Japonya, Malezya, İran, çözüm süreci...

Türkiye-Kürtler işbirliği ve birlikte hareket etmesi, Suriye ve Irak başta olmak üzere, bölgesel sorunların çözümüne ve istikrar arayışına katkı verecek açılımlar sağlayacak potansiyele sahiptir.

Tokyo’dayım.

“Seçimlere giderken Türkiye ve Dış Politika” tartışıyoruz.

Konuşmalarımda ve toplantılarda, Malezya’dan da önemli isimler var.

Japonya, Türkiye’ye çok ilgi duyuyor.

Malezya da, Türkiye’ye, çok önem veriyor.

Doğu’daki Türkiye algısı Batı’dan tümüyle farklı.

Türkiye’nin, bölgesel ve küresel istikrar için önemi vurgulanıyor; Asya’da daha aktif olması isteniyor.

Ortadoğu, Mısır, Tunus, Libya’da sorunlar yaşayan Türkiye’nin, Afrika gibi, Asya’da da önemi ve itibarı yüksek.

Türkiye’nin aktif dış politikasında, Afrika ve Asya’nın yeri giderek artacak gözüküyor.

Gerek, müslümanların yaygın bir toplumsal kimlik oluşturduğu Malezya ve Endenozya’da, gerekse de, kendi ülkesi içinde Müslüman topluluğun yaşamadığı Japonya’da, İslam tartışması, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ekseninde yapılan İslam tartışmasından tümüyle farklı.

Asya ve Japonya’da, İslam-ekonomik gelişme ve dinamizm ilişkili görülüyor; İslam-çatışma/şiddet ilişkisi yapılmıyor.

Asya ve Japonya’daki İslam tartışması ile Ortadoğu ve Afrika’daki İslam tartışmasını karşılaştırmalı düşünmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu karşılaştırma bizi, üç önemli sonuca götürecektir: (a) bugün, Suriye, Yemen, Lübnan odağında, ama genel olarak Orta Doğu Afrika’da yaşanan sorunların, birincil nedeni ve tetikleyicisi İslam olarak görülse de, asıl neden, din ya da İslam değil; aksine, devlet olamama, ulus olamama, kurumsallaşamama, topluma hizmet verememe, yolsuzluk ve rüşvet, v.b. sorunlar…(b) bu sorunlar çözülmeden, IŞİD-DEAŞ ya da Yemen sorunları çözülse bile, benzer sorunlar çıkmaya devam edecektir…(c) Bu nedenle de, çözüme katkı veren ülkelerin, bu bölgede, devlet-ulus-adil yönetimin kurulmasına odaklanmaları, ve, mezheplerin ve kültürel kimliklerin üstünde, siyasi normlar temelinde hareket etmeleri gerekmektedir.

Japonya’da, en fazla tartışılan konuların başında, Amerika Başkanı Obama’nın “tarihi” olarak nitelediği, İran ile P+1 (BM Güvenlik Konseyi üye ülkeleri ve Almanya) ülkeleri arasındaki “nükleer anlaşma” geliyordu.

İhtiyatlı olmalıyız, ama, hiç şüphe yok ki; nükleer anlaşma, başta Ortadoğu olmak üzere, bölgesel ilişkilerde “oyun değiştirici” niteliktedir. İran-Batı yakınlaşması, sadece İran’ın bölgesel hareket tarzını arttırmayacak, aynı zamanda, başta Suriye, Irak ve Yemen olmak üzere, bölgesel sorunların çözümü üzerine önemli etkiler yaratacaktır.

Nükleer anlaşmanın, Türkiye dış politikası üzerine de çok ciddi etkileri olacaktır. Belki, ekonomi, enerji ve yatırımlar alanında olumlu gelişmler olacaktır. Fakat, bölgesel denklemde, İran’ın konumu ve yeri, nükleer anlaşma ile güçlenmiştir.

Obama’nın, İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi gibi, nükleer anlaşmayı da “tarihi” görmesinin nedeni, bölge sorunlarına, Amerikan’ın arka planda olduğu ve bölgesel aktörler yoluyla siyasal çözümler bulma isteğidir. Dahası, Amerika, bölge de hızla istikrar sağlayarak, Asya’ya odaklanmayı istemektedir.

Nükleer anlaşmayı, bu temelde de, görmeliyiz.

Japonyalı ve Asyalı arkadaşlarla,Tokyo’dan, nükleer anlaşmaya ve bölge sorunlarına bakmak, benim için ufuk açıcı oldu.

Türkiye’nin de, gerek bölgesel sorunlara, gerekse de, nükleer anlaşmaya bakışında, mezhepler ve kimlikler üstü, ve siyasi normları ve kurumsallaşmayı ön plana çıkartan bir dış politika söylemi ve pratiği geliştirmesi gerekmektedir; hem de hızla.

Bunun anahtarı da, hep altını çizdiğim gibi, çözüm sürecine, “ülke içinde barışın inşası projesi” olduğu kadar, bir “dış politika stratejisi” olarak da yaklaşmak, ve, sürece, nükleer anlaşma gibi, “oyun değiştirici” nitelik kazandırmaktır.

Türkiye-Kürtler işbirliği ve birlikte hareket etmesi, Suriye ve Irak başta olmak üzere, bölgesel sorunların çözümüne ve istikrar arayışına katkı verecek açılımlar sağlayacak potansiyele sahiptir. Türkiye-Kürtler işbirliği, bölgesel sorunlara mezhepler ve kimlikler üstü siyasi çözüm arayışlarını da güçlendirecektir.

Türkiye, Afrika gibi, Asya’ya açılırken, çözüm sürecini de, bölgesel istikrarı sağlayacak şekilde yaşama geçirmeli.