Yeni Türkiye algısı: Berlin, Toronto, Washington, Ottawa

Berlin, Toronto, Washington, Ottawa... İşte dünyanın kilit kentlerinde sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, düşünce kuruluşları, medya ile konuştum. Yeni Türkiye algısı oldukça ilginç. Nasıl mı? İşte 7 maddede Batı'nın Türkiye'ye bakışındaki değişim...

Yaklaşık üç haftadır, yurtdışında, Türkiye üzerine konuşuyor, dinliyor, tartışıyorum.

Türkiye’ye Avrupa ve Kuzey Amerika’da nasıl konuşuluyor, nasıl algılanıyor?

Kafamda bu sorularla, 13 Ocak’da Berlin’de başlayan süreç, Toronto, sonra Washington ile devam etti, Ottawa ile bugün bitiyor. Bu süreçte, karar vericileri, düşünce kuruluşu yöneticilerini, sivil toplum temsilcilerini, akademisyenleri dinledim; medyayı takip ettim, yaptığım konuşmalarda ve toplantılarda bana gelen sorular arasında sınıflama yaptım. 

Almanya, Amerika, Kanada, Berlin, Toronto, Washington, Ottawa: Kilit ülkeler, kilit kentler.

İzlenimlerimi, genelden somuta, maddeler halinde sizlerle paylaşayım:

Bir: Türkiye’ye ilgi çok yüksek; önem ve ilgi sıralamasında, Türkiye, özellikle, dış politika ve güvenlik alanlarında önemli ülke listesinin en üstlerinde yer alıyor. Türkiye, küresel önem taşıyan “bölgesel kilit aktör” olarak görülüyor. 2016’da Türkiye’ye yüksek ilginin ve önemin devam edeceğini öngörebiliriz;

İki: Türkiye deyince, sadece üç aktörden bahsediliyor: Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonra AK Parti, sonra da PKK/PYD ve HDP. CHP yok, MHP’ye hiç ilgi yok. CHP ve MHP bu döneme etki edecek aktörler olarak görülmüyorlar. Zayıf muhalefet sorunu konuşuluyor, ama çok fazla üzerinde durulmadan. Bu, bize şu gerçeği gösteriyor: Bir; “Türkiye=AK Parti” algısı tekrardan çok güçlenmiş. İki; bu eşitlik, bazen, karar verme sürecindeki etkinlik ve güç temelinde, “Türkiye=Erdoğan” olarak tanımlanıyor.

İkinci derecede önemli görülen aktör, PKK/PYD, sonra HDP. Gerek “IŞİD’e karşı savaş”, gerekse de “mülteci krizi” ana gündem maddeleri içinde, “Kürtler”e, yani “PKK/PYD”ye, yani “HDP”ye ilgi de çok yüksek.

Türkiye konuşmasının, aktörler düzleminde ana ekseni, “Erdoğan/AK Parti-PKK/HDP ilişkileri”.

Üç: Türkiye’ye ilginin ana ekseni ve Türkiye konuşmasının belirleyici unsuru “güvenlik”; sonra ekonomi geliyor. Güvenlik sorunları, riskleri ve bu bağlamda Türkiye’den beklentilere odaklanan tartışmalar, biraz ekonomiye eğilinip, yine güvenlik ile bitiyor. Geçmiş yıllardan farklı olarak, Türkiye’deki iç politika alanındaki gelişmeler, demokrasi, hukuk, haklar ve özgürlükler alanlarındaki gelişmeler çok önemsenmiyor. Endişeler dile getiriliyor ama o kadar.

Başkanlık, yeni anayasa üzerine çok az soru ve yorum duyuyorum. Basın ve ifade özgürlüklerinin önemi vurgulanıyor, ama, önem sıralamasında altlarda yer alarak. Bu, önemli bir değişim. Türkiye, ülke içi gelişmeler ve sorunlar ile bölgesel ve küresel sorunlara dönük Türkiye’den beklentiler arasında net bir ayrım yapılarak  konuşuluyor, tartışılıyor.

Dört: Bu anlamda, Türkiye’ye atfedilen ilgi ve önem, maalesef, çok “işlevsel ve araçsal”. Türkiye, özellikle güvenlik ve ekonomi alanlarında, küresel etkiler taşıyan bölgesel krizlere karşı, yani, IŞİD’e karşı savaş ve mülteci krizi alanlarında, “kilit ülke”, “startejik ortak”, “stratejik değeri yüksek komşu ülke”, “stratejik tampon ülke”, “güç dengeleyici tampon”, vb. sıfatlarla tanımlanıyor.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel algısında, 2002-2011 döneminde çok kullanılan tanımlamalar, örneğin, “Doğu-Batı arasında köprü olarak Türkiye”, “uzlaştırıcı aktör olarak Türkiye”, “medeniyetler arası diyalog aktörü olarak Türkiye”, “demokrasi-ekonomi-güvenliği birlikte yürüten model ülke olarak Türkiye, “insani yardım devleti olarak Türkiye”, vb. sıfatlar artık çok kullanılmıyor. Tüm bu olumlu sıfatlar, “güvelik alanında stratejik tampon ülke olarak Türkiye” tanımlamasının gerisinde kalmış, öneminin ve değerini kaybetmiş durumda.

Beş: Son yıllardan farklı olarak, bu sefer, Türkiye’nin başkanlık sistemi’ne geçişine Batı’dan itiraz gelmeyecektir; Batı, yeni anayasa yapım sürecini de dışarıdan izleyecektir. Daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti, 2016 yılında ve 2017’de de, Türkiye’yi, yeni anayasa yoluya başkanlık sistemine geçirmeye çok yakın noktadalar.  

Altı: Kürtlerin, örgütsel anlamda, PKK, PYD, HDP’nin, Ortadoğu’nun “yeni ve önemli aktörü” olarak, Avrupa ve özellikle Amerika’da önemi giderek artmaktadır. Başkanlık ve yeni anayasa süreçlerine ilgi duymayan Batı, Türkiye ile ilişkilerinde, bir aktör olarak Kürtlere özel önem vermektedir. Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin 2016 yılındaki şekillenmesinde belirleyici unsurların başında Kürtler gelmektedir.

Yedi: Soğuk Savaş dönemindeki “tampon ülke” Türkiye algısının ve yaklaşımının bugünün şartlarına göre yeniden şekillendirildiği bir dönemi yaşamaya başladık.

Yeni Türkiye sosyolojisi ve siyasetine, eski Türkiye dış politika kimliğinin giydirildiği bir dönem bu.

“Yeni Türkiye” için oluşan yeni algı, eski Türkiye dış politika kimliği algısını yeniliyor.

Peki, bu kimliği Türkiye kabul etmeli mi?

Göreceğiz, tartışacağız....