Hayaldi, ger'Che'k oldu

Che Guevara, Küba'da silindiği siyaset sahnesine geri dönüyor.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, seçim gezisi sırasında bir dükkânda gördüğü Che posterinden etkilenip “Rahmetli de yaşasaydı AKP’ye oy verirdi” demiş.
Kendini “Arjantin’de doğdum, Küba’da çarpıştım ve Guetemala’da bir devrimci oldum” sözüyle tanıtan Che Guevara için eksik bıraktığı cümlesini tamamlama fırsatı olabilir bu: “Ve 2011’de yaşasaydım oyumu kesin AKP’ye verirdim.”
Gerçi Che, Arjantin vatandaşıydı ama bir önemi yok. Hayaldi, gerçek oldu diyelim.
Oysa kabineden başka bir isim, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, daha iki ay önce sağlık politikalarını eleştirmek için Che posteri açarak yürüyen doktorlara tepki göstermiş, “Biz Che’nin değil Refik Saydam’ın, İbn-i Sina’nın, Atatürk’ün izindeyiz. Tıp örgütleri sosyalist iktidarın peşinde, ama o sistem herkesi fukaralıkta birleştiren bir ütopyadır” demişti.
Eğer iki ay içinde Che’nin görüşlerinde köklü bir değişiklik olmadıysa ortada bir kavram kargaşası var demektir.
Aslında bu kargaşa yeni sayılmaz. Che Guevara, Türkiye siyasetine sık sık, farklı yollardan konuk oluyor. Şöyle de denebilir, hiçbir şeyden çekmedi Comandante, Türkiye’den çektiği kadar. 

Ülkücü Comandante
On yıl kadar önce bir grup milletvekili bir Küba turu düzenlemiş, sosyalizmi Türk usulü yâd etmişti. Gezide vekillerin Küba sahillerinde söyledikleri ‘Çırpınırdı Atlantik bakıp Türk’ün bayrağına’ şarkısı kadar akılda kalan başka bir şey daha vardı: MHP’li Mehmet Gül’ün başına geçirdiği Che beresiyle kameralara verdiği poz. Gül daha sonra “Che beresi de takarız, bozkurt işareti de yaparız” deyip, Che’nin duruşuyla Türk milliyetçiliğinin benzerliği hakkında söylevler vermişti.
Mehmet Gül’ün yorumları, 1970’lerde aynı semboller yüzünden işlenen cinayetlerin ardından 2000’lerin başında Che’nin milliyetçilerin gözündeki dönüşümünü gösteriyordu.
Birkaç yıl sonra Comandante, yine Türkiye merkezli bir tartışmanın içinde buldu kendini. Kıbrıs’taki Annan Planı referandumunun öncesindeydi. Her şey bir e-mail’le başladı.
‘FW: Che’nin çantasındaki sır’ başlığıyla yüz binlere ulaşan e-mail’e göre Che öldüğünde çantasından Atatürk’ün Nutuk eseri çıkmıştı.
Bir CIA operasyonuyla öldürülen Che’yi, Çaldıran Savaşı sürerken çadırında Şehname okuyan Şah İsmail’e benzeten bu e-mail’den etkilenmemek mümkün değildi pek tabii. Onun için herkes Che’nin yolundan gidip tıpkı Nutuk’ta yazdığı gibi Annan Planı’na karşı çıkmalıydı.
Che’nin Türk siyasetindeki cefası bununla da sınırlı kalmıyor. Geçenlerde Anavatan Partisi’nden ayrılarak kurulan ve şimdiden 2015 seçimlerine hazırlanan Büyük Anavatan Partisi’nin genç başkanı Emanullah Gündüz de Che’ye atıfta bulunarak siyasete yeni bir soluk getirdiklerini müjdeliyordu. Che’nin 23 yaşında başladığı siyasi mücadelesini örnek alıp Türkiye turuna çıkacaklarını söyleyen Gündüz, noktayı şu sözüyle koyuyordu: “Bunu, Türkiye’nin Guevarası ve milenyumun Özalı olarak yapıyoruz.” 

Siyaseti hiç sevemedi
Türkiye siyaseti ondan bir türlü vazgeçmese de gerçekte Che Guevara siyasetten çabuk bıkmıştı. Hatta her daim Che’ye selam gönderen duruşlarıyla tanınan Beşiktaş’ın Çarşı grubu kadar bile siyasetle ilgilenmezdi.
Küba devriminin ardından ekonomiye el atıp politikayla uğraşsa da birkaç sene içinde sıkılıp önce Kongo, ardından Bolivya devrimlerine katılmıştı. Siyasetten o derece hazzetmiyordu ki, ‘foco teorisi’ gereği anti-devrimci olarak gördüğü komünist partilere bile karşıydı. O, köylülerden mürekkep devrimci gücün önderiydi.
Zaten Küba’nın Sovyetler etkisine girdiği 1970’lerde Che’nin fikirleri neredeyse tamamen unutulmuştu. Kübalı çocuklar sabahları okulda ‘Che gibi olacağız’ marşını söylese de siyasete küsen ve devrim uğrunda ölen Comandante, siyasal alandan çoktan silinmişti.
Demek ki nasip 2000’lerin Türkiyesi’neymiş. Guevara, 1960’larda çekildiği siyaset sahnesine Türkiye’den dönüyor.
Yaşasaydı AKP’ye ya da başka bir partiye oy verir miydi bilmiyorum, ama en gerçekçi eseri olan mektuplarından birinde Che Guevara, ailesine siyasetten ne kadar uzak olduğunu şöyle anlatmıştı: “Mızrağım kolumun altında dönüyorum. Birçoğu bana maceracı diyecek. Ama ben farklı türden bir maceracıyım. Gerçekleri ortaya koymak için canından vazgeçenlerdenim.”

.