Doha'dan Ortadoğu ve Amerika'ya bakmak...

Obama yönetiminin Körfez ülkelerinin dillendirdiği gibi bir 'demokrasi ihracı' politikası yok. Tam aksine Obama, Washington'da, stratejik çıkarlar uğruna bu ülkelerin demokrasi ihlallerine göz yummakla suçlanıyor. Kısacası Amerika'nın bölgedeki müttefikleriyle arasındaki makas gittikçe açılıyor.

Washington’ın önemli düşünce kuruluşlarından Brookings’in Katar’ın başkenti Doha’da düzenlediği Amerika-İslam Dünyası Diyalog Forumu’ndayım.

Forum, 11 Eylül saldırılarının ardından Amerika ve bölge ülkeleri arasında bir diyalog kanalı açmak amacıyla düzenlenmeye başlanmış.

İlk toplantı Katar devletinin de finansal desteğiyle 2004 yılında yapılmış.

Bu yıl on ikincisi düzenlenen foruma Katar Başbakanı Şeyh Abdullah bin Nasser Al Thani, Afganistan Cumhurbaşkanı Ashraf Ghani, Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Colin Kahl ve ABD Başkanı'nın IŞİD'le Mücadele Küresel Koalisyon Özel Temsilcisi Org. John Allen gibi isimler katıldı.

Forumun teması bölge ülkelerinin Amerika’nın Ortadoğu politikasını nasıl okuduğu.

Toplantıda yapılan tartışmalardan ilginç ve endişe verici bir tablo ortaya çıktı.

Amerika’nın bölgedeki müttefikleri derin bir kaygı içerisinde.

İran’ın hızla etki alanını genişlettiği, özellikle Körfez ülkelerine karşı askeri bir tehdit oluşturduğu ve Amerika’nın bırakın müttefiklerine yardım etmeyi, İran’ın elini güçlendirmek için adımlar attığı ve bölgeden hızla çekildiği algısı var.

Bu algı bütünüyle gerçekleri yansıtmıyor ve bölge güvenliği açısından endişe verici sonuçlar doğurabilir.

Bölge ülkelerinin bölgeyi ve Amerika’yı nasıl gördüğüne daha yakından bakalım.

Amerika’nın bölgedeki müttefiklerinin üç temel kaygısı var.

Birincisi Amerika’nın bölgeden stratejik olarak geri çekilmesi.

Bölge ülkeleri Obama’nın tam olarak bu nedenle başkan seçildiğini, Amerikan dış politikasının odağını Ortadoğu’dan Asya’ya kaydırmak istediğini, bu nedenle bölgeyle angajmanını hızla kestiğini düşünüyorlar.

Ayrıca Amerika’nın kaya gazı devrimi sayesinde kısa süre içinde Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymayacağını, bu nedenle Ortadoğu’dan çekilişinin daha da hızlanacağına inanıyorlar.

Bölge ülkelerinin ikinci kaygısı Amerika’nın İran ile ilişkisi.

İran ile varılan nükleer uzlaşının aslında Washington ve Tahran arasındaki uzun soluklu stratejik ilişkinin ilk adımı olduğunu düşünüyorlar. Amerika’nın İran’ın bölgedeki ilerleyişini durduran Saddam rejimini devirerek, Irak’ı bilerek İran’a teslim ettiğine inanıyorlar. Mübarek ve Kaddafi gibi Sünni rejimleri devirip, Esad’a karşı adım atmak istemeyişini de bu stratejinin bir parçası olarak görüyorlar.

Son olarak bölgedeki rejimler, Obama’nın kendi ülkelerinde demokratik reformları destekleyerek rejimlerinin altını oymaya çalıştığına inanıyorlar.

Oysa tarafsız bir analiz gerçeğin bundan farklı olduğuna işaret ediyor.

Kaya gazı üretimi sayesinde Amerika’nın 2020 yılına kadar Ortadoğu’dan aldığı petrolü yarıya düşüreceği, 2030’da ise Ortadoğu petrolüne ihtiyacı kalmayacağı doğru.

Obama’nın ‘Amerika’yı Irak ve Afganistan’dan çekeceğim’ diyerek seçildiği de doğru.

Amerika’nın askeri ve diplomatik enerjisini Ortadoğu’dan Asya’ya kaydırmak istediği de öyle.

Fakat Arap ayaklanmaları nedeniyle bunların hiç biri olamadı.

Tam aksine Amerika, istediğinden çok daha fazla angaje olmak zorunda kaldı Ortadoğu’ya. Belki 2003’te Irak’ta yaptığı türden bir angajman değil ama yine de Amerika’nın bölgede hatırı sayılır bir askeri, diplomatik ve siyasi varlığı var. Arap ayaklanmalarının ortaya çıkardığı dinamikler bunu zorunlu kıldı.

Amerika’nın Körfez’de hala 35.000 askeri var. Birkaç hafta evvel Körfez ülkeleriyle yapılan Camp David zirvesinin ardından Obama yönetimi Körfez’e silah satışının hızlandırılacağını söyledi.

Amerika Irak’ta IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyonu yönetiyor.

Ürdün’de, Katar’da, Suudi Arabistan’da, Türkiye’de Suriyeli muhalifleri eğitiyor.

Suudilerin Yemen operasyonuna destek veriyor.

Amerika’nın kaya gazı ile kendi enerji ihtiyacını kendisinin karşılaması Washington’ı enerji alanında bütünüyle bağımsız da kılmayacak.?? 

Bölge petrolü global petrol piyasası için önemli olmaya devam edecek. Ve Amerika bölge dinamiklerinin petrol fiyatlarında yaratacağı dalgalanmaya hep kulak kabartmak zorunda kalacak. ?

İran’a gelince…

Bölge ülkeleri Washington’ı İran konusunda naif olmakla suçluyorlar. Oysa Washington’ın İran politikası oldukça gerçekçi.

Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Colin Kahl, forumda yaptığı konuşmada çok net ifade etti.

Amerika’nın bölgedeki önceliği İran’ın nükleer silah üretmesini engellemek.

Lozan’da İran ile varılan mutabakatın ‘tek amacı’ da bu.

Washington’ın ümidi, nükleer müzakerelerin ve yaptırımların kaldırılmasının İran’daki ılımlı cephenin elini güçlendirmesi. Bunun İran’ın bölge politikalarında da bir yumuşamaya neden olabileceğini ümit ediyorlar.

Fakat Washington bunun olmayabileceğinin de farkında.

Yaptırımların kaldırılmasıyla gelen ekonomik rahatlamanın İran’ın bölgede daha agresif bir rol oynamasına da neden olabileceğini de görüyorlar.

Eğer böyle olursa, İran’ın hareket alanını kısıtlamanın başka yollarını buluruz’ diyor Kahl.

Yani öyle sanıldığı gibi İran ve Washington arasında kurulmuş ‘stratejik bir ortaklık’ yok.

Obama yönetimi müttefiklerinin İran kaygısından haberdar. Bu kaygıları yatıştırmak için Suudi Arabistan’ın Yemen operasyonuna destek verdi, Mısır’a silah satışına yeniden başladı.

Bölge ülkelerinin Amerika’nın ‘demokrasi ihracı’ konusundaki endişelerine gelince…

Obama yönetimi Arap ayaklanmalarıyla başlayan süreçte demokratik unsurlara destek vereceğini söylemiş olabilir. Fakat bu destek büyük ölçüde söylem düzeyinde kaldı. Obama Körfez’deki otoriter rejimleri, askeri darbeyle yönetime gelmiş Sisi’yi desteklemeye, Türkiye’deki demokrasi ihlallerine sessiz kalmaya devam etti. 

Yani Obama yönetiminin Körfez ülkelerinin dillendirdiği gibi bir ‘demokrasi ihracı’ politikası yok.

Tam aksine Obama, Washington’da, stratejik çıkarlar uğruna bu ülkelerin demokrasi ihlallerine göz yummakla suçlanıyor.

Kısacası Amerika’nın bölgedeki müttefikleriyle arasındaki makas gittikçe açılıyor.

Güvenliği için bütünüyle Amerika’ya bağımlı olan Körfez ülkelerinin Amerika’ya olan güvenlerinin bu denli sarsılmış ve İran’a dair korkularının bu kadar tavan yapmış olması hayra alemet değil.

Bu panik hali, bölgede daha fazla militarizmin, Suudilerin Yemen’de giriştiği türden askeri maceraların önünü açabilir…