Birleşmiş Milletler'de 'güvenli bölge' tartışması

Rusya'nın hayır dediği bir formüle Avrupa'nın ve Amerika'nın tamam demesi çok zor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak için gittiği New York’ta ‘güvenli bölge’ talebini yeniden gündeme getiriyor.

Davutoğlu, Cerablus ve Azez arasındaki bölgede 100'er bin kişilik 3 şehir kurmayı öneriyor.

Bu bölgenin havadan korumasının uluslararası koalisyon, karadan korumasının ise Suriye muhalefeti tarafından sağlanması düşünülüyor.

Fakat Türkiye’nin önerisinin mevcut konjonktürde Batı nezdinde kabul görme ihtimali gittikçe azalıyor.

Geçen haftaki yazımda hem Suriye’deki savaşın seyrini hem de Türkiye’nin Suriye politikasını etkileyecek en önemli gelişmelerden birinin Amerika’nın Suriye’de atacağı adım olduğunu söylemiştim.

Amerika’nın, Rusya’nın Suriye içinde askeri varlığını güçlendirmesine vereceği tepkinin çok önemli sonuçları olacağından ve bu çerçevede birkaç senaryodan bahsetmiştim.

Senaryolardan bir tanesi Amerika’nın, Rusya’nın Suriye’deki iç savaşa bugüne dek yaptığı en direkt askeri müdahaleyi bir tehdit olarak algılayıp Suriye’ye muhalefet saflarında daha fazla müdahil olma kararı alması.

Bu durum savaşın başından bu yana Amerika’nın daha agresif bir politika gütmesini destekleyen Türkiye’yi memnun edecektir.

Bir başka senaryo ise Amerika’nın tıpkı Kırım ve Ukrayna’da yaptığı gibi Rusya’nın oldu bittisini kabul edip anlamlı bir karşı adım atmaması.

Hatta daha da ileri gidip Rusya’yı Suriye’de IŞİD’e karşı dahi olsa müttefik olarak görmesi.

Başkan Obama’nın Putin ile pazartesi yaptığı görüşme Amerika’nın Rusya’ya ne yanıt vereceğini açıklığa kavuşturdu.

Görüşmede Obama ve Putin, iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin yanlışlıkla birbirini vurmaması için ‘koordinasyon içinde çalışmaları gerektiği’ konusunda uzlaşmaya vardı.

Dışişleri Bakanı Kerry de IŞİD’e karşı ortak mücadele de dahil Suriye konusunda Rusya ile temel prensiplerde anlaştıklarını duyurdu.

Yani Amerika, Rusya’nın Suriye’deki askeri angajmanına ses çıkaracak gibi görünmüyor.

Aksine Washington, Suriye’deki çatışmayı IŞİD odaklı görüp Rusya’nın pozisyonuna yaklaşıyor.

Bu durum Türkiye için kötü haber.

Ayrıca Putin ve ABD bir konuda daha hemfikir.

Putin şunları söyledi New York’ta:

‘Suriye’de IŞİD’e karşı en etkili savaşan silahlı gruplardan bir tanesi de Kürtler, onların da desteklenmesi lazım.’

Böyle bir konjonktürde Başbakanın ‘Cerablus ve Azez arasındaki bölgede 100'er bin kişilik 3 şehir kuralım’ önerisinin kabul görmesi kolay değil.

Bahsi geçen bölgede Kürtler var, rejim güçleri var, IŞİD var ve son olarak da Rus birlikleri var.

Çatışma ihtimali bu denli yüksek bu bölgeyi karadan ve havadan kim koruyacak?

Suriyeli muhaliflerin, Rusya’nın burnunun dibinde etkin bir kara gücü olarak bu bölgeyi koruması bence gerçekçi değil.

Rusya’nın rejime hava gücü desteği verdiği bir ortamda bölgeye havadan koruma sağlayacak uluslararası aktör bulmak ise daha güç.

Şunu kabul etmek gerek. Rusya artık sahada İran’dan, Araplardan, ABD ve Türkiye’den çok daha önemli bir aktör.

Rusya’nın hayır dediği bir formüle Avrupa’nın ve Amerika’nın tamam demesi çok zor.

İşte bu nedenle Davutoğlu’nun önerisinin Birleşmiş Milletler’de karşılık bulacağına inanmıyorum.

Türkiye’nin Suriye politikasını yeniden gözden geçirme vakti geldi de geçiyor.

Sahada dengeler hızla değişirken, meseleye müdahil olmuş bütün aktörler politikalarını yeni oluşan dengeleri yansıtacak şekilde yeniden kurgulamışken, Türkiye’nin 2011’den bu yana güttüğü politikada ısrar etmesi ülkenin başını daha da ağrıtacaktır.

Bu nedenle, her ne kadar Davutoğlu New York’taki basın toplantısında aksini iddia etse de, Erdoğan’ın ‘Esad’ın Suriye’de bir geçiş hükümetinin parçası olabileceği’ söylemi önemli.