Feridun Sinirlioğlu faktörü: Aktif dış politikada değişim olabilir mi?

Çözüm sürecinin tekrardan geçerlilik kazanmasına Sinirlioğlu önemli katkı verebilir. Amerika ile yapılan İncirlik anlaşmasıyla Türkiye'nin aktif konumuna geldiği IŞİD'e karşı savaş sürecinde de Sinirlioğlu ismini duyacağız. Kıbrıs sorunundan Mısır'la donmuş ilişkilere kadar geniş bir alanda olumlu açılımların ortaya çıkmasını Sinirlioğlu döneminde yaşayabiliriz. Feridun Siniroğlu tercihi bu anlamda dış politika alanında önemli gelişmelerin ve yeniden yapılanmanın yaşanacağı anlamına geliyor.

1 Kasım seçimlerine Türkiye’yi götürecek seçim hükümeti üzerine çok konuşuldu.

Doğal olarak odak noktası, AK Parti-MHP ilişkilerini ilgilendiren Tuğrul Türkeş ve Yalçın Topçu tercihleriydi.

Seçim sürecinde AK Parti’nin HDP kadar MHP odaklı bir strateji izleyeceğini göreceğiz.

AK Parti-MHP ilişkileri tümüyle kopmuş durumda.

Bu da bize, eğer seçim yapılırsa, 1 Kasım sonrası üç ihtimalin ortaya çıkacağını gösteriyor:

Bir, 276 eşiğini biraz aşmış AK Parti çoğunluk hükümeti; İki, AK Parti-CHP Büyük Koalisyonu; Üç, HDP desteğine gerek duymayan CHP-MHP koalisyonu.

Seçime iki ay var.

Seçimin yapılıp yapılmayacağını ya da bu olasılıkların hangisinin güçleneceğini göreceğiz, tartışacağız.

Bununla birlikte, yarın, 3 Eylül’de, Meclis olağanüstü toplanıyor. Savaş tezkeresi için onay istenecek. Bu tezkere bu defa IŞİD’e karşı savaşı da içerdiği için MHP gibi CHP de evet diyebilir.

Seçimlere terör ve çatışmaya ek olarak savaş ortamında gidiyoruz.

Türkiye’yi çok zor iki ay bekliyor.

IŞİD, Esad, ve mülteci sorunlarının eş zamanlı yaşandığı ve devleti çökmüş olan Suriye Türkiye için büyük güvenlik riski oluşturuyor.

7 Haziran’dan bugüne yönetim boşluğu yaşayan ve erken seçim kumarının oynandığı Türkiye’de, dış politika ve Dışişleri Bakanlığı kritik önem kazanıyor.

Bu bağlamda, seçim hükümetinin en önemli isminin ve sürprizinin, altı yıldır Dışişleri Müsteşarlığı yapan Sn. Feridun Sinirlioğlu’nun dışarıdan atama ile Dışişleri Bakanı yapılması olduğunu düşünüyorum.

Böylece, son yıllarda Suriye kriziyle çıkmaza girmiş ve son günlerde yapılan AK Parti- CHP Koalisyon görüşmelerinde Eğitim ile birlikte ikinci tıkanma noktası olan Dış Politika alanının başına bir siyasi değil aksine teknokrat gelmiş oldu.

Ki bu teknokrat son dönemde yaşanan önemli gelişmelerin içinde kilit rol oynayan bir aktördü.

2002-7 döneminde İsrail’de Büyükelçi olan Sinirlioğlu, 2010 yılında yaşanan Mavi Marmara krizinden sonra donan Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi için yapılan çalışmalarının önemli aktörlerinden biri oldu.

Bugünlerde, İsrail’den Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmeye yakın olduğu mesajları geliyor.

Diğer yandan, çözüm sürecinin başından beri, Türkiye’nin Kuzey Irak ya da Güney Kürdistan bölgesi ve Barzani yönetimi ile kurduğu iyi ilişkilerinin önemli aktörlerinden biri de Sinirlioğlu oldu.

Çözüm sürecinin bölgesel ve dış politika ayağı, Kürtlerin ortak ve birlikte iş/ortaklık yapılacak aktör olarak görülmesini içeriyordu.  Türkiye-Kürtler işbirliği anlayışının kurulmasında Sinirlioğlu önemli rol oynadı.

Gerek bugün buzdolabına konulmuş olan çözüm sürecinin tekrardan geçerlilik kazanmasına, gerekse de Suriye Kürtleriyle yaşanan güven sorununun aşılmasına Sinirlioğlu önemli katkı verebilir.

Amerika ile yapılan İncirlik anlaşmasıyla Türkiye’nin aktif konumuna geldiği IŞİD’e karşı savaş sürecinde de Sinirlioğlu ismini duyacağız.

Kıbrıs sorunundan Mısır’la donmuş ilişkilere kadar geniş bir alanda olumlu açılımların ortaya çıkmasını Sinirlioğlu döneminde yaşayabiliriz.

Feridun Sinirlioğlu tercihi bu anlamda dış politika alanında önemli gelişmelerin ve yeniden yapılanmanın yaşanacağı anlamına geliyor.

Sinirlioğlu tercihi doğruydu.

Bakalım, bu tercih Sinirlioğlu faktörü ve etkisini doğuracak mı?