IŞİD'e karşı "aktif-önleyici savunma", çözüm süreci, büyük koalisyon

Türkiye, doğru olanı yapmaya başladı, ama, çok zor bir döneme de girdi. Peki, Türkiye, başarılı olmak için ne yapmalı?

Suruç katliamıyla gençlerimizi öldüren IŞİD;

Sınırda askerlerimizi öldüren IŞİD;

Türkiye’ye, insanlarımıza saldıran IŞİD.

Türkiye’den IŞİD’e katılanların sayısı binlerle ifade ediliyor.

IŞİD Türkiye için büyük bir güvenlik riski ve tehdidi oluşturuyor.

Dün de böyleydi bugün de. IŞİD, hala saldırı tehditlerini sürdüryor.

IŞİD’in, Musul’da Konsolosluğumuzu ele geçirmesi ve çalışanlarını rehin almasıyla başlayan IŞİD tehditi, Suruç katliamıyla kabul edilemez boyutlara geldi. Sınırda, askerlere yapılan saldırı, bardağı taşıyan damla oldu.

AKTİF-ÖNLEYİCİ SAVUNMA 

Türkiye, ilk defa, çok sert ve doğru olarak IŞİD’in saldırılarına yanıt verdi.

Bir anlamda, Türkiye, uzun zamandır izlediği pasif savunmadan “aktif-önleyici savunma”ya geçti.

Bundan sonra da, Türkiye’nin IŞİD ile ilişkisi, aktif-önleyici savunma temelinde olacak. IŞİD saldırmadan önce önlenmeye çalışılacak, ve gerek savunma gerekse de istihbarat alanlarında aktif olunacak.

Pasiften aktif-önleyici savunmaya geçişte, IŞİD saldırılarının yoğunlaşması kadar, çok önemli bir gelişme de, Erdoğan-Obama görüşmesi, ve, başta İncirlik üstü olmak üzere, belli askeri üstlerin Amerika’nın IŞİD ile savaşta kullanımına açılması oldu.

Washington‘da, Amerika ve Türkiye’nin anlaşması, “oyun değiştirici gelişme” olarak görüldü.

Türkiye, böylece, IŞİD’e karşı koaliyonun da önemli ve etkili bir aktörü oldu.

ÇÖKMÜŞ DEVLETLER (FAILED STATES)

IŞİD’in birinci derce de güvenlik riski konumuna gelmesinde, Suriye (ve de Irak) ile sınır güvenliği sorunu da çok önemli rol oynuyor. Türkiye’nin, açık kapı ve rahat geçiş politikası son terör saldırılarıyla bitti.  Sınır güvenliği ve sınırların korunması birincil amaçlardan biri oldu.

Bu nokta da, şu acı gerçeğin altını çizmeliyiz: Türkiye, hem ülkesine girişleri, hem de ülkesinden çıkışları kontrol etme de yanlız kaldı.  Çünkü, artık Suriye ve Irak’da, kendi iç gelişmlerini ve sınırlarını koruyacak devletler yok.

Suriye, kontrol kapasitelerini kaybetmiş bir devlet: böyle devlet durumuna, çökmüş devlet diyoruz.

Suriye ve Irak’da ortaya çıkan çökmüş devlet sorunu, bir taraftan, IŞİD’in gücünü ve yaygınlaşmasını arttırdı, İslam Devleti kurma iddasını güçlendirdi, diğer taraftan da, tüm sınır güvenliği sağlama işlevini de Türkiye ve Türkiye ordusuna bıraktı.

Türkiye’nin IŞİD’e karşı aktif-önleyici savunma yapma gereksinimi ve bu savunmanın çok zor olması, Suriye ve Irak’ta yaşanan çökmüş devlet sorunundan da kaynaklanıyor.

Hatırlayalım, 1990’ların sonunda, Türkiye, Suriye’den Öcalan’ı topraklarından çıkarmasını istemişti. Bu konuda, sert ve aktif olmuştu.  Türkiye, bunu yaparken, süreci, devlet-devlet ilişkisi olarak okumuştu, ve, Suriye devletiyle konuşmuştu.

Bugünse, böyle bir Suriye devleti yok. Türkiye’nin karşısında, hem terör örgütü, hem de İslam Deveti kurma iddiasındaki IŞİD var. Bu durum, Türkiye’nin, ve, bugün uygulamaya başladığı aktif-önleyici savunma yönteminin başarılı olmasını zorlaştırıyor.

Türkiye, doğru olanı yapmaya başladı, ama, çok zor bir döneme de girdi. 

KÜRTLERLE İŞBİRLİĞİ VE BÜYÜK KOALİSYON

Peki, Türkiye, başarılı olmak için ne yapmalı?

Bu noktada, bence, iki önemli hamleyi Türkiye yapabilir: Bir, içeride, çözüm sürecini canlandırarak, sınırında da, PYD ile ilişkilerini olumlu yönde geliştirerek, Türkiye, IŞİD’e karşı elini kuvvetlendirebilir.

Bugün, Türkiye, Suriye sorununda, hem Esad, hem IŞİD, hem de PYD ile kötü ilişkiler içindedir. Bu durumda, manevra alanını çok daraltmaktadır. Üç aktörle de sorunu olan Türkiye’nin, ülke içini ve sınır güvenliğini sağlaması kolay olmaz. Bu nedenle, Türkiye-PYD, ve Türkiye-Kürtler işbirliğinin gelişmesi, çok yararlı olacaktır.

Çözüm süreci ve Türkiye-Kürtler işbirliği, bugünün tarihsel şartlarının ivedi ve gerekli kıldığı bir gelişmedir. Türkiye, bölgesel ve küresel gelişmelere yaklaşımında, Kürtlerle işbirliği içinde olmanın artılarını ve değerini görmelidir. Başta PKK ve KCK’nın da, gelişen süreçleri ve olayları doğru okumasında da çok yarar vardır.

İkinci olarak da, toplumsal desteği geniş, Türkiye’yi içersinde ve dışarıya karşı güçlü ve istikrarlı kılacak büyük koalisyon hükümetinin kurulması. Bugünün şartlarında, bu, HDP’nin desteklediği, AK Parti-CHP büyük koalisyon hükümetidir.

“Ortak akıl” ve “doğru siyaset”, IŞİD’e, ve diğer güvenlik risklerine karşı aktif-önleyici mücadele de, ve, ülke içinde demokratik düzenin kurulmasında, böyle bir hükümeti gerekli kılmaktadır.