D-jenerasyon

Bugün bizi şaşırtan, nesilsiz ya da nesiller üstü D-jenerasyon'un harekete geçtiğinde ne kadar etkili olduğunu görmemizdir.

"Çapulcular açtı. Çapulcular kirliydi. Toz, ter ve çamur kokuyorlardı. Üşüyorlardı. Ama gülüyorlardı.”
Bu cümleler Hakan Günday’ın 10 yıl önce yazdığı ‘Piç’ isimli romanından. Söz konusu cümlelerde ‘piç’ yazan yerleri ‘çapulcu’ kelimesiyle değiştirdim.
Kitap, Gezi Parkı eyleminin ilk günlerinde aklıma gelmişti. Ekonomik durumları iyi ailelerden gelen, iyi eğitimli olmalarına rağmen nihilist tavırları yüzünden ortada kalan 4 gencin Taksim-Gezi Parkı’na sığınmasını konu ediniyordu.
Gezi Parkı’nda ortaya çıkan ve televizyonlardaki ‘uzmanlar’ tarafından masaya yatırılan ‘yeni nesli’ anlamak için başvurulabilecek bir kaynak.
Mizahıyla herkesi dumura uğratan, gaz yerken Starbucks’ın duvarına “Yaşasın tam bağımsız Kurukahveci Mehmet Efendi” yazabilecek zamanı bulan bu yeni neslin, kafaları karıştırması gayet doğal.
Onları, çocukluk dönemleri 80’lere denk gelen Türkiye’nin ilk apolitik kuşağından ayıran belirgin farklar var.
Mesela internetin yaygın olarak kullanıldığı bir dünyaya gözlerini açtılar. Bu yüzden çocukluktan itibaren her şeye daha kolay ulaşabildiler. 

Hepsi birer ‘kahraman’ 


Ailelerinin ekonomik durumları (doğal olarak) bir önceki kuşağa kıyasla daha iyiydi. Birçoğu özel okullarda eğitim gördü. Üstelik darbe sonrası kuşağın maruz kaldığı resmi tarih anlayışına uygun tedrisatın aksine her bireyin ‘kahraman’ olabileceği Amerikan eğitim sistemine uygun yetiştiler.
Bir önceki kuşaktan
abileri ve ablaları tarafından fazla ukala olmakla, kendilerinden başka hiçbir şeyi umursamamakla suçlandılar. Ama o büyüklerini daha çok sinirlendiren şey, bu suçlamalar karşısında da aynı umursamaz tavırlarını sürdürüp ezilmemeleriydi.
Gezi Parkı direnişinin çıkardığı en önemli sonuçlardan biri, bugüne kadar dünya yansa umursamayacağı düşünülen; mizahıyla değil de ukalalığıyla tanınan bu ‘çapulcu neslin’ demokrasi sürecine katkısıdır.
Dilleri de, düşünceleri de siyasetin köklerini sarsmaya aday. 

Nesiller üstü nesil 

Onlara kimi 90’lılar, kimi Y jenerasyonu diyor. Geleceklerine dair plan yapmak yerine, ‘doğallığın tanımı’ gibi felsefi konuları ya da Birleşmiş Milletler’in çocuk işçiliğini önleme çabalarını tartışan Hakan Günday’ın kahramanları şöyle diyordu: “Biz ne X-Generation’ız ne Y Generation ne de herhangi bir başka nesil. Bizim neslimizin adı dejenerasyondur. Film afişlerinde güzel duracak bir nesil adı: D-Generation! Yani nesilsizler nesli. Hiçbir nesle ait olmayanların çağı. En korkulması gerekenlerin nesli; çünkü hiçbir tanımı, sınırı, kuralı yok. Muhtemelen bu son nesil olacak. Belki binlerce yıl sürecek ama son olacak. Dünya adındaki tiyatronun perdesini dejenereler kapatacak. Bu gerçeğin farkına varmamız istenmediği için de dejenerasyon kelimesinin önemini yitirmesi ve sözlükteki on binlerce kelimenin arasında kaybolması uğruna insanlar ellerinden geleni yapıyor. Dejenerasyona ait olduğunu anlayan bir çocuğun oksijenden bağımsızlaşmış gibi olacağını bildiklerinden bunun ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.”
Bugün bizi şaşırtan, nesilsiz ya da nesiller üstü D-Jenerasyon’un harekete geçtiğinde ne kadar etkili olduğunu görmemizdir.
Küresel çağın çocukları yeni bir dil yaratırken bu saatten sonra kimsenin onlara sırtını dönmesi mümkün değil.
Hem ne diyordu o duvar yazısında: “Gaz değil de nem fena nem.”