Helal sana bu kanlar

Kızılay Başkanı bilerek ya da bilmeyerek kan üzerinden ırkçılık yapıyor. 'Helal kan' tartışmasının tek karşılıı var: Öjenizm...

Kızılay’ın tedarik ettiği kan yüzünden hayatını kaybeden iki kişiyi hatırlıyor musunuz? Geçen yıl bir davayla gündeme gelmişti. Kanlarda HIV virüsü bulunuyordu. Ölümcül kan transferinin ‘skandal’ olarak haberleştirilmesine içerleyen Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar apar topar bir basın toplantısı düzenlemiş ve Kızılay’ın bu olayda en ufak bir hatası olmadığını belirtip şöyle demişti:

“Haberlerde Kızılay kanı olarak belirtilen kan, Kızılay kanı değil toplumumuzun kanıdır. Bu kan Kızılay tarafından üretilmemiş, hastalık bulaştırılmamış sadece bir ihtiyaç sahibine ulaştırılmak için toplumumuzdan emanet alınmıştır.”

Yani, bozuksa toplumun kanı bozuktu. Kızılay sadece bu kanı bir kişiden alıp, diğerine veriyordu. Ne suçu olabilirdi?

Aynı Kızılay Başkanı birkaç gün önce yine sürpriz bir çıkış yaparak yeni bir projeyi anlatıyordu. Bu kez bozuk çıkabilen toplumumuzun kanının, yabancı kanlara kıyasla daha ‘şifalı’ olduğunu iddia ediyordu: “Biz kendi kanımızdan üretilen ilaçları kullanırsak bilim adamlarımız da daha iyi olabileceğini söylüyorlar. Yani insanın kendi kan neslinden elde edilen ürünleri kullanması daha şifalı”.


BİR TAŞLA İKİ KUŞ
Başkan Akar’ın yerli ilaç konusunda hayli çarpıcı örneği vardı: “Örneğin ilacı İngiltere’den ithal ediyorsak, bu ilaç oradaki insanların kanından, plazmasından elde ediliyor. İthal ettiğimiz yerlerdeki insanların beslenme alışkanlıkları farklı. Müslüman bir millet olduğumuz için biz genelde domuz eti yemiyoruz. Mahzurlu gıda tüketmiyoruz ancak ithal ettiğimiz kanlarda bu söylediğimiz gıdalar mevcut.”

Yani domuz yiyen İngilizlerin kan plazmaları kullanılarak yapılan ilaçlar yerine, kendi helal kanımızın plazmasını kullanarak ilaç üretip rahat rahat kullanabileceğiz. Kızılay Başkanı’nın sözleriyle “Hem ithalatı ortadan kaldırmış olacağız hem de İslam ülkelerine ihracat yapma imkânımız olacak”. Bir taşla iki kuş.

Lakin kafam almadığı için bir hematoloğa danıştım. Bir iftar programında “Justin Bieber posteri asmak günah mıdır” sorusunu soran genç gibi mahcup şunu sordum: “Domuz yiyen bir insanın kanındaki plazmadan yapılan ilaçla, yemeyen insanınkinden yapılan ilaç arasında bir fark var mı?”

Aldığım cevap şöyle: “İlaç sanayiinde insan kanından ilaç üretimi tercih edilmez. Bazı ilaçlarda kan plazmalarından yararlanılır, bu da laboratuvar şartlarında üretilir. Dolayısıyla hiçbir objektivitesi olmayan bu görüş (ve soru) saçmadır”.

Tıbbi açıdan durum bu.

Belki niyet daha önce önerilen ama Sağlık Bakanlığı’nın onaylamadığı yerli plazma fraksinasyonuna ilişkin proje. Ama Kızılay Başkanı’nın hiçbir bilimsel teori ve mantığa uymayan sözlerinin tek bir karşılığı var: Öjenizm.

Kızılay Başkanı bilerek ya da bilmeyerek kan üzerinden ırkçılık yapıyor. Yerli ilaçtan bahsederken ‘domuz yiyenlerin kirli kanı’, ‘bizim temiz kanımız’ ikiliğine başvurup gönül rahatlığıyla kullanılabilecek kandan bahsediyor. Bir zamanlar “Virüslü kan Kızılay’a ait değil; o, toplumumuzun kanıdır” dediği gibi şimdi de popülist bir dil tutturmak için ‘helal kan’ örneği verirken ırkçılığın en pespaye türevi olan öjenizmin ağına düşüyor.

Belli ki anlatmak istediği konuya hayli yabancı. Açığını da ‘helalinden’ kapatmaya çalışıyor. Ama kullandığı dil ırkçılığa çıkıyor. Ve unutmamalı, Franz Rosenweig’ın dediği gibi “Dil, kandan daha fazla bir şeydir.”