Türkiye, Rusya, Amerika, PKK...

Amerika ve Rusya, Avrupa ve AB'de beliren "Esadlı geçiş dönemi" ve "PYD-YPG'nin olumlu" algısı, Türkiye'ye ciddi meydan okumaları oluşturuyor. Her ikisi de, Türkiye'nin tezlerine ve isteklerine zıt gelişmeler.

5 Eylül’de yayımlanan yazımda,  üç yaşında, evinden uzak bir yerde yaşamını yitiren, ve sahile vurmuş küçücük bedeniyle vicdanlı olan hepimizi, tüm dünyayı gözyaşlarına boğan vuran Suriye’li “Aylan Kurdi'nin masum bedeni acaba bardağı taşıran damla olur mu;  vicdan ve adaleti, başta Batı'ya ve küreselleşen dünyaya hatırlatır mı” diye sormuştum.

Aylan Kurdi’nin masum bedeni, belki büyük güçlerin liderlerine vicdan ve adaleti hatırlatmadı, onlar hala olaylara “çıkar” ve “güç” temelinde olaylara ve süreçlere bakıyorlar; ama, Suriye ve “mülteci sorunu”nu dünya siyasetinin temel gündem maddesi yaptı.

Bir tarafta, Aylan Kurdi gibi nice küçük ve masum bedenlerin yarattığı trajedi, diğer taraftan Avrupa’nın göbeğine doğru yürüyen mülteciler, masum insanlar: Artık dünya siyasetinin ve uluslararası ilişkilerin ana gündem maddesi, Suriye ve Batı’ya doğru insan hareketi.

Dün, BM Genel Kurulu’nda konuşan Obama, Putin, Moon’u dinliyorum. Konuşmalarının odağı Suriye.

IŞİD’e karşı mücadele-Suriye’de çözüme dönük “geçiş süreci”nin başlatılması-mülteciler: Bu eksen tüm konuşmaları ve toplantıları şekillendiriyor.

Konuşmalarda dört ortak nokta ortaya çıkıyor:

Bir, mültecilerin Avrupa’ya ve Batı’ya ulaşmasıyla, artık Batı’nın çıkarı da Suriye sorununun çözümüne dönük sürecin hızla başlatılmasında. Yaşadığı ekonomik krize ek olarak, bir taraftan IŞİD, diğer taraftan mülteciler, Batı’yı ciddi olarak sarsmış ve geleceğe karşı güvensizlik ve belirsizlik ruh haline savurmuş durumda;

İki, mülteci sorunundan hiç etkilenmemiş, bu sorunla ilgilenmeyen, ve bölgeye tümüyle çıkar ve güç temelinde bakan Rusya ve İran, yaptıkları hamlelerle, diplomasi ve müzakere masasında ellerini güçlendirmiş durumdalar;

Üç, Suriye sorununda “geçiş dönemi-nihai çözüm ayrımı” net olarak yapılıyor ve böylece, Esadlı geçiş dönemi-Esadsız nihai çözüm ayrımı da meşrulaştırılıyor. Başta Amerika ve Rusya olmak üzere, Avrupa-AB ve diğer bölgesel aktörler arasında, “Esadlı geçiş dönemi” düşüncesi güç kazanıyor;

Dört, yine başta Amerika ve Rusya, Avrupa ve AB, Suriye ve Irak Kürtlerini, özellikle de  PYD ve YPG’yi, IŞİD’e karşı savaşta ve bölgenin geleceğinde, “kilit aktör ve önemli müttefik” konumunda görüyorlar.

Bu maddelerden, özellikle “Esadlı geçiş dönemi” ve “PYD-YPG’nin olumlu algısı ve kilit önemi”, Türkiye’ye ciddi meydan okumaları oluşturuyor. Her ikisi de, Türkiye’nin tezlerine ve isteklerine zıt gelişmeler. 

Dahası, bu noktalar büyük güçler arası ortak kabule dönüşüyor; dolayısıyla, Başbakan Davutoğlu’nun söylediklerinin tersine, süreç giderek Türkiye’nin bu noktaları kabul etmesi gerektiği eşiğe doğru ilerliyor.

Vurgulayalım: Türkiye’nin 2.2 milyona sayıları ulaşmış mülteciler konusunda yaptıkları Batı ve uluslararası toplum tarafından her zaman takdirle karşılanacak, ve Türkiye’ye yaptıkları için teşekkür edilecektir. Fakat, bu takdir, Türkiye’nin Suriye masasında ve bölgenin geleceğinde etkin ve güçlü konumda olacağı anlamına gelmeyecektir.

Hatta, mülteci sorununda takdirle karşılan Türkiye’nin, “güvelikli bölge”, “tampon bölge”, ya da  yeni “mülteci kentleri” kurma, ve “Esadsız Suriye” isteklerinin hiç biri kabul görmeyebilir. Sonuç, Türkiye’nin geçiş ve çözüm masasında etkisiz aktör konumuna düşmesi olabilir.

Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, Türkiye, hızla karar almalı ve Suriye ve bölgeye bakışını yenilemelidir.

Eğer AK Parti, öze dönmek istiyorsa, dış politikada da 2002-2007 dönemine dönmeli; farklı aktörlerle işbirliği yapmalı, farklı görüşleri dinlemeli, oyun kurucu değil aksine sorun çözücü-uzlaştırıcı bir vizyon ve strateji izlemeli; AB sürecini ve çapasını canlandırmalıdır.

Uzlaşmacı siyaset, çözüm sürecinin buzdolabından çıkartılması, Kürtlerle işbirliği, demokrasiye dönüş, 1 Kasım seçimlerinin özgür ve adil yapılması hemen yapılabileceklerdir.

Son söz de PKK’ya: Sevgili Altan Tan’ın söylediği gibi, bugün yapılması gereken, “Frankestayn” olmak değil; “Polyana olmaktır, halka moral verir”. 

Kürtlerin zamanı, Kürtlerin kilit aktör konumu, şiddet yoluyla nemalanmayı değil; aksine, siyaset ve müzakere yoluyla etkin aktör olmayı gerekli kılıyor. Tam da, çözüm sürecinin  var saydığı gibi…