PKK ve IŞİD saldırısı altında Türkiye

Bu örgütler, birbirleriyle çatışma içindeler, ama, aralarında önemli benzerlikler ve ortak noktalar var. Neyle karşı karşı olduğumuzu anlamak için, bu ortak noktaları görmeliyiz.

Tam IŞİD’in İstanbul’da yaptığı terör saldırısı üzerine yazmaya başlıyordum, telefonuma mesajlar gelmeye, karşımdaki ekranda son dakika haberi büyük harflerle yazılmaya başladı:

Yine terör saldırısı, yine IŞİD. Bu sefer, Brüksel; havaalanı ve metroda patlayan bombalar, ölen, yaralanan, yüzünde korku ve dehşet ifadesi olan insanlar...

Terör sadece ülkemizde değil, her yer de.

Paris’te, Brüksel’de; Avrupa’nın farklı kentlerine yayılma riski yüksek.

Terör’ün “bölgesel-küresel boyutları”nın altı kalın çizgilerle çizilmeli. Bu noktaya döneceğim. 

IŞİD’in, İsrailli turistleri hedef aldığı İstanbul saldırısı, PKK’nın 36 kişiyi öldürdüğü 2. Ankara Katliamı'ndan bir hafta sonra geldi.

Türkiye, bekası, insanları, devleti ve hükümetiyle saldırı, terör kuşatması altında; PKK terör saldırısını IŞİD terör saldırısı izliyor, IŞİD terör saldırısını PKK saldırısı.

Ankara ve İstanbul’a saldırıyorlar...

Türkiye’nin merkezine ve kalbine saldırıyorlar...

Devlete ve küresel kente saldırıyorlar...

PKK ve IŞİD; IŞİD ve PKK: arka arkaya terör saldırıları düzenleyip, Türkiye’yi kuşatma altına almak, bu ülke de “kaos” yaratmak, bu ülkeyi içene kapatmak, bu ülke hakkında, dışarıda, “güvensiz ülke” algısını yaygınlaştırmak istiyorlar. 

2. ve 3. Ankara Katliamı; 1. ve 2. ( Sultanahmet ve Beyoğlu’nda) İstanbul saldırıları: IŞİD- PKK-PKK-IŞİD...

Bu örgütler, birbirleriyle çatışma içindeler, ama, aralarında önemli benzerlikler ve ortak noktalar var. Neyle karşı karşı olduğumuzu anlamak için, bu ortak noktaları görmeliyiz:

Bir; her ikisinde de, canlı bombalarla, bombaya dönüşmüş arabalarla saldırıyorlar;

İki; her ikisinde de, sivilleri, masum insanları hedef alıyorlar;

Üç; her ikisinde de, çok güçlü bombalarla, ölümcüllük derecesi yüksek saldırılar amaçlanıyor, ne kadar fazla insan öldürürsek o kadar etkili oluruz mottosu var;

Ortak noktalara devam edelim:

Dört; her iki saldırı da, “Suriye krizi” odaklı gelişiyor;

Beş; her iki saldırıyı yapan, PKK ve IŞİD, kanton ya da İslam Devleti biçiminde, “devlet kurma”, en azından, belli alan üzerinde “egemenlik inşa etmek” iddiasında olan örgütler.

Altı, her iki örgütte, son dönemde, devlet ve egemenlik iddiaları temelinde girdikleri savaş ve çatışma temelinde, yenilgi ve zayıflama sorunu yaşayan örgütler. Bu nedenle de, tekrardan terör saldırılarına yönelerek ve bu yolla kaos ve korku iklimi yaratarak güç kazanmak istiyorlar.

Yedi; her iki örgütte, kaos ve korku yaratmayı amaçlayan terör saldırılarına, farklı terör yöntemleri de içerecek biçimde, devam edecek gözüküyor. 

Şu noktayı da vurgulayalım: Terör saldırıları, sadece ülkemizde değil, Avrupa’da da, Amerika’da da...

Son dönemde büyük katliamlar: Ankara, İstanbul, Paris, Brüksel...

Kaos ve korku, yerel, ulusal, bölgesel, küresel ölçekte yaratılmak isteniyor.

Hedef, sadece, Türkiye değil...

Suriye-Türkiye-Fransa-Belçika bağlayan bir terör ekseni var. 

Amerika’da da, IŞİD saldırısı oldu.

Almanya’da bu eksene girebilir.

Önümüzde, sadece, Türkiye’yle sınırlı olmayan “yeni terör” olgusu ve kavramı var.

Gerek, Suriye  ve Irak başta olmak üzere yaşanan ve mantar gibi yayılan “çökümüş devlet” sorunu; gerek, Suriye odaklı, ama Irak ve Afganistan’ı da içeren “mülteci krizi; gerekse de, terör ve iç savaşların iç içe geçmesiyle yaşanan “şiddet” olgusunun “savaş” kadar, hatta belli durumlarda daha fazla, “insan-doğa-güven yıkımı”nı yaratması, Yeni Terör olgusu ve kavramını ortaya çıkartan unsurlar olarak görülmeli.

Türkiye ve Avrupa, bu sürecin, tam orta noktasında yer alıyorlar: Ankara ve İstanbul’dan hemen sonra, dün Belçika’da, masum insanları hedef alarak yapılan terör saldırıları bu durumu net ortaya koyuyor.

“Risk”, “güvensizlik”, “belirsizlik” duygularının şekillendirdiği bir dönemdeyiz.

Büyük bir meydan okuma ve krizle karşı karşıyayız.

Sadece kendi çıkarını ve iktidarını düşünen siyaset ve uluslararası ilişkiler anlayışının, bu meydan okumaya etkin yanıt vermesi mümkün değil.

Siyasi ve devlet aktörlerinden başlayarak, tüm ulusal, bölgesel ve uluslararası toplum olarak, bu meydan okumaya karşı, kaos ve korkuya karşı, birlik olmak ve farklılıklar içinde birlikte yaşama isteğini güçlü sesle haykırmak zamanı gelmedi mi?