Bize birazcık Obama lazım...

İnsani kaygıları, demokratik değerleri bir tarafa bırakıp, meseleye reel politik çerçevesinden, Amerika'nın ulusal çıkarları perspektifinden baktığımızda Obama'nın dış politikası söylendiği gibi bir başarısızlık öyküsü değil.

Obama’nın dış politikası, özellikle de Ortadoğu politikası, çok tartışıldı, çok eleştirildi.

En çok eleştirenlerden birisi de bizdik.

‘Dış politikadan anlamıyor’ dedik, ‘bölgeyi kavrayamamakla’ ‘Suriye’ye müdahale etmemekle’, ‘Mısır’da darbenin karşısında yer almamakla’, ‘bölgenin diktatörleriyle yatağa girmekle’ suçladık.

Oysa meselenin ahlaki, insani tüm boyutlarını bir tarafa bırakıp, bütünüyle reel politik boyutundan baktığımızda, belki de Obama tam bir dış politika dehası...

Amerika’nın gelmiş geçmiş en başarılı başkanı...

Machiavelli’yi dahi kıskandıracak gerçek bir realist...

Bölgede yer yerinden oynarken ülkesini Ortadoğu’nun kaosundan korumuş, kazanamayacağı savaşlara dahil etmemiş, ulusal çıkarları ideolojinin ve ‘demokrasi ihracı’ gibi idealist ama maliyetli politikaların üstünde tutmuş tam bir vatansever...

Belki de bizim dış politikaya da birazcık Obama lazım.

Herkes onu ‘bölge meselelerinde pasif’ olmakla, ‘Amerika’nın elini eteğini dünyadan çekmekle’ suçlayadursun.

O, her adımı müttefiklerle atmak gerektiğini savundu.

Biz ‘değerli yalnızlık’ diyerek, müttefiklerimize rağmen radikal İslamcıları kollarken, O, Libya’ya müdahale için Avrupa’yı, Birleşmiş Milletler’i bekledi, İran’ı izole etmek, Putin’e ders vermek için müttefiklerini mobilize etti.

Herkes ona ‘Ortadoğu’yu Rusya ve İran’a kaptırıyorsun, bölgeyi fazla boş bıraktın’ derken, O, gücünün sınırını bildi.

Biz ‘Türkiye olarak bundan sonra Ortadoğu’da değişim dalgasını yöneteceğiz, bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz’ derken O, ‘Amerika her yerde, her sorunu çözemez, yardıma hazırız fakat önce Iraklıların, Suriyelilerin, Libyalıların kendi ülkelerine sahip çıkmaları lazım’ dedi.

Herkes onu IŞİD’e bombalar yağdırırken IŞİD’den daha fazla kafa kesmiş, insan haklarını hiçe saymış Suudiler ile elele kol kola olduğu, bir yandan demokrasi vaazı verip diğer yandan Mısır’daki darbe yönetimiyle ittifaka devam ettiği için yerden yere vururken, O, buz gibi bir pragmatizmle, ‘ulusal çıkarımız bunu gerektiriyor’ diyerek İran’la masaya oturdu.

Müslüman Kardeşler sevdamız yüzünden işadamlarımız, vatandaşlarımız Libya’dan, Mısır’dan sınır dışı edilirken, Körfez ülkeleri yatırımlarını keserken, biz ‘Hamas ve Müslüman Kardeşlere kapımız açık’ derken, O, Çin’in etki alanını sınırlandırmak için Myanmar’daki, Vietnam’daki otoriter rejimlerle çalıştı.

Amerika’nın Afganistan’dan çıkışını kolaylaştırmak için Orta Asya’daki otokratları, Pakistan’ın iki yüzlülüğünü tolere etti.

Mübarek devrildikten sonra iktidara gelen Müslüman Kardeşler yönetimiyle de, onları deviren Sisi’yle de çalışacağını söyledi. ‘Mısır bizim için çok önemli, ilişkileri kesme lüksümüz yok’ dedi.

O, hiçbir çatışmaya gözü kapalı angaje olmadı.

Biz Suriye muhalefetinin hamiliğine soyunurken, Mısır’da Mursi’nin seçim kampanyasına yardım etmek için danışman yollarken, O, ‘Suriye muhalefetine gözü kapalı silah yollayamam, önce bu grupların kim olduğunu anlayalım’ dedi.

Amerika’nın ulusal çıkarlarına büyük tehdit olarak gördüğü IŞİD’e karşı mücadele ederken dahi ülkesinin angajmanını minimumda tuttu, yapabileceklerini yaptı, yapamayacaklarını başkalarına havale etti.

Irak’taki, Suriye’deki IŞİD mücadelesinin en çetrefilli kısmını İran’a, Kürtlere, Şii milislere bıraktı.

Kongre’nin ‘sen İsrail’i yeterince savunmuyorsun’ feryatlarına ‘Ben Amerika’nın başkanıyım, İsrail’in değil, İsrail’in Amerika’nın çıkarlarına zarar veren politikalarını gözü kapalı destekleyemem’ diye cevap verdi.

Katı ve soğuk pragmatizmine rağmen Obama’nın dış politikası bütünüyle değerlerden, ideallerden yoksun değildi.

Libya Amerika için stratejik önemi büyük bir ülke değildi. Libya müdahalesini insani kaygılarla yaptı.

Fakat riskleri hesapladıktan, müdahalenin çerçevesini gerçekçi olarak çizdikten, amacına ulaşacağından emin olduktan ve müttefiklerin desteğini arkasına aldıktan sonra...

İnsani kaygıları, demokratik değerleri bir tarafa bırakıp, meseleye reel politik çerçevesinden, Amerika’nın ulusal çıkarları perspektifinden baktığımızda Obama’nın dış politikası söylendiği gibi bir başarısızlık öyküsü değil.

Amerika’nın yaptığı her şeyi lanetleyen Batı karşıtlığımızdan bir kaç dakika çıkalım...

Amerika’nın Irak’ı işgalinin radikal İslamcılığı beslediği bir bölgede Washington’ın Suriye’ye Esad’ı devirmek için müdahale ettiğini, Ortadoğu politikasının bel kemiği olan Mısır’la Türkiye’nin aklına uyup ilişkisini kestiğini, Ankara’nın yaptığı gibi her fırsatta Körfez ülkelerini Müslüman Kardeşlere sahip çıkmıyor diye azarladığını, Irak’a IŞİD ile mücadele için binlerce asker yolladığını düşünelim...

Tüm bunları bir Amerikalının gözünden, Amerika’nın bölgedeki çıkarları açısından görmeye çalışalım...

Bu çerçeveden baktığımızda Obama’nın dış politikada çuvalladığını söylemek mümkün mü?

Amerikan halkı mümkün olmadığını söylüyor. Maryland Üniversitesinin yaptığı bir ankete göre halkın yüzde 67’si Obama’nın dış politikasını destekliyor.

Kadir Has Üniversitesinin anketine göre ise Aralık 2013’te Türk halkının yüzde 52’si hükümetin Suriye politikasını başarısız bulmuş.

Halkın sadece yüzde 27’si Türkiye’nin askeri darbe sonrası izlediği Mısır politikasını başarılı bulurken, yüzde 46’sı başarısız olduğunu söylemiş.

Yani bizim dış politikaya birazcık Obama lazım...