Mutsuz ve endişeli seçmen ne istiyor?

Ama, şunu biliyoruz: Seçmen, hükümet istiyor, endişelerimi yok edecek ve beni mutlu edecek şekilde Türkiye'yi iyi ve adil yönetin diyor. Hangi aktör bu yönde çalışıyor olarak görülürse, o aktör kazanacak

Türkiye, “seçim yorgunu”; 1 Kasım’da, seçmen, on sekiz ayda dördüncü kez seçim sandığına gidecek.

30 Mart 2014; 10 Ağustos 2014; 7 Haziran 2015; ve şimdi de 1 Kasım 2015 seçimleri.

Yorgun düşmemek mümkün mü?

Seçmense “mutsuz ve endişeli”.

Son dönemde, özellikle 7 Haziran seçimlerden sonra, mutsuz seçmen sayısı giderek artıyor.

Mutsuzlaşan seçmen geleceğe de giderek daha endişeli gözle bakıyor.

Seçim yorgunu Türkiye; mutsuz ve endişeli seçmen.

Farkı bir tablo beklemek hayalcilik olurdu.

Gezi süreci, 17/25 Aralık operasyonları, Mısır’da darbe, Suriye’de iç savaş derken, Türkiye, zaten son iki yıldır doğru dürüst yönetilemiyordu.

“İktidar kavgalarına, kutuplaşmaya, güvenlik ve ekonomik risklere savrulmuş bir Türkiye tablosu” ortaya çıkmıştı.

Türkiye, dünyadan kopmakta olan; içene kapanmış; “yolsuzluk-darbe-otoriterleşme ilişkilerine sıkışmış bir ülke” görüntüsü almıştı.

7 Haziran seçimlerinde, seçmen, “artık yeter” diyerek, bu gidişata dur demiş, ve siyasi aktörlere gerekli mesajı vermişti.

Ama, bu mesaj alınmadı; olması gereken yapılmadı; aksine, Türkiye, belki de dünya siyasi tarihinde ilk olacak “erken/tekrar” adı verilen bir seçime götürüldü.

7 Haziran’dan bugüne yaşanan erken/tekrar seçim süreciniyse, “terör-şiddet-sokağa çıkma yasakları-mülteci krizi-vesayet savaşı ekseni”nde yaşanan olaylar şekillendiriyor.

1 Kasım’a “yorgun, mutsuz, endişeli bir siyasi iklim” içinde gidiyoruz.

Seçmen, 1 Kasım’da da, demokratik ve seçim olgunluğu gösterecek; sandığa gidecek; oylarını vererek; bir kere daha “yapılması gerekeni” gösteren bir sonucu ortaya çıkartacak.

Bugün için şunu söyleyebiliyoruz:

Mutsuz ve endişeli seçmen, artık, bir seçim daha istemiyor; “1 Kasım son seçim olsun” ve Türkiye hızla “yeni hükümetine ve yönetilme sürecine kavuşsun” diyor;

Terörü açık ara en önemli sorun olarak, ekonomik istikrarı da ikinci önemli sorun olarak görüyor;

Türkiye’nin kötüye gittiğini düşünüyor;

Türkiye’nin iyi ve adil yönetilmesini, geleceğe güvenle bakmak istiyor;

Kemal Kılıçdaroğlu’ndaki küçük oranda artış haricinde, liderlerine kızgın, onlara güveni düşüyor;

Koalisyona, AK Parti-CHP büyük koalisyona giderek artan bir biçimde sıcak bakıyor.

Tüm bunlar bize şunu söylüyor: 1 Kasım akşamı, ya 276 milletvekili sayısını biraz aşmış bir AK Parti çoğunluk hükümeti, ya da AK Parti-CHP büyük koalisyonu için olumlu mesajların veridiği bir seçim sonucuyla karşılaşacağız.

7 Haziran süreci 1 Kasım’da sonlanacak; 3. Seçim olmayacak. Bu mesajı seçmen verecek.

Peki seçim sonuçlarını son üç hafta etkileyecek faktörler neler?

Bir, MHP’nin performansı: Eğer MHP oy kaybı yaşamazsa, oylarını %15 bandı üzerinde tutarsa,  koalisyon olasılığı artacak.

7 Haziran’ın kilit partisi, “%10 barajını geçebilecek mi” sorusu temelinde HDP’ydi; 1 Kasım’ın da kilit partisi, “%15 bandının üzerinde kalabilecek mi” sorusu temelinde MHP olacak.

İki, PKK’nin ateşkes ilan etmesi ve seçimlere çatışmasız ve seçmenin korkmadığı bir ortamda gidilmesi: bu bağlamda, PKK’nın, 15 Ekim’de “seçimlere kadar ateşkes ilanı”, kısa olsa da, olumlu bir gelişme olacaktır.

Üç, başta Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ve Başbakan Sn. Davutoğlu olmak üzere, AK Parti, başta Kürt vatandaşlarımız olmak üzere, farklı kimlikte, farklı siyasi tercihte ve farklı görüşte olanlara karşı nasıl bir dil ve yaklaşım içinde olacak: 7 Haziran seçimlerine giderken bu dil ve yaklaşım çok sert, ötekileştirici ve rahatsız ediciydi. Bu, AK Parti’ye çok oy kaybettirdi. 

Bugün de, bu sertlik devam ediyor gözüküyor.  AK Parti seçimlerde oy oranını biraz arttırabilir. Fakat, AK Parti’nin 276 milletvekili sayısını geçip çoğunluk hükümeti kurması, ancak, söylem ve tavrının seçmenin büyük bir kısmı tarafından olumlu ve güven verici algılanmasına bağlı.

AK Parti, seçim yorgunu Türkiye’yi ve mutsuz ve endişeli seçmeni tekrardan kazanabilecek mi?

Göreceğiz.

Ama, şunu biliyoruz: Seçmen, hükümet istiyor, endişelerimi yok edecek ve beni mutlu edecek şekilde Türkiye’yi iyi ve adil yönetin diyor.  Hangi aktör bu yönde çalışıyor olarak görülürse, o aktör kazanacak; hangi aktör, kendi çıkarlarını ön plana çıkartıyor görülürse, o aktör kaybedecek.

Not: Bu yazı, güvendiğim üç kuruluşun (IPSOS, Andy-Ar, Konda) son kamuoyu araştırmalarına dayanarak yazıldı.