Bir gece ansızın Kahire 82, Şam 83

Türkiye'de toplumsal kutuplaşma ve ayrışma keskinleştikçe sloganlar benzeşiyor. 'Ötekiler' birbirine dönüşüyor.

Kıbrıs’ın AB üyeliğine ilişkin referandumu beklediği günlerdi. Hem Kıbrıs hem de Türkiye, “Yes be annem” diyen AB taraftarları ile Denktaş’ı destekleyen AB karşıtları arasında fikren bölünmüş vaziyetteydi.

Bu atmosferin etkisiyle olsa gerek İstanbul Üniversitesi’nin eski rektörü ve 28 Şubat’ın en önemli figürlerinden Kemal Alemdaroğlu, Çanakkale Savaşı’nı anlatan bir belgeselin galasında konuşma yapmış, milli duygularına gem vuramayıp “100 bin şehit daha verir Yunanistan’ı da alırız” deyivermişti.

İş bununla sınırlı kalsa iyi. Bu bakış açısı ‘Kuzey Irak’ meselesinde de patlamış, zamanın kudretli askerlerinden Erdal Sarızeybek 32. Gün programında “Gerekirse 3 milyon şehit verir Kuzey Irak’ı alırız” çıkışı yapmıştı.

Bu çıkış futbol tribünlerinde de “Bir gece ansızın 81 Düzce, 82 Musul, 83 Kerkük” pankartlarıyla karşılığını bulmuştu.
Son dönemde siyasetin diliyle keskinleşen toplumsal ayrışma yüzünden bu söylemler farklı bir şekilde yeniden tedavüle girdi.
Mısır’daki darbeye ilişkin yayınlara bakarken bir televizyon yorumcusuna denk geldim. “Türkiye niye Mısır’ın iç işlerine karışıyor?” sorusuna alınan yorumcu “Kahire, İçişleri Bakanlığı’nın ilgilenmesi gereken bir konudur” dedikten sonra kendini tutamadı ve “Kahire bizim 82’nci vilayetimizdir. Şam 83, Bağdat 84, Mekke 85, Medine 86” deyiverdi.

Pek çok insanın yüzünde bir tebessüm oluşturacak bu izansız çıkış toplumsal ayrışmanın hangi noktaya geldiğini görmek açısından önemli.
Siyasi iklimimiz Mısır’da yaşananlar için toplumu demokratlar ve darbeciler olarak ikiye bölmüş vaziyette. Bu bölünmüşlük içinde Mısır’da yaşananın askeri bir darbe olduğunu kabul edip de Mursi’nin demokrat olmadığını anlatmanın imkânı yok.

Çünkü kısa süre önce Tahrir ile Taksim bağlantısı kurulmasını eleştirenler bugün Taksim’de Mısır’ın provası yapıldığını iddia ediyor. Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi, tarihi farklılığı görmezden gelip “Türkiye’de yapamadıklarını Mısır’da başardılar” diyebiliyorlar.
Oysa Mursi dönemi de dahil olmak üzere Mısır’da olmayan demokrasiyi örnek alıp Türkiye ile kıyaslamak haksızlık olur. Bu orantısız benzetmeler toplamsal kutuplaşmayı derinleştirirken yaşananları da olduğu gibi değerlendirmeyi engelliyor.

Mısır’da yaşanılan net olarak bir askeri darbedir. Azı-çoğu, iyisi-kötüsü olamaz. Hiçbir darbe de övülmeye, meşrulaştırmaya layık değildir.
Tıpkı darbenin azı-çoğu, iyisi-kötüsü olmayacağı gibi demokrasinin de olmaz. O yüzden “En kötü demokrasi en iyi darbeden iyidir” sözünün siyaset biliminde bir karşılığı yoktur.

Bununla birlikte darbenin mağduru olan Mursi’den bir demokrat çıkarmaya çalışmak da başka bir yanlış olur. Ancak Türkiye’nin mevcut siyasi ortamında darbeyi kınayıp Müslüman Kardeşler’in meşru siyasette kalmasını savunurken Mursi’nin demokrat bir lider olmadığını anlatmanın imkânı yok.

Çünkü siyasetin böldüğü algı dünyası, herkesin gerçeğin bir kısmından tuttuğu bir dil yaratıyor. Üstelik toplumsal ayrışma derinleştikçe, muktedirlerin dili geçmişe rahmet okuturcasına eskileriyle benzeşiyor. ‘Ötekiler’ birbirine dönüşüyor. 82 Musul, 83 Kerkük yerini yeni vilayetlere bırakıyor. Kahire 82, Şam 83, Bağdat 84…