Rusya'ya da "one minute" olur mu?

2008'de Davos'ta İsrail'e yapılan "one minute" çıkışının Uygur Türkleri'yle ilgili olarak Çin'e de yapılıp yapılmayacağını sormuştuk. ldığımız yanıt netti: "One minute yapılacak ve yapılmayacak devletler vardır. Çin ya da Rusya'ya yapılamaz".

Rusya, dünyanın gözü önünde, Suriye’de şavaşa girişmiş durumda.

IŞİD ve Nusra başta olmak üzere, Rus savaş uçakları Suriye muhalefetini ve sivil halkı bombalıyor.

Rusya, Esad güçlendirerek ve IŞİD ve muhalefeti zayıflatarak, Suriye’de, “Esad’lı geçiş dönemini başlatmak”; “çözüm masasına Esad ve muhalifleri güç paylaşımı ve müzakere için oturtmak” istiyor. Bunda da bugüne kadar başarılı oluyor.

Rusya’nın Suriye ve Irak hamlesi, daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, bölgede “oyun değiştirici” nitelikte.

Rusya yaptığı hamlelerle kontrolü eline almış ve jeopolitik güç satrancında önemli bir hamle yapmış durumda.

Rus uçakları bombalarını yağdırırken Türkiye hava sahasını çok net ihlal ediyorlar.

Rusya uluslararası hukuku ve ikili ilişkileri askıya almış gibi hareket ediyor. Bunu yaparken  Türkiye’den çekinmiyor.

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, “Rusya’nın Türkiye’ye rağmen bu adımları atması bizi ciddi anlamda tedirgin ediyor” diyor.

Başbakan Sn. Davutoğlu, benzer cümleleri kurarken, “Türkiye bunu kabul edemez” tepkisini gösteriyor.

Bu açıklamaların Rusya’ya hiçbir tesiri olmuyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 'Rusya'nın Türkiye-NATO hava sahasını ihlali yanlışlıkla olmuş gibi görünmüyor' açıklamasıyla Erdoğan ve Davutoğlu’nu destekliyor.

Rusya’nın, “geçiniz” imasını içeren NATO’ya yanıtı gecikmiyor.

Tüm bu süreci izlerken, zannedersem 2008 yılında, Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen, o dönemde önem verilen ve sınırlı sayıda dış politika ile ilgilenen akademisyenin ve gazetecinin davetli olduğu bir “çalışma yemeği”nde ilgimi çeken ve not aldığım bir açıklamayı hatırlıyorum.

2008 yılında İsrail’in Gazze yaptığı vahşi saldırılardan sonra o zaman Başbakan olan Erdoğan, Davos’da meşhur “one minute” çıkışını yapmıştı.

Toplantının yapıldığı zaman, Çin’in Uygur Türkleri’ne karşı uyguladıkları insan hakları ihlalleri sorunu da yaşanıyordu.

Acaba Türkiye, Çin’e de one minute yapabilir miydi?

Sorduk.

Aldığımız yanıt çok netti: “One minute yapılacak ve yapılmayacak devletler vardır. Türkiye, Çin ya da Rusya gibi devletlere one minute yapamaz”.

Yanıtı almıştık. Tartışma bitmişti.

Bugün de aynı durumdayız.

Rusya, hava sahamızı çekinmeden ve birden fazla ihlal ediyor; Suriye muhalefetini zayıflatmak için onların üzerine bomba yağdırıyor; Bombaladıkları örgütler ve sivillerle, Esad’lı geçiş sürecini istediği şekilde başlatmak istiyor; bu süreçte İran ve Çin’den destek alıyor; bölgesel konumunu güçlendiriyor, daha doğrusu, “Kafkasya’dan Ortadoğu ve Akdeniz’e uzanan geniş bir etki ve güç ekseni” yaratıyor.

Dahası bunları yaparken, Suriye’deki Kürtlerle, PYD ve YPG ile iyi ilişkilere giriyor, onların desteğini alıyor.

Amerika-Kürtler gibi, Rusya-Kürtler işbirliği de güçleniyor.

Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyor ve ülke güvenliğine ciddi riskleri ortaya çıkartıyor.

One minute’i çoktan gerekli kılmış bir noktadayız. Ama one minute gelmiyor. Gelemeyecek de.

Ankara, Erdoğan ve Davutoğlu çok rahatsızlar. Ama, bu sefer, karşımızdaki aktör, ciddi enerji ve ekonomik bağımlılık içinde olduğumuz güçlü Rusya.

“Rusya’ya one minute olmaz”.

Peki Türkiye ne yapacak?

Retorik düzeyde güçlü tepki vermek, ama, gerçeklikte beklenen sonu bekleme ve kendini alıştırma durumunda kalmak.

Esad’lı geçiş sürecine hızla gidiyoruz gibi…   

Son not: Radikal’i ve güçlü dış politika yazarlarını tebrik etmek lazım. Rusya’nın bu oyun değiştirici hamlelerini ilk tahmin eden, doğru teşhisleri koyan, bilgi temelli analizleri yapan Radikal oldu. Radikal giderek bu alanın temel referanslarından biri olma yolunda.