Bana işkencecini söyle...

WikiLeaks'ten sızan bilgiler Orta Amerika'dan Irak'a, Latin Amerika'dan Türkiye'ye aynı işkencecileri işaret ediyor.

Batı basınını bizimkinden farklı kılan şeylerden biri uzun soluklu yapılan ortak çalışmalar. En son BBC Arapça servisiyle Guardian gazetesinin Irak işgali sırasında yapılan işkencelere yönelik çalışması ses getirdi.

İki kurum, WikiLeaks belgelerinden çıkan bilgileri kullanıp uzun bir araştırma sonucunda Irak işgali sırasında sistematik işkence yapan Amerikalı görevlilerin 1980’lerdeki Kirli Savaş döneminde El Salvador ve Nikaragua’da aynı eylemleri yaptığını ortaya çıkardı.

Habere göre Kirli Savaş’ta rol oynayıp özel kuvvetlerden emekli olan iki albay; James Steele ve James Coffman, Irak’ta da benzer bir görev üstlenmiş.

İki emekli işkencecinin Irak’taki faaliyetlerine tanık olanlar 8 elemanlı bir sorgu komitesinden bahsediyor. Bu komitenin faaliyetleri arasında elektrik verme, ayaktan asma, tırnak çekme, kabloyla işkence gibi yöntemler söz konusu.

Bir de Naziler var

Anlatılanlara bakılırsa ABD’lilerin Irak’a taşıdığı işkence yöntemleri Kirli Savaş dönemiyle büyük benzerlik gösteriyor.

Fakat işkencenin kıtalararası yolculuğu bununla sınırlı değil.

Kirli savaş döneminde Latin Amerika’daki darbecilerin, işkence yöntemleri konusunda bir esin kaynağı daha var: Emekli Nazi subayları. İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle Şili ve Arjantin’e kaçan Nazi subaylarıyla cunta liderleri arasındaki ilişki sır değil.

Bu Nazilerin en ünlülerinden biri Paul Schaefer’di. Bir Nazi subayı olarak kaçtığı Almanya’dan Şili’ye sığınan Schaefer, orada Lutheryan bir dini lider rolüne soyundu. İnançları ve çevresine topladığı ‘elitler’ sayesinde Şili’de komünizmle mücadeleye aktif destek verdi.

Bu sayede devletten kendi kolonisini kurma izni aldı. ‘Colonia Dignidad’ ismini verdiği özerk bölgede, tıpkı ABD’nin Amish’leri gibi dünyadan bağlantısız bir cemaat oluşturmaya çalıştı. Tabii Şili’nin buna izin vermesi boşuna değildi. Schaefer, darbe günlerinde Pinochet yönetimine Nazi deneyimiyle hizmet etti. Nazilerin sığınağı haline gelen koloniyi bir işkence merkezi olarak kullandı. 

Schaefer 2006’da 25 çocuğa cinsel istismardan hüküm giyinceye kadar Şili’de rahatça yaşadı.

Yani Irak’ta ortaya çıkan sistematik işkence Latin Amerika’daki Kirli Savaş’tan esinlenirken, oradaki işkencenin kaynağında da Nazi Almanya’sını görmek mümkündü. Benzer yöntemlerin farklı sonuçlarıydı.

Guardian ve BBC’nin haberinde zikredilen yöntemler Türkiye için de yabancı sayılmaz. Sistematik işkence Türkiye’de özellikle darbe ve kirli savaş döneminin imzası gibi kabul edildi.

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun kısa süre önce yayımladığı rapor bunu kanıtlar nitelikte. Latin Amerika ve Irak’takine benzer işkencelere değinirken darbelerin ‘çok taraflılığı’ üzerinde durması bakımından da ilginç.

Bir meclis raporundan çok siyasi tarih çalışmasına benzeyen Darbe Komisyonu raporunu çapraz bir tarih okuması gibi değerlendirmek mümkün. Çünkü rapor Latin Amerika darbeleri ve Irak’taki işkence haberleriyle birlikte okununca kirli savaşın ölmediğini, şekil değiştirdiğini gösteriyor.

Tabii bir de BBC ve Guardian’ın haberine kaynak yaratan sızdırıcıları hatırlamakta fayda var. Belgeleri WikiLeaks’e veren asker Manning bugün ABD’de tutuklu. WikiLeaks’in sahibi Assange ise aylardır Londra’daki Ekvador Büyükelçiliği’nde. Sokağa adım atsa tutuklanacak.
Yani zaman geçip sistem demokrasi güncellemesini yapsa da savaş farklı şekilde devam ediyor.