Türkiye ne yapmalı?

Eşit vatandaşlığa ve ulusal kalkınmacılığa dayalı demokratik laik devlet inşası ve düzeni, Suriye ve Irak'da çökmüş devlet sorununa, Sünni İslam'ın iç parçalanması ve çatışması sorununa, ve bu yolla ortaya çıkacak olumlu gelişmelerin, islamfobisine çözüm olabilir.

7 Ocak sonrası temel soru şu: Batı ve uluslararası toplum, 7 Ocak terörüne nasıl yanıt verecek?

Bu noktada da, Başkan Obama’nın, 18 Şubat’ta düzenleyeceği Teröre Karşı Güvenlik Konferansı kritik önem taşıyor.

Birbirleriyle ilişki üç önemli gelişme ya da sorun, bu konferansın ana tartışma konusu olacak.

Bir; Batı’da, ”islamfobisi”ne (İslam korkusu-düşmanlığı) ve IŞİD ve El Kaide militanları tarafından yapılacak olası “terör eylemleri”ne karşı eş zamanlı mücadelenin nasıl başarılı olabileceği;

İki; özellikle Suriye ve Irak, ama, Libya ve Yemen gibi yerlerde yaşanan “devletin çökmesi” (failed state) sorununu nasıl hızla çözülebileceği;

Üç; “Sünni İslam” içinde son zamanlarda, Selefilik, Vahabilik, vb. mezhepler temelinde yaşanan iç parçalanma, ayrışma, ve çatışmanın nasıl engelleneceği?

IŞİD terörü, IŞİD’in güçlenmesi, ve, bu güçlenmeyle Irak ve Suriye coğrafyasında ortaya çıkan İslam Devleti (İD) olasılığı, bu üç sorundan bağımsuz değil; bu sorunlardan besleniyor, bu sorunlar yoluyla meşruiyet alanı buluyor, ve, toplumsal tabanını ve desteğini yaygınlaştırıyor.

Dolayısıyla, 7 Ocak terörü sonrası dönemde, “teröre karşı mücadele" tartışması, islamfobisi; çökmüş devletler; Sünni İslam’ın iç parçalanması ve çatışması sorunlarının, birlikte ve eş zamanlı ele alınmasıyla yapılacak.

Kısa süren Arap Baharı umutlarından sonra, 7 Ocak terörüyle birlikte, artık Batı’da da, güvenliğin özgürlüğe karşı ön plana çıktığı bir dönem tekrardan başlayacak.

7 Ocak terörü, “Afganistan ve Suriye ile Batı'yı birbirine bağladı”; IŞİD, Batı’ya geldi.

Peki, 7 Ocak’a yanıt verilirken, terör ile islamfobisi, çökmüş devletler, ve Sünni İslam'ın iç parçalanması ve çatışması nasıl bağlantılandırılacak?

Bu nokta da, 7 Ocak ile 11 Eylül arasındaki farkı ortaya koyalım: 11 Eylül sonrasında çözüm için “ılımlı İslam” fikri ortaya atılmıştı. 7 Ocak, ılımlı İslam tartışmasını bitirdi. Aksine, çözüm, Suriye ve Irak’dan başlayarak, “laik-seküler devlet inşası”, “düzen kurma”, “vatandaşlık temelinde ulus inşası arayışları”, ve, “hızlı ekonomik kalkınma”da aranacak. Dahası, çözüm, Müslüman dünya içindeki aktörlerle işbirliğini içerecek.

Tüm bu noktalar, Türkiye için şu anlama geliyor: 7 Ocak terörü Türkiye’yi çok olumsuz etkileyebilir: gerek terörün ülkemize taşınması, gerekse de, zaten sorunlu olan Batı-Türkiye ilişkilerinin daha sorunlu hale gelmesi anlamında. Fakat, tam tersi de mümkün: Türkiye, 7 Ocak sonrası dönmede, tekrardan, 11 Eylül sonrasında olduğu gibi, önemli ve kilit konuma gelebilir; eğer, doğru okumayı yapabilirse, doğru kararları alabilirse, doğru stratejiyi uygulayabilirse...

Peki, Türkiye ne yapmalı? Bu noktada, anahtarın, 1921-1927 dönemi, devlet, ulus, vatandaşlık, ulusal kalkınmacılık inşası temelinde erken Cumhuriyet Türkiye modeli ile bugünün birleşimi olduğunu düşünüyorum. Ya da, Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın, Başbakan olduğu dönemde, Arap Baharı başlangıcında, Mısır, Tunus ve Libya’da yaptığı çok önemli saptama ve öneri: Devletin laik olmasının, ya da, demokratik laik devlet inşasının, Arap Baharı'nda başarı için önemi; kendisinin kişisel düzeyde laik olmasa da, devletin laik olmasının önemini vurgulaması.

Eşit vatandaşlığa ve ulusal kalkınmacılığa dayalı demokratik laik devlet inşası ve düzeni, Suriye ve Irak’da çökmüş devlet sorununa, Sünni İslam'ın iç parçalanması ve çatışması sorununa, ve bu yolla ortaya çıkacak olumlu gelişmelerin, islamfobisine çözüm olabilir. 7 Ocak’tan önce yapılmaya başlanan bu değerlendirme, İŞİD terörüne karşı mücadelenin önemli bir odağını oluşturacaktır.

Yeni Türkiye ile erken Cumhuriyet'in birleşimi, ya da, Erdoğan ve Davutoğlu söyleminin Atatürk ile birleşimine dönük yeni bir dil: bu olasılığı düşünelim derim...
AB tam üyelik sürecinin tekrardan canlandıran, ve, çözüm sürecini devam ettiren bir Türkiye...

Başbakan Sn. Davutoğlu haklı, “Eğer Türkiye’ye, AB’ye girişinde engel çıkarılmamış olsaydı emin olunuz bu kültürel gerilimler bu ölçüde olmazdı”...