Süleyman Şah Türbesi ve çözüm süreci

Çözüm sürecinin, çatışmanın bitmesini, siyasetin oyunun tek kuralı olmasını ve sürdürülebilir barışın kurulmasını içeren yurtiçi ayağı kadar önemli ve kurucu olan "dış politika ayağı" da var.

Süleyman Şah Türbesi’nin tahliye operasyonu askeri zafer miydi, yoksa, siyasi başarısızlık mı?

Türkiye, toprak kaybetti mi?

Yine yanlış soruları sorarak tartışıyoruz.

Diken’de (23 Şubat), Mete Çubukçu, “Ne zafer, ne hezimet” saptamasıyla, doğru analizi yapıyor: “Tahliye ve geri çekilme de saldırı harekatı kadar ciddi ve zor bir iştir. Yani ortada olan ne zafer ne de hezimettir. Hamaset hiç değildir”.

Türkiye, ciddi ve zor bir işi başardı.

Altını çizelim: Tahliye, ne zayıflık, ne de, toprak kaybı anlamına  gelmez.

Ama, sonuç, ne bir zaferdir, ne de, Türkiye’nin bölgesel gücünün bir tezahürüdür.

Türkiye, kendi toprağına ve askerine karşı saldırı olasılığını ciddiye almış, ve engelleyici bir hamle yapmıştır. Bunda da, başarılı olmuştur.

Zafer olmadığı gibi, olan, bir hezimet de değildir. Askeri ve Güvenlik bağlamında, yapılması gereken yapılmıştır.

Fakat, muhalefet şu noktada haklıdır: Türkiye, bırakın bölgesel hegemon ya da lider olmayı, ciddi bir “dış politika çıkmazı” sorunuyla karşı karşıyadır, ve, Süleyman Şah Türbesi’nin tahliyesi gerekliliği, aktif dış politikanın “reset”lenmesi, yani, yeniden-kurulması  gerekliliğini bir kere daha ortaya koymuştur.

Dahası, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da (23 Mart, CNN), çok doğru söylüyor: “PYD değil, esas IŞİD, Türkiye’nin düşmanıdır”. Gerçekten de, tahliye operasyonu, Türkiye’nin, IŞİD’i, kendi toprağına saldırma olasılığı yüksek bir düşman olarak gördüğünü resmileştirmiş ve kayda geçirmiştir.

IŞİD’in, Türkiye’ye saldırma olasılığının yüksek olduğu, yurtdışı ve içinde konuşuluyordu.

Ben de, IŞİD’in, Türkiye’ye için ciddi risk oluşturduğunu, ve, Türkiye’ye saldırı yapma olasılığının yüksek olduğunu, bu köşede ve yaptığım konuşmalarda sıklıkla vurgulamıştım.

IŞİD’i, Türkiye için “güvenlik riski oluşturan saldırgan bir örgüt, bir aktör” olarak görmek doğru olandı. IŞİD’in Türkiye’nin dostu değil, aksine, düşmanı olduğu artık net olarak ortaya kondu. Bu, altını çizmemiz gereken, önemli bir noktadır.

Aynı önemde diğer bir nokta ise, gerek, Süleyman Şah Türbesi’nin tahliyesi, gerekse de, Türbenin yeni yeri temelinde, Türkiye-PYD ilişkilerinde yeni bir döneme girme olasılığının ortaya çıkmasıdır. 

Bu olay, başarılı süren Türkiye-Irak Kürtleri işbirliği ve birlikte hareket etme sürecinin, Türkiye-Suriye Kürtleri arasında da yaşanabileceğinin ipuçlarını vermiştir.

Hep vurguladığım gibi, çözüm sürecinin, çatışmanın bitmesini, siyasetin oyunun tek kuralı olmasını ve  sürdürülebilir barışın kurulmasını içeren yurtiçi ayağı kadar önemli ve kurucu olan “dış politika ayağı” da var: Türkiye ile sadece ülke içindeki değil, aynı zamanda, Irak ve Suriye’deki  Kürtler arasında “karşılıklı bağımlılık, işbirliği ve birlikte çalışma ilişkisi”nin güçlendirilmesi, ve, bu yolla,  bölgesel ve küresel güç ilişkilerine iki aktörün birlikte yanıt vermesi.   

Uludere’den başlayarak Kobani’ye giden süreçte, çözüm sürecinin dış politika ayağındaki Suriye Kürtleriyle işbirliği boyutu sağlanamamıştı. Suriye boyutu askıda ya da boşlukta kalmıştı. Süleyman Şah Türbesi tahliyesi ve yeniden inşası, Suriye Kürtlerinin Çözüm Sürecine eklemlenmesini, ve sürecin dış politika ayağının güçlenmesini sağlayabilir. Hükümetten ve PYD’den bu yönde hamleler bekleyebiliriz.

Tüm bunlar yaşanırken, Meclis, İç Güvenlik Paketi tartışmalarına kitlenmiş durumda.  Paketin, demokrasi ve özgürlükler alanını daha da daraltıcı, ve Türkiye’nin Batı’daki zaten kötü algısını, “polis devleti olmaya evrilme” gibi daha da kötüleştirici boyutları kadar, Çözüm Süreci için de olumsuz  yanları var. Kamu Düzeni önemli, ama, umarız, bu paket, bu olumsuzluklardan arındırılmış bir şekilde çıkar.  

Demokrasinin, haklar ve özgürlükler alanının, ve çözüm sürecinin ileriye gitmesinin, Türkiye’nin, içeride ve dışarıda, en önemli güvencesi olduğunu unutmayalım…