu, “yeni bir yapıya ve niteliğe” geçmişti.

Fatih, sert, otoriter, ama tarihe geçen kurucu ve başarılı bir hükümdar, bir liderdi.

Musta Kemal’de, yeni bir ülkeyi, devleti, ulusu kuran, “kurucu” bir “lider”di.  Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden, bir anka kuşu olarak, doğal bir şekilde ortaya çıkmamıştı: “Modern Türkiye’nin İnşası” (1993) kitabında Feroz Ahmad’in vurguladığı gibi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının zihinlerinde ve eylemleriye kurulmuş ve inşa edilmişti.

Ahmad’in yirmi üç yıl önce yayımlanmış kitabının, Erken Cumhuriyet dönemini anlattığı Üçüncü Bölüm’ün başlığının, “Yeni Türkiye” olması da ilginçtir.

Mustafa Kemal de, Fatih gibi, bazı dönemlerde sert ve otoriter, adalet ve adil olmanın öncesinde ve daha belirleyici olarak, toplum yönetiminde, “yeni”yi inşa eden vizyoner ve kurucu bir liderdi.

Erdoğan’da, bugün,başkanlık sistemi arayışlarının netleştirdiği gibi, Fatih ve Mustafa Kemal gibi, “kurucu lider” olmak istiyor. “Yeni Türkiye” kavramı etrafında, “yeni”yi, siyasi, ekonomik, kültürel, ve yönetim boyutları içinde inşa etmek istiyor.

Erdoğan’ın, bugünkü liderlik ve yönetim anlayışında, “kurucu olmak”, adaletten, uzlaşıdan, tüm toplumun lider olmaktan daha önce geliyor; sert ve otoriter tavırlar sergilenebiliyor.

Bu nedenle de, Erdoğan için, Fatih, Kanuni’den daha önemli ve örnek alınacak bir lider, bir figür.

Erdoğan’ın, hem “yeni Türkiye” anlayışı, hem de, “başkanlık sistemi” arayışı, adaletli olmaktan önce kurucu lider olmaya dayanıyor.

Böyle olduğu içindir ki, başkanlık sistemi tartışmalarında, Amerikan, Fransız ya da daha farklı bir model tartışması çok önemli ve geçerli değil. Türkiye’ye özgü Başkanlık’ın, Erdoğan için, tarih içinde örnekleri var; Osmanlı İmparatorluğunda “yeni”yi yaratan Fatih Sultan Mehmet dönemi ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda “yeni”yi yaratan Mustafa Kemal’in erken Cumhuriyet dönemi.

Devletin güveliğini, toplumun kalkınmasını, ülkenin küresel ölçekte itibarlı ve güçlü aktör olmasını hedefleyen; denge ve denetleme değil, devlet kurumlarının (özellikle Merkez Bankası ve Anayasa Mahkemesi gibi kritik öneme sahip kurumlar) ve güçler ayrımının “uyumlu” çalışmasını isteyen; toplumun ve bireylerin siyasete katılımının, müzakeresinin, protestosunun, dolayısıyla hak ve özgürlüklerinin “ülke yararı”yla sınırlanmasını isteyen bir başkanlık anlayışı.

Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden ve AK Parti güçlü çoğunluk hükümetinden sonra, yeni anayasa yapım süreci, kurucu liderlik temelinde yeni Türkiye’nin başkanlık sistemi altında kurulmasındaki son dönemeç.

Bu dönemeçte Türkiye, Erdoğan’ın “oyun kurucu” siyasi hamleleriyle hızla yaklaşıyor.

Şu noktanın altını çizerek bitirelim: Fatih ve Mustafa Kemal, vizyoner ve kurucu liderlik temelinde başarılı oldular, “yeni”yi yarattılar, ve sadece ulusal değil, bölgesel ve küresel ölçekte tarihe geçtiler.  Onlar, artık, tarihin dönüm noktalarının önemli isimleri, aktörleri, gönderim noktaları.

Erdoğan ise, hala yaşanacak, yaşama geçirilecek, uygulanacak bir fikrin, bir isteğin, bir hamlenin; gerçekleşme şansı yüksek ama başarılı olması için bir garantinin olmadığı “yeni Türkiye” düşüncesi ve hayalinin sembolü.

Yaşanmış olanlar, yaşanacak olanların başarısı için bir garanti değil...

Kanuni’yi akla getiren AK Parti’den, Fatih gibi kurucu lider olmak isteyen Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçiş...

AK Parti içindeki başkanlık sistemi tartışmalarını da bu bağlamda okumak mümkün diye düşünüyorum.