Faili meçhul bir araba sevdası

Sadece Uğur Mumcu davasına bakarak Türkiye'deki faili meçhul cinayetlerin akıbetini anlamak mümkün...

Ocak ayı gazeteci düşmanıdır. Nedeni basit; Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Hrant Dink gibi birçok gazeteci ocak ayında aramızdan ayrıldı. Son olarak da Mehmet Ali Birand...
Şüphesiz (ve iyi ki) Birand’ı diğerlerinden ayıran bir özellik var. Bununla teselli olunur mu bilinmez ama Birand, bu ülkenin cesur gazetecilerinden biri olarak doğal yollardan ölmeyi başardı. Belki de bu topraklarda bir şans sayılmalı.
Altı sene önce sokak ortasında alçakça bir suikasta uğrayıp aramızdan ayrılan Hrant Dink’in anıldığı dakikalarda Birand da sonsuza uğurlandı.
Başka bir gazeteci Uğur Mumcu da yirmi yıl önce yine bir ocak ayında yaşamını yitirmişti. Hain bir saldırıyla.
Gazeteci ölümlerinin ocak ayı hanesi bir bir dolarken adaletin terazisi nedense bir türlü dengeye gelemiyor. Uğur Mumcu davası bu açıdan örnek.
Sadece bu davaya bakarak Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerin akıbetini anlamak mümkün... Güldal Mumcu’nun İçimden Geçen Zaman kitabındaki şu satırlara göz atalım:
“Uğur, ‘Arabada bir gariplik var’ dedi. ‘Nedir’ diye sorunca ‘Direksiyon çekiyor, lastiklerde bir şey mi var acaba?’ diye karşılık verdi. Sağa yanaştık. İnip lastikleri kontrol etti. Bir sorun yoktu; yola devam ettik. Ama direksiyonun neden çektiğine de akıl erdirememiştik. Çünkü araç çok kısa bir süre önce Renault servisi REKO’nun bakımından geçmişti.
Evin önünde park yeri bulamayınca, biraz ileriye, yan apartmanın karşısına park ettik...
(İki gün sonra evden çıkarken) Sağ tarafımda gözümün ucuyla beyaz bir arabanın geçtiğini gördüm, bir adım attım...
Büyük bir patlama oldu!!..
Bir adım daha attım. Bir patlama daha!!!..
Geriye, eve doğru bir adım attım. Bir patlama daha!!!!..
Önce arabayı gördüm, duvarın dibinde bir enkaz halinde duruyordu. ‘Uğur’a ne oldu, Uğur nerede!?’ diye bağırdım. Birisi, ‘Bakmasanız..’ dedi.
Bense onu görmek istiyor, etrafta onu arıyordum.
Sonunda gördüm!
Su deposunun bahçesinde, tepede karların üstünde öylece yatıyordu. Gözünde gözlüğü, üzerinde paltosu...
O’nu, arabanın enkazını ve arabanın su deposunun bahçesine yayılmış parçalarını alıp götürdüler. Saat herhalde 16.00’ya geliyordu.
... O sırada Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hüsamettin Cindoruk geldi. ‘Başınız sağ olsun. Zaten bekliyorduk’ dedi.”
20 yıl önce Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü günü kitabında böyle anlatıyordu Güldal Mumcu. Bir patlama, bir araba enkazı ve devletin en üst düzey yetkilisinden “Zaten bekliyorduk” mesajını.
20 yıl sonra aralarında Mumcu’nun da bulunduğu faili meçhul cinayetlere ilişkin Umut Davası’nda bir arpa boyu yol alınamadı. Geçen hafta BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 1990’larda işlenen faili meçhul cinayetlerin zamanaşımına uğramaması için bir komisyon kurulmasını önerirken Umut Davası’nda da bir karar çıktı.
Mahkeme Mumcu’ya ait 06 YR 245 plakalı aracın enkazının mirasçılarına iadesine karar verdi.
Bu karar bir bakıma Türkiye’de faili meçhul cinayet davalarının özeti sayılır. Önce en yakınlarınızı hayattan çekip alanların varlığını ispatlamaya çalışırsınız. Hukuki zeminde her türlü girişimi yaparsınız. 20 yıllık mücadelenin sonundaysa faillerden ziyade bir enkaza ulaşabilirsiniz.
Ne diyelim, zaten beklemiyor muyduk?