'Üçüncü dünya savaşı' çıkabilir mi?

Avrupa'da yaşanan paralize olma, aşırı sağın yükselmesi, ve İslamofobi ve yabancı düşmanlığının yaygınlaşması durumuyla Batı'nın yaşadığı stratejik çıkmaz, savaşa mı gidiyoruz sorusunu sorduruyor.

“Üçüncü dünya savaşı çıkabilir”. 

Bu saptamasını son yazısında da tekrarlıyor Nouriel Roubini. (Project Syndicate, 30 Kasım, 2015)

Roubini, dünyaca ünlü ekonomi profesörü. Ünü, 2008 küresel ekonomik krizi önceden tahmin etmesinden geliyor.

Tahminleri doğru çıkan bir ekonomist, bir akademisyen.

Üçüncü dünya savaşı çıkabilir diyen ilk kişi Roubini mi? Hayır. 2014 yılının sonunda Washington ağırlıklı başlayan, güvenlik uzmanları ve ekonomistler tarafında sürdürülen, 2015 yılında da giderek sıklıkla yapılan bir tartışmadan bahsediyoruz.

Bu tartışmaların bazılarına katılıyorum. Tartışmayı da izliyorum.

Paris katliamı, Rusya’nın IŞİD’e karşı savaş adı altında Suriye’de askeri konuşlanması ve Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi bu tartışmayı daha da ısındırdı.

Roubini, Üçüncü dünya savaşı çıkabilir saptamasını, Avrupa’nın özellikle mülteci krizi temelinde düştüğü paralize olma durumunu gözlemledikten sonra tekrarlıyor.

Ben de, Radikal’de, benzer endişelerimi, Berlin, Londra, Kopenhag ve Barselona, katıldığım mülteci krizi odaklı toplantılardan sonra yazmıştım.

“Güvenlik riskleri”nin giderek arttığı; “belirsizlik ve geleceğe güvensizlik duygusu”nun yaşandığı; endişe duyulması gereken bir dönemden geçiyoruz. Bu noktanın altını çizelim.

Rus savaş uçağının düşürülmesiyle Türkiye-Rusya ilişkilerinin krize girmesi, IŞİD sorunu, terör saldırıları, mülteci akımı, vb. sorunlarını, tek tek ya da birlikte  konuşuyoruz.

Bununla birlikte, tüm bu sorunların da içinde yer aldığı, çok ciddi ve “birbirleriyle bağlantılı iki kriz”le eş zamanlı karşı karşıya olduğumuzu vurgulayalım.

Birinci kriz, Avrupa odaklı, “mülteci krizi-IŞİD terörü-(Suriye başta olmak üzere bölgede yaygınlaşan) çökmüş devlet” sorunlarından kaynaklanıyor.

Suriye savaşı, Türkiye, Ürdün, Lübnan’da, 4.5 milyon mülteci yarattı. Bu sayı, IŞİD’e karşı savaş ve Rusya’nın jeopolitik güç hamleleriyle daha da artacak gözüküyor.  Savaş ve terör nedeniyle Afganistan, Irak, ve Afrika genelinde oluşan mülteci sayısını da eklersek, Avrupa’ya gitmek isteyen mülteci sayısı, Roubini’nin söylediği gibi, 20 milyona çıkabilir.  

Ekonomik kriz içindeki Avrupa, bir milyon mülteciyle paralize olmuşken, 20 milyon mülteciyi nasıl hazmedecek? Yanıtı olmayan büyük bir soru.  

İkinci kriz, “IŞİD’e karşı savaş-çökmüş devlet sorunu-Ortadoğu’da jeopolitik güç rekabeti” temelinde yaşanıyor. Bu krizde, Amerika liderliğinde koalisyon ordusu, Suudi Arabistan liderliğinde Körfez ülkeleri, Rusya, İran, Türkiye, ve Avrupa Ülkeleri ana aktörler. Rusya’nın Suriye’de askeri konuşlanmasıyla ve Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesiyle bu kriz yeni bir aşamaya geçti. İncirlik, Batı ülkelerinin savaş uçaklarının konuşlandığı ana üst oldu.

Bugün, bu iki krizi iç içe yaşıyoruz.  

Avrupa paralize olmuş durumda içine doğru sıkışıyor, kendini aşırı sağ ve ırkçı siyasi ideolojilere bırakma riski her gün daha da yükseliyor. AB’nin geleceğini bile etkileyecek bir “risk-belirsizlik-güvensizlik durumu” Avrupa’da yaygınlaşıyor.

Başta Amerika, büyük güçler, IŞİD’e karşı savaşın kazanılması ve bölgesel istikrarın yaratılması noktasında yeni bir şey söylemiyorlar; aksine, “söylemsel ve stratejik çıkmaz” sorunu yaşıyorlar.

Suriye ve Irak’ta yaşanan çökmüş devlet sorunu, Afrika’yı da içine alarak yaygınlaşıyor. Bu devletler nasıl yeniden inşa edilecekler, kimler yeni devletleri yönetecek, vb. sorulara, Suriye’den başlayarak verilen tutarlı ve inandırıcı bir yanıt yok.

Rusya, İran, ve Suudi Arabistan ağırlıklı Körfez ülkeleri, bu bölgede vekalet savaşı yapıyorlar. Bölgede, haritalar yeniden çizilmek isteniyor.

Avrupa’da yaşanan paralize olma, aşırı sağın yükselmesi, ve İslamofobi ve yabancı düşmanlığının yaygınlaşması durumuyla Batı'nın yaşadığı stratejik çıkmaz, Roubini’ye savaşa mı gidiyoruz sorusunu sorduruyor.

Türkiye, bu iki büyük krizin tam kesişme noktasında yer alan bir ülke.

Avrupa ve Amerika’nın Türkiye’den beklentileri çok, Türkiye ile tekrardan yakınlaşmak istiyorlar.

Türkiye için çok boyutlu güvenlik riskleri de giderek artıyor.

Hata yapma lüksünün olmadığı, ülke içi istikrarın ve beraberlik duygusunun çok önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Üçüncü dünya savaşı bugün için bir olasılık, bir süreç.

Engellenmesi de, gerçekleşmesi de, başta Avrupa, bugün alınacak kararlara ve karşı karşıya bulunduğumuz iki büyük krizin ne kadar başarılı yönetileceğine bağlı.