Özür dileyeceksin Der Spiegel

Gezi eylemleri sonrasında uluslararası yayınlar etrafında kopartılan fırtına Reha Muhtar'ın Der Spiegel gerilimini anımsatıyor.

Televizyonculuk tarihine geçen anlardan biri olsa gerek. 12-13 yıl önce Almanya’nın ünlü haber dergisi Der Spiegel, Hz. Muhammed’in yüzünün tasvir edildiği bir resme yer verince zamanın en ünlü televizyon figürü Reha Muhtar, krizi fırsata çevirmişti. Kendisine özgü stiliyle sunduğu haber bülteninde uzun bir tirat attıktan sonra gözlerini fal taşı gibi açıp işaret parmağını sallayarak doğrudan Der Spiegel’e seslenmişti: “Özür dileyeceksin Der Spiegel.”

Gelin görün ki Alman dergisi o tirattan pek etkilenmişe benzemiyordu. Israrla özür dileme çağrısı yapan Reha Muhtar’ın isteğini yerine getirmek şöyle dursun, haberciliği hakkında bir de yazı yayımladılar. Ünlü sunucunun haberden çok şov peşinde olduğunu iddia eden bu yazıda Muhtar’ın Hamdi isimli bir konuğunu Interpol tarafından aranan Yeşil olduğuna ikna etmeye çalışması gibi örneklere yer veriliyordu. 

Gezi eylemleri sonrasında uluslararası yayınlar etrafında kopartılan fırtınaya bakınca, aklıma hep Reha Muhtar’ın Der Spiegel gerilimi geliyor.
CNN, BBC gibi kuruluşların Gezi olaylarına geniş yer vermesiyle başlayan tartışma bir süre sonra uluslararası medyanın işin içinde olduğu büyük bir komplo algısına dönüşmüştü. Der Spiegel’in ‘Boyun Eğme’ pankartı tutan göstericiyle yaptığı kapak ve Christian Amanpour’un CNN’deki yayınları özellikle iktidar çevresinde büyük infiale yol açmıştı.

Oysa yapılan habercilik de ona gösterilen tepkiler de en temelde ifade özgürlüğüne ilişkin anlayış farklılığının bir göstergesi sayılabilir.
Hatırlanacak olursa olaylardan kısa süre sonra aralarında para toplayan bir grup New York Times gazetesine Gezi Parkı’na ilişkin bir ilan vermişti. Faiz lobisinin uzantısı oldukları iddia edilen ilan sahipleri Türkiye’de topa tutulmuştu. Gazetenin nasıl böyle bir ilan aldığı sorgulanırken New York Times’ın reklam bölümünden şöyle bir açıklama yapılmıştı: “New York Times birçok konuda görüşlerini paylaşmak isteyen farklı gruplardan (advocacy groups) reklam kabul etmektedir. Bu tür reklamları yayımlarız çünkü ifade özgürlüğünü en geniş kapsamda tutan ABD Anayasası’nın ilk maddesine inanıyoruz.”

Bugün benzer bir kavga çoğu Hollywood yıldızı 30 ismin İngiliz The Times gazetesine verdiği ilanla tekrarlanıyor. Başbakan’ın “Sen beni nereden tanıyorsun, ne zaman konuştun” dediği Hollywood starlarını, düşüncelerini kiraya vermekle itham etmesi enteresan olabilir. Ama gazeteye yönelik sözleri ifade özgürlüğündeki farklılığı anlamak açısından daha enteresan: “Times parayla kendi sayfasını kiraya veriyor. Bu tabii Times’ın da buradaki ahlaki zaafıdır. Times’la ilgili de arkadaşlarım hukuki girişimlerde bulunacaklar. Diğerleriyle ilgili hukuki girişimlerde bulunacaklar.”

Mevzu ilan olsa da konu yine dönüp dolaşıp ifade özgürlüğüne geliyor. İlan alma ve verme koşulları farklılık gösterse bile Avrupa basınında ifade özgürlüğüne ilişkin temel mutabakat olduğu söylenebilir.

Bu mutabakat ne kadar uç fikirler olursa olsun açık hakaret içermeyen metinlerin yayımlanabilmesinin önünü açar. Tarafsız olup olmaması ayrı bir tartışmanın konusu olmakla birlikte esas olan, ifadenin serbestliğidir.

Kaldı ki bu günlerde ifade özgürlüğüne sahip çıkmak adına devlet başkanlarına hakareti suç olmaktan çıkaran Fransa’daki yasal değişiklik de bu çıtanın ne kadar yükseldiğini gösteriyor.
Türkiye’de ise ne yasal mevzuat ne siyasal kültür ne de medya yapılanması ifade özgürlüğünün geniş kapsamlı kullanımını mümkün kılıyor. Basın özgürlüğü listesindeki konumumuz bunun en büyük göstergesi. Ve bunlar değişmedikçe daha uzun yıllar bekleyecek gibi görünüyoruz Der Spiegel’in bir türlü gelmeyen özrünü.