HDP: Çözüm süreci, yeni anayasa, demokrasi

AK Parti'nin hakim parti olarak nasıl bir yönetim tarzına sahip olacağı sorusu kadar, "HDP'nin yeni dönemde kendisini nasıl konumlayacağı ve nasıl davranacağı" sorusu da kritik önem kazanıyor.

1 Kasım seçimi 2015, 3 Kasım 2002 seçimine benzer bir seçim oldu.

3 Kasım seçimi Türkiye’de “siyasi deprem” olarak yaşanmıştı. Yeni kurulan AK Parti güçlü çoğunluk hükümeti kuracak bir seçim zaferi kazanırken, muhalefet partileri dahil bir önceki Meclis’te yer alan tüm partiler baraj altında kalmıştı; deprem, Susurluk, zayıf koalisyon hükümetleri, yolsuzluk, vb. sorunlardan korkan endişeli ve güvensiz seçmen, yönetilmeyen Türkiye yönetilsin diyerek siyasi istikrarı seçmiş, AK Parti’yi tercih etmişti.

1 Kasım seçimi de bir yönüyle 3 Kasım’a benzer bir ortamda, seçmenin korku, endişe, ve güvensizlik duygularıyla hareket ettiği bir ortamda yapıldı.

Suruç ve Ankara katliamları; Güneydoğu’da alan hakimiyeti/egemenliği üzerinde yapılan PKK ile savaş; IŞİD terörü; Suriye ve Irak’ta çökmüş devletler; sınırlarımızdaki haritayı değiştirme potansiyelini içeren jeopolitik gelişmeler; PYD odaklı tartıştığımız Kürtlerin bölgede önemli aktör ve müttefik konumuna gelmeleri; ekonomide yaşanan istikrarsızlıklar ve riskler: 7 Haziran’dan sonra çok hızlı yaşanan bu gelişmelerin Türkiye’nin her yanında korku-endişe-güvensizlik ekseninde bir dip dalgası yarattığını 1 Kasım akşamı gördük.

AK Parti’nin bile beklentilerinin en az 5 puan üstünde bir oy oranına ulaştığı ve tüm muhalefet partilerinin yenildiği bir seçim sonucu ortaya çıktı.

AK Parti’nin, “hakim parti” konumunu devam ettireceği, güçlü hükümet ile Türkiye’yi yöneteceği, “yeni Türkiye” kavramının sıklıkla kullanılacağı, başkanlık sistemi tartışmalarının yeniden başlayacağı bir 2015-2019 dönemi başladı.

Bu dönemde, büyük olasılıkla, başta MHP olmak üzere, muhalefet partileri kendi iç sorunları ve parti içi iktidar mücadeleleri tarafından rehin alınacaklar.

Türkiye siyaseti, “güçlü hükümet-zayıf muhalefet dönemi”ne geri dönmüş olacak.

Bununla birlikte, 3 Kasım 2002 seçimi sonrası dönemden farklı olarak, 1 Kasım seçimi sonrası Meclis, dört partili, % 95,7 temsiliyet kapasitesine sahip, ve, HDP’nin üçüncü parti olduğu bir yapıya sahip.

Tam da bu noktada, AK Parti’nin hakim parti olarak nasıl bir yönetim tarzına sahip olacağı sorusu kadar, “HDP’nin yeni dönemde kendisini nasıl konumlayacağı ve nasıl davranacağı” sorusu da kritik önem kazanıyor.

Çünkü; “yeni anayasa” yapım sürecine geri dönüş gibi ve onunla bağlantılı olarak “çözüm süreci”nin buz dolabından çıkartılıp yeniden canlandırılması, AK Parti’nin hızla üzerine eğileceği iki kiritik çalışma alanını oluşturuyor.

Her iki alanda da HDP, gerek meclisin üçüncü partisi olarak, gerek bölgenin güçlü siyasi aktörü olarak,  gerekse de Kürt sorunun ana aktörü olarak, “kilit aktör” konumunu devam ettiriyor.

Peki, HDP nasıl davranacak?, 1 Kasım sonrası dönemde kendini nasıl konumlayacak?; yeni anayasa ve çözüm sürecinde “kilit aktör” konumunu olabilecek mi?

Bu soruların yanıtını bugün bilmiyoruz.

HDP’nin, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sonuçlarını nasıl değerlendireceği bu bağlamda çok önemli olacak.

Türkiye seçmeni, 1 Kasım’da hem HDP’yi cezalandırdı, hem de, % 10.8 oy oranıyla Meclis’te kalmasını, hatta üçüncü parti olmasını istedi.

HDP, sadece Batı’da değil, daha önemlisi, Güneydoğu ve Doğu’da AK Parti’ye oy kaybetti.

Altını çizelim: Başta Diyarbakır ve Van gibi kilit kentlerde olmak üzere, tüm bölgede, Kürt seçmen, şiddete, demokratik özerklik adı altında yapılan alan hakimiyet girişimlerine net hayır derdi; Türkiye içinde birlikte yaşama iradesini ve Kürt sorununa demokratik çözüm isteğini güçlü bir şekilde sergiledi; HDP’ye de, “bu temelde benim Meclis’de ve siyasi alandan hala ana aktörüm sensin” mesajını verdi.

HDP, 7 Haziran’da, “Kürt sorununun ana aktörü olma ile Türkiye partisi olma birlikteliğini” inandırıcı bir tarzda kurduğu için kazanmıştı. 1 Kasım’a giden süreçte, bu birlikteliğin Türkiye partisi olma ayağını unuttuğu ve kullanmadığı için seçimde başarısız oldu.

Şüphesiz, altını çizelim, 1 Kasım seçimine giden süreç, HDP için adil değildi: HDP büroları saldırıya uğradı, HDP’ye medyada yer verilmedi, Diyarbakır-Suruç-Ankara katliamlarında çok sayıda HDP’li vatandaşımız hayatını kaybetti.

Bununla birlikte, HDP’nin 1 Kasım seçimlerinde yaşadığı başarısızlığın asıl nedenleri, bir, Türkiye partisi olma iddiasının ne kadar önemli olduğunun anlaşılmaması; iki, HDP’nin, PKK-KCK tarafından rehin alınması ve ikincil öneme sahip aktör konumuna düşürülmesi oldu.

Bu nedenle, HDP’yle birlikte PKK ve KCK’nın artık bir karar alması gerekiyor: Türkiye içinde silahlar bırakılıp Çözüm Sürecine ve siyasete geri mi dönülecek; yoksa, çatışma devam mı ettirilecek.

1 Kasım sonrası dönemde, HDP’nin tercihi, sadece yeni anayasa yapımı ve çözüm süreci icindeki konumunu değil, aynı zamanda da kendisinin siyasi geleceğini belirleyecek.

Umarız tercih birinci seçenek üzerinde olur.