IŞİD, Türkiye'nin başını çok ağrıtacak

IŞİD sorunu, Türkiye'nin, zaten iyi konumda olmayan Amerika ve Batı'yla ilişkilerini daha da kötüleştirebilir.

IŞİD ya da İslam Devleti sorunu giderek çok-boyutlu bir nitelikte Türkiye’yi zorluyor, köşeye sıkıştırıyor. IŞİD, Cumhurbaşakanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve AK Parti Hükümeti'nin başını ağrıtıyor.

İki Amerikalı gazetecinin IŞİD tarafından hunharca katledildikten sonra, İskoç asıllı bir Britanya vatandaşı sivil toplum örgütü üyesi de katledildi. İŞİD, bu öldürmeleri yapacağını duyurmuştu, hepsini de yaptı. Maalesef, sayılar daha da artabilir.

IŞİD, Amerika’da yapılan kamuoyu yoklamalarında, Amerika’ya en önemli tehdit, Amerikalıların da en korktuğu terör örgütü olarak görülüyor.

Amerika’nın Ortadoğu ve dünyadaki çıkarlarıyla ülke içinde giderek artan IŞİD korkusu birleşince, Amerika’nın IŞİD’e karşı askeri müdahalesi, ve bu müdahale için müttefik ve ortak araması da kaçınılmaz oluyor.

Amerika, IŞİD’i bombalamaya başladı; bölgede ittifak arayışlarını hızlandırdı ve IŞİD’e karşı kırk ülkeyi içeren, 'Gönüllüler (aslında gönülsüzler ama zorunlular demek gerekiyor) Koalisyonu' kuruldu; ilk toplantı Cidde’de, ikinci toplantı Paris’de yapıldı.

Koalisyon IŞİD sorununu çözmede başarılı olur mu, bilmiyoruz. Başarı zor gözüküyor.

Ama, askeri olarak IŞİD’e karşı mücadelenin, saldırıların, ve, Amerikan Başkanı Obama’nın değişiyle, “vasıfsızlaştırma ve yok etme” çabalarının artarak devam edeceğini biliyoruz.

Türkiye, bu koalisyonun içinde yer almadı, belki de alamadı.

Gerçi Ankara hem Cidde’deki hem de Paris’teki koalisyonun toplantılarına katıldı. Ankara’ya, IŞİD’e karşı mücadelede Türkiye’nin ne yapabileceğini tartışmak ve Amerika’nın isteklerini iletmek için, Amerikan yönetiminin iki önemli ismi, Savunma Bakanı Hagel ve Dışişleri Bakanı Kerry geldi.

Bununla birlikte, Amerika’nın, ve Amerikan kamuoyunun, Türkiye’nin bu koalisyonun içinde yer almamasından rahatsız olduğunu biliyoruz.

14 Eylül’de, New York Times ve Wall Street Journal’da çıkan Türkiye yazıları, bu rahatsızlığı dile getiriyor, Türkiye’ye ciddi eleştiriler, hatta ithamlar içeriyordu. Bu yazılarda, “Türkiye’nin artık Amerika’nın müttefiki olmadığı” saptaması yapılıyor, hatta, “AK Parti’nin bazı üyeleriyle ile IŞİD arasında kaçak petrol satışından kaynaklanan garip ilişkiler olduğu” türü inanması güç ithamlar yer alıyordu.

Konuştuğum Amerikalı ve Batılı yetkililer ve dış politika uzmanları da, başta Amerika olmak üzere, Batı’nın, Türkiye’nin IŞİD konusundaki “pasif” ve “muğlak” konumundan rahatsızlığını dile getirdiler.

Onlara, IŞİD’in rehin aldığı vatandaşlarımız sorununu hatırlatınca da, “bu sorunu anladıklarını, ama, kendi ülke vatandaşlarının da rehin tutulduğunu, hatta, üç tanesinin de öldürüldüğünü” söylediler.

Dolayısıyla, IŞİD’in elinde olan 49 “rehine sorunu”muz, Amerika ve Batı’da, tek başına, Türkiye’yi anlama da yeterli unsur olarak görülmüyor.

Dahası, IŞİD’e karşı mücadelenin, Türkiye’nin de istediği, “Suriye’de Esad’sız çözüm” olasılığını giderek güçlendirdiği de söyleniyor. Ve ekleniyor; “Esad’sız çözümün güçlü olarak konuşulduğu bir durumda, Amerika ve Batı, Türkiye’nin IŞİD karşı pasif ve muğlak konumunu anlamada zorlanıyor”.

Tüm bu noktalar şu anlama geliyor: IŞİD sorunu, Türkiye’nin, zaten iyi konumda olmayan Amerika ve Batı’yla ilişkilerini daha da kötüleştirebilir.

Üstelik, Türkiye’nin Arap dünyasında ve Körfez’de bugün en yakın dostu olan Katar, ülkesinde bulunan Müslüman Kardeşler üyelerini, IŞİD sorunu nedeniyle kurulan koalisyonu destekledikten sonra, sınır dışı etme kararı aldı. Bu karar da, Türkiye’yi köşeye sıkıştırdı.

IŞİD sorunu, rehinelerimiz; Amerika ve Batı’yla ilişkiler; petrol satışları üzerinden yapılan kötü dedikodular; Ortadoğu ve Arap dünyasıyla ilişkiler; ve genel de, Türk dış politikasının geleceği sorunlarıyla, çok-boyutlu, vatandaşlarımızın hayatlarını, ülkemizin itibarını, ve dünya siyasetindeki yeri ve konumunu ilgilendiren çok önemli bir sorun haline geldi.

Erdoğan-Davutoğlu dönemi, hemen başlangıcında, çok önemli bir sınavla karşı karşıya.

Amerika ve Batı, aktif bir Türkiye istiyor. Peki, Türkiye, ne yapmalı? Doğru strateji, doğru söyle ne olmalı? Bu soruların, Amerika ve Batı ayağını iyi izlemek üzere, yurt dışına gidiyorum. On gün, yazılar, oralardan gelecek...