Türkiye'nin güvenliği mi, basın özgürlüğü mü?

Havaalanında yanıma bir beyefendi yaklaşıyor. CHP'liymiş. Ama Cumhuriyet'in TIR'larla ilgili manşetini doğru bulmadığını söylüyor. Benzer soruyu iki, üç kişiden daha alıyorum. Hepsinin tepkisi aynı.

Yurtdışına gidiyorum.

Cumhuriyet gazetesi, TIR'lardaki silahların resimlerini baş sayfadan yayımlamış.

Haberi okuyorum. Fotoğraflara bakıyorum.

Acaba nasıl algılanacak, nasıl satın alınacak halk tarafından bu haber? 

Aklıma, 17-25 Aralık operasyonlarından sonra, Subat 2014’de, o zaman Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu’nun ofisinde yapılan, ve, MİT Başkanı, Genel Kurmay İkinci Başkanı ve Orta Doğu’dan sorumlu yöneticin katıldığı üst düzey güvenlik toplantısının dinlenmesi ve ses kayıtlarının sızdırılması olayı geliyor.

O zamanda yurtdışında bir toplantıdaydım. Toplantıdaki güvenlik uzmanı, barış uzmanı, diplomat olan herkes, yabancı ya da Türkiyeli, “Bu olamaz… Kabul edilemez, Türkiye’nin güvenliğine bir saldırı bu” demişlerdi. 

Ben de aynı görüşteydim.

Şubat 2014’ ortası da internete düşen ses kayıtları, 17-27 Aralık operasyonun, sadece bir yolsuzluk operasyonu değil, aynı zamanda, AK Parti hükümetine karşı bir müdahale ya da darbe olduğu düşüncesini güçlendirmişti.

Yolsuzluk-darbe tartışmasında ibreyi darbeye doğru kaydırmıştı.

Türkiye halkının algısı ve yaklaşımı, genelde, darbe ve müdahale yönünde olmuş, ve, bu olayı Türkiye’nin güvenliğine bir saldırı olarak görmüştü.

Üstelik, bu olay, 30 Mart Yerel Seçimlerindeki AK Parti ve Erdoğan’ın performansını olumlu yönde etkilemişti. Toplantıyı dinleyenler ve ses kayıtlarını sızdıranlar kaybetmişti.

Cumhuriyet gazetesinin manşet haberi ve silah dolu TIR fotoğrafları acaba aynı mı yoksa farklı mı bir etki yaratacak?

THY, her zamanki gibi geç kalkacak. İki saat daha bekleyeceğiz uçağın kalkmasını.

Yanıma bir beyfendi yaklaşıyor. Elinde Cumhuriyet var. Sonradan söylüyor, CHP’li birisi. “Olur mu böyle bir şey Fuat bey. Türkiye’nin güvenliğine bu yapılır mı… Cumhuriyet bunu nasıl yapar” diye soruyor.

Benzer soruyu iki, üç kişiden daha alıyorum. 

Hepsi de seçimlerde, CHP’ye ya da HDP’ye oy vereceğini söylüyorlar. Hepsinin tepkisi de aynı:  “Bu kadarı da fazla. Cumhuriyet bunu yapmamalıydı.

Kanada’dayım üç gündür. Benzer tepkileri burada da duyuyorum. Amerika’da da durum farklı değil.

Birincisi; yolsuzluk sorunu kabul ediliyor, Türkiye’de çok ciddi bir basın özgürlüğü sorunu olduğu söyleniyor. Cumhuriyet’in manşeti gazetecilik başarısı olarak da görülüyor; fakat, Cumhuriyet’in manşetine ve yayımladığı fotoğraflara, Türkiye’nin güvenliğini zedeleyici ve bu temelde de, kabul edilemez bir hamle olarak yaklaşılıyor.  “Yapılan, Türkiye’nin güvenliğine karşı” deniliyor, ve, ekleniyor, “Yapılmamalıydı, bu kadarı da fazla.”

İkincisi; Türkiye’nin güvenliği mi, basın özgürlüğü mü sorusunda, şüphem yok, Türkiye halkı, genelde, güvenliği basın özgürlüğüne tercih ediyor; dahası, Cumhuriyet’in manşetini ve fotoğrafları basın özgürlüğü içinde görmeyenlerin sayısı da hiç de az değil.

Üçüncüsü; 7 Haziran seçimlerden önce olan bu olay, aynı Şubat 2014 olayı gibi, AK Parti’nin zararına değil faydasına olacaktır. AK Parti, bu olaydan fayda sağlayacaktır. AK Parti’nin oylarının aşağıya inmesine değil, yukarıya çıkmasına neden olacaktır.

Son olarak, 7 Haziran seçimleri öncesi yurtdışı temaslarım içinde şu yorumu da yapayım:

Yurtdışında; Bir, HDP’nin barajı geçeceği ve bunun Türkiye için çok faydalı olacağı düşüncesi güçlü;

İki, dört partili Meclis yapısının istikrar getireceği algısı da güçlü;

Üçüncüsü, AK Parti’nin başkanlık sistemi stratejisinin alıcısı yok, hatta, bu stratejinin hatalı olduğu düşüncesi çok yaygın;

Dört, tercih, HDP’li ve 276’yı biraz aşmış AK Parti çoğunluk hükümeti üzerine, ki, bu, Çözüm Sürecinin başarılı olması için de önemli görülüyor; ve ilginçtir,

Beş, AK Partili bir koalisyon hükümeti olasılığına da çok olumsuz bakılmıyor.

Az kaldı, hafta sonu, pazar akşamı, en doğru sonuçları alacağız…